+90 507 195 23 23

Kaçakların Yargılanması ve Güvence Belgesi

Yayınlanma: 22 Aralık 2025 • Güncelleme: 18 Ocak 2026 • 22 dk. okuma

Kaçakların yargılanması ve güvence belgesi kurumları, ceza muhakemesinde hem kamu düzenini korumak hem de şüpheli ya da sanığın adil yargılanma hakkı güvence altına almak için özenle tasarlanmış özel usullerdir. Özellikle CMK m.246, 247 ve 248 hükümleri, kaçak statüsünün şartlarını, sonuçlarını ve güvence belgesinin işlevini ayrıntılı biçimde düzenler.

Bu yazıda; kaçak şüpheli/sanığın kim olduğu, hangi hâllerde kaçakların yargılanması usulünün işletilebildiği, malvarlığına el koyma, müdafi zorunluluğu, tutuklamama taahhüdü içeren güvence belgesinin amacı ve kapsamı gibi temel noktaları sade bir dille açıklayarak, uygulamada sıkça karıştırılan kavramları netleştirmeye çalışacağız. Böylece hem uygulayıcılar hem de haklarını öğrenmek isteyen kişiler için kaçakların yargılanması ve güvence belgesi daha anlaşılır hale gelecek.

Kaçak sayılmak ne demek, kimler hakkında kaçaklık kararı verilebilir?

CMK’ya göre kaçak kavramı ve aranan temel şartlar

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre “kaçak”, hakkında yürüyen soruşturma veya kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla saklanan ya da yurt dışında bulunan ve bu nedenle savcılık veya mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişidir (CMK m. 247/1).

Yani her bulunamayan kişi otomatik olarak kaçak sayılmaz. Kaçaklık kararı verilebilmesi için genel olarak şu şartlar aranır:

  • Kişi hakkında bir soruşturma veya kovuşturma bulunmalıdır.
  • Savcılık ya da mahkeme, usulüne uygun tebligat yapmış olmalı ve buna rağmen kişi gelmemelidir.
  • Verilen zorla getirme kararı da yerine getirilememiş olmalıdır.
  • Kişinin, yargılamayı sonuçsuz bırakma amacıyla saklandığı veya yurt dışında bulunduğu anlaşılmalıdır.

Bu şartlar oluştuğunda, ilgili merci “kaçaklık kararı” vererek kişinin hukuki statüsünü değiştirir. Artık kişi, CMK’nın kaçaklara özgü hükümlerine tabi olur; bu da hem yargılamanın gidişini hem de uygulanabilecek tedbirleri etkiler.

Hangi suçlar için kaçaklık kararı verilebiliyor (katalog suçlar)

Burada iki ayrımı netleştirmek önemli:

  1. Kaçak sayılmak için CMK m. 247’deki tanım geçerlidir ve kural olarak suç türü bakımından bir sınırlama yoktur. Her suç bakımından, yukarıdaki şartlar oluşursa kişi hakkında kaçaklık kararı verilebilir.

  2. Buna karşılık, malvarlığına el koyma gibi ağır tedbirler ve “kaçakların yargılanması” rejiminin bazı özel sonuçları için CMK m. 248/2’de sayılan katalog suçlar aranır. Bu katalogda genellikle ağır nitelikli suçlar yer alır; örneğin:

  • Devlet güvenliğine karşı suçlar,
  • Örgütlü suçlar ve terör suçlarının önemli bir kısmı,
  • Uyuşturucu ticareti,
  • Ağır nitelikli ekonomik suçların bir bölümü.

Dolayısıyla, her suçta kaçaklık kararı verilebilir; ancak malvarlığına el koyma, bazı özel tedbirler ve güvence belgesi mekanizması bakımından katalog suçlarda olmak çoğu zaman belirleyici hale gelir.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında kaçaklık nasıl uygulanır?

Kaçaklık hem soruşturma hem kovuşturma evresinde gündeme gelebilir:

  • Soruşturma aşamasında: Kararı veren makam Cumhuriyet savcısıdır. Şüpheliye ulaşılamaz, tebligat ve zorla getirme sonuçsuz kalırsa, ilan prosedürü işletilir ve sonunda kaçaklık kararı verilebilir. Bu karar, ileride açılacak davanın nasıl yürütüleceğini de etkiler.

  • Kovuşturma aşamasında: Kararı veren artık davaya bakan mahkemedir. Sanık duruşmalara gelmez, tebligatlara uymaz ve zorla getirme de uygulanamazsa, yine ilan ve 15 günlük süre sonunda kaçak sayılabilir. Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir; ancak CMK m. 247/3’te 2024 değişikliğiyle, sorgusu yapılmamışsa mahkûmiyet ve “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.

