İştirak Nafakası

İştirak Nafakası Nedir?

   İştirak nafakası, ergin olmayan çocuk lehine verilen ve velayete sahip olmayan taraf tarafından ödenen nafaka türüdür. Eşlerin kusur oranının hiçbir öneminin bulunmadığı bu nafaka türünde amaç ergin olmayan çocuğun yetiştirilmesi, eğitim, sağlık, barınma vs. gibi her tür ihtiyaç ve giderlerine velayet kendisine verilmeyen eşin mali gücü oranında katılmasını sağlamaktır. İştirak nafakasına ilişkin bu hükümler de TMK m.182’de şu şekilde düzenlenmiştir; 

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

İştirak Nafakasını Kimler Talep Edebilir?

   İştirak nafakasını talep etme hakkına sahip olanlar TMK m.329’daki hükümler çerçevesinde sınırlı tutulmuştur.

Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.

 Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir.

 Ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.

İştirak Nafakasında Görevli Mahkeme ve Yargı Usulü

   İştirak nafakası davalarına Aile Mahkemeleri bakmakta olup Aile Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. İştirak nafakası davası açılırken yetki hususunda bir sorun yaşamamak için dava, nafaka alacaklısının yerleşim yerindeki Aile Mahkemesinde açılmalıdır. Ancak doktrinde davalının yerleşim yerinde bulunan mahkemenin de yetkili mahkeme olduğu kabul görmektedir.  

   Mahkeme tarafından tedbir nafakası olarak ödenmesine karar verilen nafaka boşanma ya da ayrılık kararının kesinleşmesiyle iştirak nafakası adı altında ödenmeye devam eder.

İştirak Nafakasında Miktar Belirlenmesi 

   TMK m.330/1 ile iştirak nafakasının miktarını belirli çerçeveler içerisine yerleştirmiştir. 

Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.

   İştirak nafakasının miktarı madde hükmünden de anlaşılabileceği gibi hakkaniyet esas alınarak hesaplanmaktadır. Çocuğun ihtiyaçları ve geliri gibi faktörler hesaba katıldığı gibi aynı zamanda velayete sahip olan eşin maddi durumunun da çocuğun yaşam koşullarını etkilediği göz önünde bulundurularak bir hesaplama yapılır. İleriki yıllardaki ödenecek olan nafaka miktarı TMK m.182/3 uyarınca tarafların talebi ile belirlenebilir. 

Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

   Gelecek yıllardaki nafaka miktarlarının belirlenmemiş olması ya da tarafların sosyal ve ekonomik şartlarının değişmesi halinde her iki taraf da nafaka uyarlama davası açabilme yetkisine sahiptir. TMK m.331;

Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.

İştirak Nafakasının Sona Ermesi 

   İştirak nafakası ana ve babanın çocuğa olan bakım borçlarından doğduğundan çocuğun ergin olması ile sona ermektedir. Çocuğun ergin olması da Medeni Kanun’da düzenleniş olup 18 yaşına gelmeden çocuğun ergin olması da mümkündür. Çocuğun evlenmesi ya da TMK m.12 kapsamında mahkeme yoluyla ergin kılınması halinde iştirak nafakası sona erer. Ancak kanun koyucu ergin olan çocuğun eğitimine devam etmesi durumunu özel olarak açıklamış olup, çocuğun eğitimine devam etmesi halinde ergin olsa dahi iştirak nafakasının devam edeceğine hükmetmiştir. TMK m.328;

Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.

 Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.

   Bunlara ek olarak nafaka borçlusunun ölümü halinde de iştirak nafakası kendiliğinden sona erer.

İştirak Nafakasında Zamanaşımı

   Mahkeme ilamları veya ilam hükmündeki kararlar 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. (İİK m.39/1) TBK m.146;

Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımı süresine tabiidir.”