Her iki evrede de amaç, “nasıl olsa gelmiyor” deyip dosyayı kapatmak değil; yargılamayı ilerletirken sanığın savunma hakkını mümkün olduğunca korumak ve aynı zamanda adaletin tamamen tıkanmasını önlemektir.

Kaçaklık kararı verilebilmesi için izlenen usul adımları

Kaçaklık kararı, “gelmiyor, o zaman kaçak sayalım” denilerek verilebilen basit bir karar değildir. CMK m.247 ve 248’e göre oldukça sıkı bir usul izlenir ve her adımın doğru yapılması gerekir. Aksi halde verilen kaçaklık kararı ve buna bağlı tüm işlemler hukuka aykırı sayılabilir.

Tebligat, zorla getirme ve yakalama kararı süreçleri

Öncelikle kişi hakkında CMK m.248/2’de sayılan suçlardan dolayı bir soruşturma veya kovuşturma yürütülüyor olmalıdır.

  1. Usulüne uygun tebligat ve çağrı: Yetkili Cumhuriyet savcısı veya mahkeme, CMK m.145 ve Tebligat Kanunu hükümlerine göre kişiye davetiye gönderir. Davetiyede, hangi sıfatla çağrıldığı, hangi suçtan dolayı gelmesi gerektiği ve gelmezse zorla getirilebileceği açıkça yazılmalıdır.

  2. Zorla getirme kararı: Kişi bu çağrıya rağmen gelmezse, CMK m.146 uyarınca zorla getirme kararı verilebilir. Zorla getirme, kişinin kolluk tarafından zor kullanılarak savcı veya mahkeme önüne çıkarılmasıdır ve özgürlüğe müdahale niteliğinde bir koruma tedbiridir.

  3. Yakalama emri: Bazı durumlarda, özellikle kişinin adresine ulaşılamıyorsa veya çağrı yapılamıyorsa, CMK m.98’e göre yakalama emri düzenlenmesi de gündeme gelebilir. Ancak uygulamada, kaçaklık kararı öncesinde en azından çağrı ve zorla getirme yollarının tüketilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Bu aşamalardan biri eksikse, doğrudan kaçaklık kararı verilmesi Yargıtay içtihatlarında bozma sebebi sayılmaktadır.

İlan yoluyla çağrı ve 15 günlük süre ne anlama geliyor?

Tebligat ve zorla getirme sonuçsuz kalırsa artık ilan yoluyla çağrı aşamasına geçilir. CMK m.248/2’ye göre:

  • Cumhuriyet savcısı veya mahkeme, kişinin ilanen çağrılmasına karar verir.
  • Çağrı metni bir gazetede yayımlanır ve ayrıca kişinin bilinen konutunun kapısına asılır.
  • İlanda, “on beş gün içinde gelmediği takdirde CMK m.248’deki tedbirlerin uygulanabileceği” açıkça belirtilir. Bu tedbirler arasında malvarlığına el koyma gibi ağır sonuçlar da vardır.

Buradaki 15 günlük süre, ilan işlemlerinin yapıldığının tutanakla tespit edildiği tarihten itibaren başlar. Kişi bu süre içinde savcılığa veya mahkemeye başvurmazsa, artık kaçak olduğuna karar verilebilir. Yani 15 gün, kişinin “son şansı” niteliğindedir; gelirse normal usule dönülür, gelmezse kaçaklık rejimi devreye girer.

Kaçaklık kararı verildikten sonra tutanak ve kayıt işlemleri

İlan süresi geçip kişi başvurmadığında, mahkeme veya savcılık kaçaklık kararı verir. Bu karar basit bir ara karar değil, ciddi sonuçlar doğuran bir tespittir ve mutlaka ayrıntılı şekilde tutanağa geçirilmelidir.

Uygulamada genellikle şu kayıt işlemleri yapılır:

  • Kararda, hangi suçtan, hangi soruşturma veya dava dosyası kapsamında, hangi tarihte kaçaklık kararı verildiği açıkça yazılır.
  • Tebligat, zorla getirme ve ilan işlemlerinin hangi tarihlerde ve nasıl yapıldığı kararda özetlenir; ilgili evraklar dosyada muhafaza edilir.
  • Kaçaklık kararı, UYAP ve kolluk bilgi sistemlerine işlenir; böylece kişi yakalandığında kararın uygulanması sağlanır.
  • Gerek görülürse, aynı kararda veya sonrasında gıyabi tutuklama, malvarlığına el koyma gibi CMK m.248 kapsamındaki tedbirler de karara bağlanabilir.

Bu kayıt ve tutanaklar, hem kişinin temel haklarına müdahalenin denetlenebilmesi hem de ileride yapılabilecek itiraz ve kanun yolu başvurularında sürecin şeffaf biçimde görülebilmesi için hayati öneme sahiptir.

Kaçağın yargılanması nasıl yürür, yokluğunda duruşma yapılabilir mi?

Kaçak sayılan kişi, ceza muhakemesinde normal sanık gibi kabul edilir; tek fark, kendisi bilerek ve isteyerek yargılamadan kaçmaktadır. Bu nedenle yargılama tamamen durmaz, belirli şartlar altında sanığın yokluğunda da devam edebilir. Amaç, hem kamu düzenini hem de sanığın temel haklarını mümkün olduğunca dengelemektir.

Kaçak sanık hakkında duruşmanın gıyabında yapılması

Kaçaklık kararı verildikten sonra, mahkeme sanığın duruşmada hazır bulunmasını beklemek zorunda değildir. Özellikle ağır suçlarda ve delillerin süratle toplanmasının önemli olduğu hallerde, duruşma gıyapta, yani sanık olmadan yürütülebilir.

Burada kritik nokta şudur: Sanığın kaçak sayılabilmesi için, usulüne uygun çağrılmasına rağmen gelmemesi ve yakalanamaması gerekir. Bu şartlar oluştuysa:

  • Mahkeme tanıkları dinleyebilir, bilirkişi incelemesi yaptırabilir, delilleri toplayabilir.
  • Sanığın yokluğunda da esas hakkında mütalaa alınabilir ve nihayetinde hüküm kurulabilir.

Ancak sanığın yokluğunda verilen hüküm, ona tebliğ edildiğinde ve o da buna karşı kanun yoluna başvurduğunda, savunma imkânı yeniden açılır. Yani gıyapta yargılama, savunma hakkını tamamen ortadan kaldıran bir süreç değildir; sadece sanığın kendi tercihiyle yarattığı yokluk durumuna uyum sağlayan bir usuldür.

Zorunlu müdafi atanması ve savunma hakkının korunması

Kaçak sanık hakkında yargılama yapılırken, savunma hakkının korunması zorunludur. Bu nedenle, sanığın kendisinin seçtiği bir avukatı yoksa, mahkeme ona zorunlu müdafi atar. Özellikle:

  • Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarda,
  • Çocuklar, sağır-dilsizler veya kendini savunamayacak durumda olanlar bakımından,

müdafi bulunması zaten zorunludur; kaçaklık halinde bu zorunluluk daha da önem kazanır.

Zorunlu müdafi, sanıkla fiilen görüşemese bile:

  • Dosyayı inceleyebilir,
  • Delil toplanmasını talep edebilir,
  • Tanık sorgulayabilir,
  • Esas hakkında savunma yapabilir.

Böylece mahkeme, “sanık yok diye” savunma yönünü tamamen boş bırakmaz. Bu, hem adil yargılanma hakkının hem de ileride sanık yakalandığında veya kendiliğinden geldiğinde, yargılamanın geçerliliğinin korunması açısından önemlidir.

Kaçak hakkında gıyabi tutuklama ve malvarlığına el koyma tedbirleri

Kaçaklık kararı verildiğinde, mahkeme veya savcılık, yakalama ve tutuklama tedbirlerini daha geniş biçimde değerlendirebilir. Uygulamada sık görülen tedbirler şunlardır:

  • Gıyabi tutuklama kararı: Sanık kaçak ise ve suçun niteliği, delil durumu, kaçma ve saklanma tehlikesi varsa, mahkeme sanığın yokluğunda tutuklama kararı verebilir. Bu karar, sanık yakalandığında derhal uygulanır; kişi doğrudan ceza infaz kurumuna alınır ve sonrasında tutukluluk incelemesi yapılır.

  • Malvarlığına el koyma: Özellikle örgütlü suçlar, terör suçları, kara para aklama, rüşvet, yolsuzluk, uyuşturucu ticareti gibi katalog suçlarda, kaçak sanığın malvarlığına el koyma veya dondurma tedbirleri gündeme gelebilir. Amaç, suçtan elde edildiği düşünülen kazançların el değiştirmesini, gizlenmesini veya yurtdışına çıkarılmasını önlemektir.

Bu tedbirler uygulanırken de ölçülülük ilkesi geçerlidir. Yani:

  • Sadece gerekli görülen malvarlığı unsurlarına el konulmalı,
  • Tedbirin kapsamı suçun ağırlığı ve delil durumuyla orantılı olmalı,
  • Sanığın veya müdafinin itiraz ve inceleme hakları korunmalıdır.

Sonuç olarak, kaçaklık hali, yargılamayı tamamen askıya alan bir durum değil; yoklukta yargılama, zorunlu müdafi ve koruma tedbirleri ile birlikte yürüyen, ama yine de savunma hakkını asgari düzeyde güvence altına almaya çalışan özel bir usuldür.