   Ancak nafakaya hükmeden mahkeme ilamları bu on yıllık zamanaşımına tabi değildir. Mahkeme kararıyla hükmedilen nafaka yükümlülüğü ancak yukarıda bahsedilen hallerin gerçekleşmesiyle sona ermektedir. Her ne kadar mahkeme ilamı zamanaşımına tabii olmasa da birikmiş nafaka alacakları TBK’daki genel zamanaşımı süresine göre işlem görür. Yani birikmiş nafaka alacakları en fazla on yıl geriye kadar tahsil edilebilmektedir.

İştirak Nafakasının Ödenmemesi Durumu

  Maaşa haciz, menkul ve gayrimenkul varlıkların icra yolu ile satışı gibi yöntemlerle nafaka tahsil edilebilir. Cebri icra yolu ile nafakanın tahsil edilememesi halinde ise cezai yaptırım uygulanması mümkündür. Bu husus İİK m. 344’de şu şekilde açıklanmıştır;

Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.

 Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir.

İştirak Nafakasının Artırımı 

Boşanma davasının sonucunda çocuklar için bir iştirak nafakasına hükmolunmuş olsa da durumun değişmesi halinde nafakanın artırımını istemek mümkündür. Mahkeme tarafından verilen nafaka kesin bir hüküm oluşturmayıp, talepler doğrultusunda nafaka artırılıp, azaltılabilir ya da kaldırılabilir. Nafaka zaman içerisinde değişen koşullar ya da enflasyon kaybı gibi nedenlerden dolayı yetersiz kalıyor ise nafaka artırım davası açılabilir. TMK m.331;

Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.

   Nafakanın veriliş ve artırılış esasları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.04.2013 tarihli ve 2012/1344 E., 2013/517 K. sayılı kararında incelenmiş ve açıklanmış olup;

Tarafların ekonomik ve sosyal durumları, günün ekonomik koşulları, çocukların yaş ve eğitim durumları ile nafakanın niteliği gözetilerek

Mahkemece; maddi durumu oldukça iyi olan bir babanın çocuklarının da, aynı yaşam standardında bir yaşam seviyesi sürmelerinin TMK 4.maddesine daha uygun olacağı, aksinin çocukların yararına olmayacağı…

   Şeklinde belirli bir esas ve sınıra tabi tutulmuştur. Görüldüğü üzere anne babanın yaşam standartları ve çocuğun ihtiyaçları doğrultusunda bir nafaka miktarı hükmolunacaktır.

   Nafaka artırımıyla birlikte ilerideki yıllardaki artışın da dava konusu edilmesinde fayda vardır. Çünkü ekonominin değişkenliği sabit olan nafaka üzerine uygulanamamaktadır. Ancak artış da dava konusu edildiğinde ekonomiden bağımsız olarak hakkaniyete uygun bir nafaka elde edilebilmektedir. Uygulamada Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 30.03.2017 tarihli ve 2016/15617 E., 2017/4346 K. sayılı kararında nafakanın yıllık artış oranından bahsedilmiştir.

Hükmedilen nafakanın yıllık artış oranına ilişkin yerleşmiş Yargıtay Uygulamaları göz önünde bulundurularak “TÜİK tarafından açıklanan ÜFE” oranında artışına hükmedilmesi gerekir…

İştirak Nafakasının Kaldırılması ya da Azaltılması 

Nafaka artırılabildiği gibi duruma bağlı olarak azaltılabilir ya da kaldırılabilir. Yargıtay bu konuyu belirli sınırlar içerisine yerleştirmiş olup bu sınırlar şu şekilde özetlenebilir;

İştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana-babanın mali durumuna göre takdir edilir. Ayrıca nafakanın takdirinde birlik devam ederken çocuğun alıştığı yaşama şekli ve gelirleri de dikkate alınır.” (Yarg. 3.HD., E. 2014/6278, K. 2014/14190, T. 03.11.2014) 

Hâkim, nafaka takdirinde; tarafların ekonomik durumlarındaki değişikliği araştırıp, gelirleri arasında bir oranlama yaparak, önceki nafaka takdirinde taraflar arasında sağlanan dengeyi koruyacak bir karar vermelidir.” (Yarg. 3.HD., E. 2014/6278, K. 2014/14190, T. 03.11.2014) 

Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” (TMK m.176/4)

   Tüm bu anlatılanlar çerçevesinde nafaka miktarı değiştirilebilmektedir. Nafaka, mahkeme yoluyla da olsa bir sözleşmeden doğmuş olan bir alacaktır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasındaki denge sonradan, şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulmuşsa, taraflar artık o akitle bağlı tutulamazlar, değişen bu koşullar karşısında Medeni Yasanın 2.maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebilirler. 