Güvence belgesi nedir, kaçak ve gaip sanık için ne işe yarar?

CMK m. 246 ve 248’e göre güvence belgesinin tanımı

Güvence belgesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen, gaip veya kaçak durumdaki kişiye “duruşmaya gelirsen tutuklanmayacaksın” güvencesi veren özel bir belgedir.

CMK m. 246’ya göre mahkeme, gaip olan sanık hakkında, duruşmaya gelmesi halinde tutuklanmayacağına dair bir güvence belgesi verebilir ve bu güvenceyi belirli şartlara bağlayabilir. Eğer sanık hapis cezasına mahkûm olursa, kaçma hazırlığında bulunursa veya belgenin bağlı olduğu koşullara uymazsa, güvence belgesi kendiliğinden hükümsüz hale gelir.

CMK m. 248/7 ise bu kurala atıf yaparak, kaçaklar hakkında da güvence belgesi verilebileceğini açıkça belirtir. Böylece sadece gaip sanık değil, kaçak sayılan kişi de, belirli koşullarla, duruşmaya geldiğinde tutuklanmama güvencesinden yararlanabilir.

Özetle güvence belgesi, gaip veya kaçak kişinin yargılamaya katılmasını sağlamak için, mahkemenin verdiği yazılı bir “tutuklamama taahhüdü”dür.

Güvence belgesinin amacı: sanığı duruşmaya getirmek ve tutuklamama taahhüdü

Güvence belgesinin temel amacı, yargılamaya katılmak isteyen ama tutuklanmaktan çekinen kişiyi cesaretlendirmektir. Kanun koyucu, “gelirsem hemen tutuklanırım” korkusunun, adil yargılanma hakkını fiilen kullanmayı engellemesini istemez. Bu nedenle, belirli şartlarla, sanığa veya şüpheliye “gel, savunmanı yap, sırf geldiğin için seni tutuklamayacağım” güvencesi tanınmıştır.

Bu güvence mutlak değildir.

  • Sanık hakkında hapis cezası verilirse,
  • Kaçma hazırlığı tespit edilirse,
  • Ya da güvence belgesine bağlanan yükümlülüklere uyulmazsa,

belge hükmünü kaybeder ve artık tutuklama kararı verilebilmesi mümkün hale gelir.

Dolayısıyla güvence belgesi, bir yandan kişiyi duruşmaya çekmek, diğer yandan da yargılamanın sağlıklı yürütülmesini sağlamak için kullanılan, dengeli bir araçtır.

Kaçaklar ve gaipler bakımından güvence belgesi arasındaki ilişki

Başlangıçta güvence belgesi, CMK m. 246’da sadece gaip sanık için düzenlenmişti. Gaip; hakkında kovuşturma yürütülen, ancak adresi bilinmeyen veya uzun süredir bulunamayan, fakat klasik anlamda “kaçak” sayılmayan kişidir. Bu kişiye, yargılamaya gelmesi için bir tür davet ve güvence sunulur.

CMK m. 248/7 ile, “246. madde hükmü kaçaklar hakkında da uygulanır” denilerek, aynı imkân kaçaklar için de genişletilmiştir. Kaçak ise, hakkında yakalama kararı bulunan, bilerek ve isteyerek adaletten saklanan kişidir. Buna rağmen kanun, onun da duruşmaya gelmesini teşvik etmek için güvence belgesinden yararlanabilmesine izin verir.

Bu ilişkiyi şöyle özetleyebiliriz:

  • Gaip için güvence belgesi: Asıl amaç, yargılamadan habersiz veya fiilen gelemeyen kişiyi, tutuklanma korkusunu azaltarak mahkeme önüne getirmektir.
  • Kaçak için güvence belgesi: Kaçaklık hali daha ağır olsa da, yine de kişinin kendi rızasıyla gelip savunma yapmasını sağlamak, uzun süreli yoklukta dosyanın sürüncemede kalmasını önlemek hedeflenir.

Sonuçta güvence belgesi, hem gaip hem de kaçak bakımından, “gelirsen tutuklanmayacaksın” güvencesiyle yargılamayı normal usule döndürmeye çalışan ortak bir mekanizma olarak işlev görür.

Hangi hallerde ve kimler güvence belgesi talep edebilir?

Güvence belgesi, kaçak veya gaip durumdaki kişinin “gelirsem tutuklanır mıyım?” endişesini azaltmak için getirilen bir kurumdur. CMK m. 246 ve 248’e göre hem gaip sanık hem de kaçak sanık (ve soruşturmada şüpheli) belirli şartlarda güvence belgesi talep edebilir. Amaç, kişinin yargılamaya katılmasını sağlarken, keyfi tutuklama riskini sınırlamaktır.

Soruşturma aşamasında şüphelinin güvence belgesi talebi

Kanun metni güvence belgesini “sanık” üzerinden düzenlese de, doktrinde ve uygulamada bu güvencenin soruşturma aşamasında “şüpheli” için de istenebileceği kabul edilmektedir.

Şüpheli hakkında:

  • Yakalama emri çıkarılmış,
  • Fiilen yakalanamamış,
  • Gelmesi halinde tutuklanma ihtimali bulunduğu düşünülüyorsa,

müdafii aracılığıyla veya bizzat savcılığa ya da sulh ceza hâkimliğine başvurup güvence belgesi talep edebilir. Talepte, kişinin neden kaçak/ulaşılamaz durumda olduğu, gelmek istediği, ancak tutuklanmaktan çekindiği açıkça anlatılır; adresi, iletişim bilgileri ve gerekiyorsa teminat önerisi belirtilir.

Savcı, dosyanın durumuna göre talebi reddedebilir ya da mahkemeden güvence belgesi verilmesini isteyebilir. Karar, tutuklama tedbirine benzer şekilde somut olgulara ve kaçma/delil karartma riskine göre verilir; reddedilirse itiraz yolu açıktır.

Kovuşturma aşamasında sanığın veya müdafinin başvurusu

Kamu davası açıldıktan sonra güvence belgesi talebi doğrudan yargılamayı yapan mahkemeye yapılır. Başvuruyu:

  • Sanık,
  • Müdafii,
  • Zorunlu müdafi atanmışsa bu avukat,

yazılı dilekçeyle veya duruşmada sözlü olarak yapabilir. Mahkeme, sanığın gaip mi, kaçak mı olduğu, daha önce yakalama ya da gıyabi tutuklama kararı bulunup bulunmadığı, suçun niteliği ve ceza beklentisini değerlendirir.

Mahkeme güvence belgesi verirse, sanık duruşmaya geldiğinde o dosyadaki suçtan dolayı tutuklanmayacağı taahhüt edilir; ancak bu, ileride hapis cezası verilemeyeceği anlamına gelmez. Şartlara bağlanmışsa (adres bildirme, imza, teminat gibi) bu yükümlülüklere uyulması zorunludur; aksi halde belge hükümsüz olur.

Hangi suçlarda güvence belgesi verilebilir, hangi suçlarda verilemez?

Burada kaçak–gaip ayrımı önemlidir:

  • Gaip sanıklar bakımından: CMK m. 246 uyarınca güvence belgesi, kural olarak her tür suç için verilebilir. Kanun, gaipler yönünden belirli bir suç listesiyle sınırlama getirmemiştir.
  • Kaçak sanıklar bakımından: CMK m. 248/7, gaip sanığa ilişkin güvence belgesi hükümlerinin kaçak sanık hakkında da uygulanabileceğini söyler; ancak kaçaklık kurumu zaten yalnızca belirli ağır suçlar (katalog suçlar) için öngörülmüştür. Bu nedenle, kaçak statüsündeki kişi için güvence belgesi fiilen sadece bu katalog suçlar bakımından gündeme gelir.

Katalog suçlar arasında genel olarak örgütlü suçlar, ağır ekonomik suçlar ve kamu idaresine karşı bazı suçlar sayılmaktadır; fakat her somut olayda, kişinin gerçekten “kaçak” sayılmasını gerektiren şartların oluşup oluşmadığı ayrıca incelenir.

Özetle:

  • Hafif nitelikli, katalog dışında kalan suçlarda kişi gaip ise güvence belgesi istenebilir; kaçaklık rejimi ise zaten uygulanmaz.
  • Kaçaklık kararı verilebilen ağır suçlarda ise, hem soruşturma hem kovuşturma aşamasında, şüpheli veya sanık (ya da müdafii) güvence belgesi talep edebilir; mahkeme de şartları varsa tutuklamama taahhüdü içeren bu belgeyi düzenleyebilir.

Güvence belgesinin kapsamı ve türleri nelerdir?

Güvence belgesi, ceza muhakemesinde özellikle gaip veya kaçak durumundaki sanığın yargılamaya katılmasını sağlamak için kullanılan, “gelirsen tutuklanmayacaksın” güvencesi veren özel bir koruma mekanizmasıdır. Temel etkisi, belirli sınırlar içinde yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerini devre dışı bırakmasıdır.

Sanığa verilen güvence belgesi ile suça verilen güvence belgesi farkı

Öğreti ve madde gerekçesinde iki tür güvence belgesinden söz edilir: sanığa verilen güvence belgesi ve suça verilen güvence belgesi.