   Sonuç olarak iştirak nafakası miktarının değişmesi; nafaka miktarının belirlenmesi esasları göz önünde bulundurularak ve nafaka verilmesine hükmedilmiş olan durumun aşırı bir biçimde değişmesi halinde nafaka miktarı artırılabilir, azaltılabilir ya da kaldırılabilir.

Yukarıda izah ettiğimiz tüm hususlar ışığında iştirak nafakasının oldukça geniş kapsamlı bir konu olduğu çocuğun hayatını ve eğitimini idame ettirebilmesi için oldukça da önemli bir husus olduğu ortadadır. Bu sebeple nafaka davalarında bir hak kaybı yaşamamak ve mağdur olmamak için bir avukattan yardım alınması tarafların menfaatine olacaktır.

Trafik Cezasına İtiraz Nasıl Yapılır?

Trafik cezaları, kolluk kuvvetleri tarafından karayollarının denetimini ve güvenliğini daim kılmak amacıyla konulmuş olan kuralları ihlal eden kişilere uygulanan bir idari yaptırımdır. Ancak tarafınıza haksız olarak trafik cezası kesilmesi de mümkün olup bu gibi durumlarda trafik cezalarına itiraz mümkündür.

Hangi Durumlarda Trafik Cezasına İtiraz Edilir?

Trafik cezalarına itiraz edebilmek için öncelikli olarak bakılması gereken tarafların haklılığı hususudur. Örneğin adınıza kesilmiş olan bir trafik cezası usule uygun kesilmemişse veyahut hız sınırını geçmediğiniz halde cezai yaptırıma maruz kalmışsanız tarafınıza yapılmış haksız bir idari işlem söz konusu olacağından trafik cezasına itiraz mümkündür. Trafik cezasına itirazın mümkün olduğu belirli başlı durumlar şunlardır;

  1. Tarafınıza kesilmiş olan cezanın trafik ihlalinden doğmuş olması halinde.
  2. Adınıza ya da plakanıza kesilmiş olan cezaya ilişkin herhangi bir delil bulunmuyorsa (kamera kaydı vs.) kolluk kuvveti tarafından tutulmuş olan ceza tespit tutanağı tek başına kanıt olamayacaktır. Bu sebeple de delil yetersizliğinden ötürü trafik cezasına itiraz edilebilecektir.
  3. Radar uyarısı olmayan yerlerde hız aşımından ötürü ceza kesilmesi halinde bu cezaya itiraz mümkündür. Çünkü “hukuk devletinde tuzak olmaz” ilkesi hakimdir. Nitekim T.C Yargıtay 7. Ceza Dairesi Esas: 2014/2954 Karar: 2014/14281 sayılı 08.07.2014 tarihli kararında bu hususu belirtmiş ve emsal nitelikte olan bir karar çıkartmıştır. Kararda özetle;

Öncelikle kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla yapılması gereken trafik denetimlerini, yol kullanıcılarına ceza vermek amacıyla bilgilendirme yapmadan kural ihlali yapmasını beklemek, trafik kurallarının konuluş amacına uygun olmadığı gibi araç sürücülerine tuzak kurulması anlamına gelecektir ki bu durum, çağdaş hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz ve kabul edilemez.”

Denmekte olup habersiz yapılan denetimlerin kural ihlalinin kanıtlanması ve ceza kesilmesi amacıyla kullanımı yasaklanmıştır.