  • Sanığa verilen güvence belgesi, sanığın o an hakkında yürüyen tüm soruşturma ve kovuşturmalarda, işlediği iddia edilen bütün suçlar bakımından tutuklanmamasını güvence altına alan daha geniş bir model olarak anlatılır. Bu, daha çok teorik bir ayrımdır.
  • Suça verilen güvence belgesi ise yalnızca belirli bir suç veya dosya için geçerlidir. Uygulamada kabul edilen sistem budur. Yani belge, hangi suç nedeniyle verildiyse sadece o suç bakımından koruma sağlar; sanık başka bir suçtan dolayı yakalanıp tutuklanabilir.

Bu nedenle, güvence belgesinin kapsamı değerlendirilirken “kişiye mi, yoksa sadece belirli suça mı güvence verildiği” mutlaka netleştirilmelidir. Pratikte mahkemeler, kararlarında genellikle dosya numarası ve suç tipini açıkça yazarak suça özgü bir güvence kurar.

Güvence belgesinin yakalama, gözaltı ve tutuklama bakımından sağladığı koruma

CMK m. 246’ya göre güvence belgesi, sanığın duruşmaya gelmesi hâlinde tutuklanmayacağı güvencesini içerir. Ancak uygulama ve doktrinde bu koruma, yalnızca tutuklamayla sınırlı görülmez; aynı zamanda o dosya bakımından yakalama emri çıkarılmasını ve gözaltına alınmasını da fiilen anlamsız hâle getirir. Çünkü kişi zaten mahkeme huzuruna gelmekte ve serbest bırakılacağı önceden taahhüt edilmektedir.

Buna karşılık:

  • Güvence belgesi, arama, el koyma, iletişimin dinlenmesi gibi diğer koruma tedbirlerini otomatik olarak engellemez.
  • Belge, sanığın yükümlülüklere uymaması, kaçma hazırlığı içinde olduğunun anlaşılması veya hapis cezasına mahkûm edilmesi hâlinde kendiliğinden hükümsüz olur; bu andan itibaren yakalama ve tutuklama yeniden gündeme gelebilir.

Dolayısıyla güvence belgesi, özgürlüğü tamamen sınırsız bırakmaz; sadece belirli şartlar altında yakalama, gözaltı ve tutuklamaya karşı güçlü bir kalkan oluşturur.

Belgenin yalnızca belirli suçlar bakımından geçerli olması

Güvence belgesi mutlaka belirli bir suç veya dosya ile bağlantılıdır. Metin ve uygulama, belgenin “suça özgü” olduğunu açıkça vurgular:

  • Belge hangi suç için verilmişse, koruma sadece o suç bakımından geçerlidir.
  • Sanığın aynı anda yargılandığı başka bir dosya veya sonradan işlediği yeni bir suç varsa, güvence belgesi bu suçlar yönünden hiçbir etki doğurmaz.

Örneğin, zimmet suçundan dolayı güvence belgesi alan bir sanık, aynı anda işlediği iddia edilen ruhsatsız silah taşıma suçundan yakalanıp tutuklanabilir. Bu durum, hem madde gerekçesinde hem de güncel hukuk yazılarında özellikle belirtilir.

Sonuç olarak güvence belgesinin kapsamı, kişiden çok suça bağlıdır. Bu yüzden, böyle bir belge söz konusu olduğunda, “Hangi suç için verildi? Hangi dosyayı kapsıyor?” sorularının cevabı mutlaka netleştirilmeli; sanık da belgenin başka suçlar bakımından kendisini korumadığını bilerek hareket etmelidir.

Güvence belgesi hangi şartlara bağlanabilir?

Güvence belgesi, sanığın ya da şüphelinin duruşmaya gelmesini sağlamak ve kaçmasını önlemek için verilen, ama aynı zamanda tutuklamaya başvurulmamasını amaçlayan bir güvencedir. Bu nedenle mahkeme, güvence belgesini çoğu zaman bazı şartlara bağlar. Bu şartlar, adli kontrol benzeri yükümlülükler, mali teminat ve başka ek koşullar şeklinde olabilir. Amaç, kişiyi tamamen serbest bırakmak değil; hem özgürlüğünü korumak hem de yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına almaktır.

Adli kontrol benzeri yükümlülükler (adres bildirimi, imza, yurt dışı yasağı)

Güvence belgesi verilirken en sık kullanılan yöntem, adli kontrol tedbirlerine benzeyen yükümlülükler getirilmesidir. Mahkeme, somut dosyanın özelliklerine göre şu tür şartlar koyabilir:

  • Adres bildirimi ve adresi değiştirmeme yükümlülüğü: Kişiden, belirli bir yerleşim adresi bildirmesi ve bu adresi mahkemenin izni olmadan değiştirmemesi istenebilir. Böylece tebligatların yapılması ve kişinin izlenmesi kolaylaşır.

  • Belirli aralıklarla imza atma yükümlülüğü: Şüpheli ya da sanığın, karakola veya belirlenen bir makama haftalık ya da aylık periyotlarla gidip imza atması şart koşulabilir. Bu, kişinin ortadan kaybolmadığını ve yükümlülüklere uyduğunu gösteren pratik bir kontroldür.

  • Yurt dışına çıkış yasağı: Kaçma ihtimali yüksek görülen durumlarda, güvence belgesi verilirken pasaporta el konulması veya yurt dışına çıkış yasağı getirilmesi mümkündür. Böylece kişi, yargılamadan kaçmak için ülkeyi terk edemez.

  • Belirli yerlere gitmeme veya belirli kişilerle görüşmeme: Özellikle mağdurun korunması gereken dosyalarda, sanığın mağdurun ikamet ettiği yere yaklaşmaması ya da bazı kişilerle temas kurmaması şartı getirilebilir.

Bu tür yükümlülükler, hem güvence belgesinin ciddiyetini artırır hem de mahkemenin sanık üzerindeki denetimini güçlendirir. Kişi bu şartlara uyduğu sürece, tutuklama gibi daha ağır bir tedbir uygulanmaz.

Mali teminat ve diğer ek koşullar getirilmesi

Güvence belgesinin önemli unsurlarından biri de mali teminat olabilir. Mahkeme, kişinin ekonomik durumunu ve suçun niteliğini dikkate alarak belirli bir miktar paranın teminat olarak yatırılmasını isteyebilir. Bu para:

  • Kaçma,
  • Yargılamayı aksatma,
  • Şartlara aykırı davranma

durumunda kısmen veya tamamen irat kaydedilebilir; yani devlet lehine gelir yazılabilir.

Mali teminatın yanında, dosyanın özelliğine göre şu tür ek koşullar da getirilebilir:

  • Belirli bir meslek veya faaliyeti geçici olarak yapmama,
  • Araç kullanmama,
  • Belirli saatler arasında ikametgâhta bulunma (gece konutu terk etmeme gibi),
  • Tedavi veya rehabilitasyon programına katılma (özellikle bağımlılık dosyalarında).

Bu ek koşullar, hem toplum güvenliğini hem de yargılamanın sağlıklı yürütülmesini destekler. Mahkeme, her dosyada otomatik olarak aynı şartları uygulamaz; somut olayın ihtiyaçlarına göre, ölçülü ve orantılı koşullar belirlemek zorundadır.

Şartlara uyulmaması halinde mahkemenin elindeki imkanlar

Güvence belgesi, tek taraflı bir “lütuf” değildir; karşılığında uyulması gereken ciddi yükümlülükler vardır. Şartlara uyulmadığında mahkemenin elinde bir dizi imkân bulunur:

  • Güvence belgesinin geri alınması: Kişi, adres bildirimine uymuyor, imza yükümlülüğünü yerine getirmiyor veya yurt dışına çıkış yasağını ihlal ediyorsa, mahkeme güvence belgesini kaldırabilir. Bu durumda kişi, artık tutuklama tehdidiyle karşı karşıya kalır.

  • Yakalama ve tutuklama kararı verilmesi: Şart ihlali, kaçma niyetini veya yargılamayı engelleme iradesini gösteriyorsa, mahkeme yakalama emri çıkarabilir ve sonrasında tutuklama kararı verebilir. Özellikle tekrar eden ihlallerde bu ihtimal güçlenir.

  • Mali teminatın irat kaydedilmesi: Para teminatı verilmişse ve kişi yükümlülüklere aykırı davranmışsa, mahkeme bu teminatın tamamını veya bir kısmını gelir kaydedebilir. Böylece hem caydırıcılık sağlanır hem de güvence belgesinin ciddiyeti korunur.

  • Şartların ağırlaştırılması veya yeni şartlar eklenmesi: Bazı durumlarda mahkeme, doğrudan tutuklama yerine, mevcut yükümlülükleri sıkılaştırmayı tercih edebilir. Örneğin imza sıklığını artırmak, ek adli kontrol tedbirleri getirmek gibi.

Bu nedenle güvence belgesi alan kişinin, kendisine tebliğ edilen tüm şartları dikkatle okuması, anlamadığı noktaları mutlaka avukatına sorması ve yükümlülüklere titizlikle uyması çok önemlidir. Aksi halde, başlangıçta tutuklamadan koruyan bu mekanizma, ihlal halinde daha ağır sonuçlara yol açabilir.