  1. Belediyenin yeterli otopark alanını temin etmediği yerlerde, park yasağından dolayı ceza kesilmesi halinde.

Trafik Cezalarına İtiraz Süresi

Trafik cezasına itiraz edilirken dikkat edilmesi gerekilen birçok husus bulunmaktadır, Karayolları Trafik Kanunu Hükümleri Gereğince Uygulanan İdari Para Cezalarının Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar ile Kullanılacak Alındılar, Tutanaklar ve Defterler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’te bu hususlar açıklanmıştır. Trafik cezasına itiraz edilirken dikkat edilmesi gereken en önemli husus süre olup yönetmelikte şu şekilde düzenlenmiştir;

Madde 16/1: Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağına karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren en geç 15 (on beş) gün içinde sulh ceza mahkemesine itiraz için başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari para cezası kesinleşir. “Yüzünüze karşı kesilmiş olan trafik cezalarında on beş gün içerisinde; plakaya kesilmiş olan cezalara on gün içerisinde itirazda bulunmazsanız kesinleşen bu trafik cezasından kurtulabilmeniz ancak trafik cezasının iptali davası yoluyla mümkün olacaktır.

Trafik Cezasına İtirazda Gereken Belgeler

1-Trafik cezası kesilen araca dair ruhsat belgesinin fotokopisi

2-Araç sahibinin ehliyet ve kimliğinin fotokopisi

3-Trafik Cezasının ödemesi yapıldıysa buna ilişkin banka dekontu

4- Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağının fotokopisi

5- Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı Tebligatının fotokopisi

Trafik Cezasına İtiraz Nereye Yapılır?

Trafik cezasına itiraz ikamet adresine en yakın Sulh Ceza Hakimliğine yapılır. Yukarıda bahsedilen belgeler ve itiraz dilekçesiyle beraber hakimliğe verilir ve mahkeme tarafından incelenir. Mahkemeden çıkan karar tarafınıza yine tebligat yoluyla bildirilir. Mahkemeye başvuru ücretsiz olsa da trafik cezasına itirazının kabul görmemesi halinde mahkeme masrafı tarafınızdan tahsil edilebilmektedir. Kabahatler Kanunu m. 31;  

İdarî yaptırım kararına karşı başvuru yolu harca tâbi değildir. Kanun yoluna başvuru dolayısıyla oluşan bütün masraflar ve vekalet ücreti, başvurusu veya savunması reddedilen tarafça ödenir.” 

İtirazınızı sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda online olarak https://vatandas.uyap.gov.tr üzerinden de yapabilirsiniz. Ancak her iki başvuru yolunda da yukarıda bahsi geçen belgelere ihtiyaç duyulacaktır.

Trafik Cezasına İtirazda İzlenilmesi Gereken Yol

Tarafınıza bir trafik cezası tebliğ edildiğinde yapılacak en doğru şey haklı olduğunuzu düşünseniz dahi cezayı 15 gün içerisinde ödemektir.  Çünkü kanunumuzda ceza indirimi mevcuttur ve cezanın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde ödeme yapılması halinde kesilen cezanın yalnızca ¾’ünü ödeyerek cezai yükümlülüğünüzden kurtulabilmektesiniz. Trafik cezanızı ödemiş olmanız kanuni yollarınızı kullanmanıza herhangi bir engel oluşturmamakta olup ödeme sonrasında da “Trafik Cezasına İtiraz Nereye Yapılır?” başlığı altında bahsedilmiş olan yollara başvurabilirsiniz.  Daha sonrasında itirazınızın kabulü ile tarafınıza ödemiş olduğunuz cezanın iadesi de yapılmaktadır. İndirimli ödemeden faydalanmaz ve doğrudan trafik cezasına itiraz ederseniz, mahkeme aleyhinize bir karar çıkarttığı takdirde indirimden faydalanamazsınız.

Yukarıda anlatılan yol trafik cezasına itiraz sürecinde izlenilmesi gereken en doğru yol olup bu yolun uygulanılmasında yargı sürecinin karışıklığından kaynaklı sıkıntılar yaşanabilmektedir. Bu sebeple hak kaybı yaşamamak ve mağdur olmamak için bir avukattan yardım alınması en doğrusu olacaktır.

Ödeme Emrine İtiraz Nasıl Yapılır?

Ödeme Emri Nedir?

Ödeme emri, icra takibinin başlatılması üzerine yetkili icra dairesi tarafından borçlu tarafa gönderilen tebligattır. İcra takibinin başlamış olduğunu borçlu tarafa bildiren ödeme emrine itiraz etmek mümkün olup süresi içerisinde ödeme emrine itiraz edilmediği takdirde icra takibi kesinleşmektedir.

Ödeme Emirlerine İtiraz Çeşitleri

Ödeme emrine süresi içerisinde itiraz gerçekleştiği takdirde icra dairesi takibi direkt durdurmak zorundadır. Ödeme emrine itiraz gerçekleştirilirken iki ana sebep kullanılmaktadır. Bunlar;

1- Borca İtiraz

Borca itiraz borçlunun doğrudan borcun varlığını inkâr etmesi halinde gerçekleşmektedir. Herhangi bir sebep belirtmeden borcu inkâr etmek de mümkündür ancak alacaklı taraf itirazın iptali davası açtığı takdirde borçlu itirazında değindiği hususlarla bağlı olacaktır. İcra İflas Kanunu m. 63;

İtiraz eden borçlu, itirazın kaldırılması duruşmasında, alacaklının dayandığı senet metninden anlaşılanlar dışında, itiraz sebeplerini değiştiremez ve genişletemez.”

Bu sebeple ödeme emrinde borca itiraz yapılırken gerçek bir dayanak göstermek oldukça önemlidir.

    Borçlunun borca itiraz etmesi halinde icra takibinin sürdürülebilmesi için alacaklının itirazın iptali davası açması veyahut icra dairesinden itirazın kesin olarak kaldırılmasını talep etmesi gerekmektedir.

2- İmzaya İtiraz

    İmzaya itiraz ödeme emrine itirazın en geniş bölümünü oluşturmaktadır. Yetki itirazı, zaman aşımı itirazı, borcun ödenmiş olduğu gibi itirazların hepsi imzaya itiraz başlığının altında incelenmektedir. 

Alacaklının icra takibine dayanağı adi bir senet ise imzaya itiraz mümkün olmakla birlikte takibin dayanağı resmi bir senet ise imzaya itiraz yoluna başvurulamaz. Ancak ek olarak bir menfi tespit davası da açılarak resmi senetteki imzaya itiraz yapılabilir.

Kanunda imzaya itirazın ayrıca ve açık olarak belirtilmesi gerektiği kesin olarak belirtilmiştir. İİK m. 62/5;

Borçlu takibin müstenidi olan senet altındaki imzayı reddediyorsa, bunu itirazında ayrıca ve açıkça beyan etmelidir. Aksi takdirde icra takibi yönünden senetteki imzayı kabul etmiş sayılır.” 

İmzaya itiraz yoluyla durdurulan bir icra takibini devam ettirmek isteyen alacaklı ancak itirazın geçici olarak kaldırılması yoluna başvuracaktır.

Ödeme Emrine İtiraz Süresi

Ödeme emrine itiraz edilebilecek süre kanun hükmüyle kesin bir biçimde belirlenmiştir. İİK m. 62/1;

İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur.

Ancak ödeme emrine itiraz süresini değiştiren istisnai durumlar da mevcuttur. İİK m.65/1;

Borçlu kusuru olmaksızın bir mâni sebebiyle müddeti içinde itiraz edememiş ise paraya çevirme muamelesi bitinceye kadar itiraz edebilir.”

Borçlunun elinde olmayan ve kendinden kaynaklanmayan sebeplerle süresi içerisinde ödeme emrine itiraz edememesi halinde yukarıda bahsedilen gecikmiş itiraz hükümleri uygulanacaktır. Borçlu ödeme emrine itiraz etmesine engel olan şey kalktıktan itibaren 3 gün içerisinde itirazda bulunmak zorundadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus gecikmiş itirazın icra dairesine değil icra mahkemesine yapıldığıdır.

Ödeme emrine itiraz oldukça çeşitli yollar ve dikkat edilmesi gereken hususlar barındıran bir konu olduğundan hak kaybı yaşamamak ve mağdur olmamak için bir avukattan yardım alınması en doğrusu olacaktır.

İhbar Tazminatında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

İhbar Tazminatı Nedir?

4857 sayılı İş Kanunu belirsiz süreli iş sözleşmelerinin sona erdirilmesi halinde bazı kesin bildirim sürelerini zorunlu tutmuştur. Bu bildirim sürelerine ihbar süresi denmekte olup sürelere riayet edilmediği takdirde cezai yaptırım uygulanmaktadır. İşte bu cezai yaptırım ihbar tazminatı olarak geçmektedir. 

İhbar tazminatı, hakkında oldukça bilgi kirliliği bulunan bir husus olduğundan mütevellit oldukça dikkatli hareket edilmesi gerekmektedir. 

İhbar Süresi Nedir?

İhbar süresi, iş ilişkisin sonlandıracak olan tarafın fesihi gerçekleştirmeden önce bildirimde bulunması gereken en kısa süreyi ifade eder. İhbar süreleri 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. Maddesinde açıkça belirtilmiştir;

İş sözleşmeleri;

a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra,

b) İşi altı aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra,

c) İşi bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra,

d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra,

Feshedilmiş sayılır.

Örnek vermek gerekirse; bir işveren 4 yıl boyunca çalıştırmış olduğu işçiyi ancak 8 hafta öncesinden işçiye haber vererek haklı bir nedene dayanmadan işten çıkartabilir. Bu süreye uyulmadığı takdirde işçinin 8 haftalık brüt ücreti ihbar tazminatı olarak işçiye ödenecektir.

İhbar Tazminatı Şartları

İhbar tazminatının doğabilmesi için belirli başlı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunlar;

  1. İşçi ile işveren arasındaki sözleşme belirsiz süreli bir sözleşme olmalıdır.
  2. Sözleşmeyi fesheden taraf haklı bir sebebe dayanmamalıdır. İş sözleşmesinin feshini işçi bakımından haklı kılan sebepler İş Kanunu m. 24’de düzenlenmiş olup şu şekildedir;
  1. Sağlık sebepleri 
  2. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri 
  3. Zorlayıcı sebepler
  4. İhbar sürelerine uymadan sözleşmesinin feshi gerçekleşmiş olmalıdır.

İşçi İhbar Tazminatı Öder Mi?

Yukarıda anlatılan şartlar gerçekleştiği takdirde tarafların (hem işçi hem de işverenin) ihbar tazminatı talep hakkı doğmaktadır. Bu durum kanunda da belirtilmiş olup işçi ihbar tazminatı ödeyebilmektedir.

İş Sözleşmesinin Feshi

İş sözleşmenin feshi birçok şekilde yapılabilmekle birlikte genelde iki ana sebep gösterilerek fesih gerçekleştirilmektedir. Bunlardan ilki haklı nedenleri kullanarak fesih, diğeri ise herhangi bir haklı nedene dayanmadan fesihtir. 

Haklı nedenlerin kullanılması halinde herhangi bir ihbar süresine uyulması zorunlu değildir. Haklı nedenlerle iş sözleşmesinin feshi hususu bir diğer makalemizde detaylı bir biçimde açıklanmıştır.

İş sözleşmesinin feshi haklı bir nedene dayanmadan gerçekleştirdiği takdirde ilk dikkat edilmesi gereken ihbar süresine dikkat edilmesi gerektiğidir. İşçi ihbar süresine uymadığı takdirde işveren tarafından ihbar tazminatı talebiyle karşı karşıya kalacaktır. 

Somut olayda en çok rastlanılan diğer bir husus da ihbar sürelerine uygun olarak iş sözleşmesinin işveren tarafından feshi halinde işçinin bunu doğrudan kabul edip işe devam etmesidir. İşçi işveren tarafından sözleşmenin feshedileceğinin bildirilmesi halinde ihbar süresi boyunca günde 2 saat iş arama iznine sahiptir. Bu 2 saatlik iş arama süresinde işçinin maaşından kesinti yapılamayacağı gibi, 2 saatlik süre işçiye verilmediği takdirde bu 2 saatin ücreti %100 zamlı olarak işverenden talep edilebilecektir. Bu 2 saatlik iş arama süresi verilmediği takdirde ise işçi açısından sözleşmenin feshi için haklı bir sebep oluşturmaktadır. 

İhbar tazminatı, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir tazminat türü olmakla birlikte kulaktan dolma bilgiler sebebiyle hakkında çok fazla bilgi kirliliği bulunan bir husustur. Bu sebeple hak kaybı yaşamamak ve mağdur olmamak için bir avukattan yardım alınması en doğrusu olacaktır.

İhbar Tazminatı Nasıl Alınır?

İhbar Tazminatı Nedir?

İşçi ya da işveren iş ilişkilerini sonlandırmak istediğinde kanunda belirtilmiş bildirim sürelerine uymak zorundadır. Belirsiz süreli olan iş sözleşmesini feshetmek isteyen tarafın yapması gereken bu bildirim kanunumuzda ihbar olarak geçmektedir. 

İhbar tazminatı hem işveren hem de işçi lehine verilebilen bir tazminat olup haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi feshetmek isteyen tarafın feshin yapılacağına dair bildirimi yapmadan iş ilişkisini sonlandırması halinde ödenir. İşverenin işçinin sözleşmesini feshetmeden önce bildirimde bulunması zorunlu olduğu gibi işçi de işten çıkmak istediğinde işverene önceden bildirimde bulunmak zorundadır. Bu bildirimlerin yapılmaması halinde ise bildirimde bulunmayan taraf aleyhine ihbar tazminatına hükmolunur.

İhbar Süresi Nedir?

İhbar süresi, iş ilişkisin sonlandıracak olan tarafın fesihi gerçekleştirmeden önce bildirimde bulunması gereken en kısa süreyi ifade eder. Örneğin işçi-işveren ilişkisi 6 aydan az sürmüş olan bir işçi, sözleşmeyi feshetmek istediğinde ihbar süresi olan iki hafta öncesinde bildirimde bulunmalıdır. Bu süreler 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. Maddesinde açıkça belirtilmiştir;

İş sözleşmeleri;

a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra,

b) İşi altı aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra,

c) İşi bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra,

d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra,

Feshedilmiş sayılır.

Kanunda sürekli olarak işçiden bahsedilmiş olsa da ihbar tazminatının sadece işçi tarafından talep edilmediğine ve işverenin de ihbar tazminatı talep edebileceğini unutmamak gerekmektedir. Bu durum uygulamada sıklıkla karıştırılmakta olup, işçilerden ihbar tazminatı talep edilemeyeceği gibi bir algı bulunmaktadır. Ancak bu yanlış olup işten ayrılmadan önce işvereninize bildirimde bulunmak zorunda olduğunuzu unutmamalısınız. Aksi takdirde işvereniniz sizden ihbar tazminatını talep edebilecektir.

İhbar süresi işveren tarafından başlatıldıysa işçi; günde 2 saat iş arama hakkına sahiptir. İşçinin iş aramakla geçirdiği bu 2 saat de normal mesai saati gibi işlem görür. Yani işveren hiçbir şekilde bu 2 saatlik izni işçinin ücretinden kesemez. 

İhbar Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

İhbar tazminatı işçinin çalıştığı son aydaki brüt ücrete göre hesaplanır. Örneğin bir işçi 2 yıl boyunca aynı işveren için çalışmışsa ihbar süresi kanun gereği 6 haftadır. İşçi 6 haftalık brüt ücretini işverenden talep edebilecektir.

İhbar tazminatı, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir tazminat türü olmakla birlikte kulaktan dolma bilgiler sebebiyle hakkında çok fazla bilgi kirliliği bulunan bir husustur. Bu sebeple hak kaybı yaşamamak ve mağdur olmamak için bir avukattan yardım alınması en doğrusu olacaktır.