Güvence belgesinin geçerliliğini yitirdiği durumlar

Sanığın hapis cezasına mahkûm olması halinde belgenin akıbeti

Güvence belgesi, sanığın yargılama sürecinde yakalanmaması veya tutuklanmaması için verilen bir güvencedir. Bu güvence, esasen yargılama devam ederken anlam taşır. Sanık hakkında hüküm kesinleşip hapis cezası infaz aşamasına geldiğinde, artık “tutuklama” değil “cezanın infazı” gündemdedir.

Bu nedenle, sanık hakkında verilen hapis cezası kesinleştiğinde güvence belgesi fiilen amacını yitirir. Artık sanığın cezaevine alınması, güvence belgesinin koruduğu alanın dışındadır. Mahkeme, kararında veya sonrasında, güvence belgesinin hükümsüz kaldığını ve varsa buna bağlı yükümlülüklerin sona erdiğini belirtir.

Buna karşılık, karar henüz kesinleşmemişse ve sanık istinaf ya da temyiz yoluna başvurmuşsa, güvence belgesinin devam edip etmeyeceği somut olaya göre değerlendirilir. Kaçma riski artmışsa mahkeme, güvence belgesini kaldırıp yakalama veya tutuklama kararı verebilir.

Kaçma girişimi, hazırlığı veya saklanma şüphesi ortaya çıkarsa ne olur?

Güvence belgesinin en hassas noktası, sanığın kaçma ihtimali ile ilgilidir. Sanığın:

  • Yurt dışına çıkmak için gizli hazırlık yapması
  • Adresini gizlemesi, tebligatlardan kaçınması
  • Yakalanmamak için saklandığına dair ciddi emareler bulunması

gibi hallerde, mahkeme güvence belgesinin dayandığı temel varsayımın bozulduğunu kabul eder. Bu durumda:

  1. Güvence belgesi kaldırılabilir.
  2. Yakalama emri çıkarılabilir, gerekiyorsa tutuklama talep edilebilir.
  3. Daha önce belirlenen adli kontrol benzeri yükümlülükler ağırlaştırılabilir.

Önemli olan, sadece “şüphe” değil, makul ve somut olguların bulunmasıdır. Örneğin, sanığın uçak bileti alıp, dosyada da yüksek ceza alma ihtimali varsa, bu ciddi bir kaçma hazırlığı sayılabilir.

Belge şartlarına aykırı davranmanın doğurduğu sonuçlar

Güvence belgesi çoğu zaman belirli şartlara bağlanır: belirli adreste oturma, imza yükümlülüğü, yurt dışına çıkmama, mahkemenin çağrılarına uyma gibi. Sanık bu şartlara uymazsa, güvence belgesinin geçerliliği doğrudan tartışmalı hale gelir.

Şart ihlali halinde mahkeme:

  • Güvence belgesini tamamen kaldırabilir.
  • Yeni ve daha ağır yükümlülükler getirebilir.
  • Yakalama ve tutuklama tedbirlerine başvurabilir.

Eğer güvence belgesi karşılığında mali bir teminat (para, teminat mektubu vb.) alınmışsa, şartlara aykırılık bu teminatın gelir kaydedilmesine yol açabilir. Böylece hem özgürlük bakımından hem de mali açıdan ciddi sonuçlar doğar.

Bu yüzden, güvence belgesi alan bir sanığın, belgedeki her koşulu dikkatle okuması, anlamadığı noktaları avukatına sorması ve en küçük ihlalin bile belgenin geçerliliğini bitirebileceğini bilerek hareket etmesi çok önemlidir.

Kaçağın kendi isteğiyle gelmesi ve yargılamanın normal usule dönmesi

Kaçak sayılan bir kişi kendi isteğiyle gelip yargı mercilerine teslim olduğunda, artık “kaçaklık” statüsünün devam etmesi için hukuki sebep büyük ölçüde ortadan kalkar. Uygulamada mahkeme veya savcılık, kişinin teslim olmasını dikkate alır ve yargılama mümkün olduğunca normal usule, yani sanığın hazır bulunduğu klasik ceza yargılaması usulüne döner.

Teslim olan kişinin kimliği tespit edilir, ifadesi veya savunması alınır, kaçaklık kararına dayalı tedbirler (örneğin ilan, malvarlığına el koyma gibi) gözden geçirilir. Bundan sonra kişi, diğer sanıklar gibi duruşmalara çağrılır; gelmezse artık “kaçaklık” değil, yokluğunda yargılama veya zorla getirme gibi genel hükümler devreye girer.

Teslim olan kaçak hakkında yakalama kararının kaldırılması

Kaçak hakkında genellikle yakalama emri bulunduğu için, kişi fiilen yakalanmış sayılır. Ancak kendi rızasıyla gelmiş olması, mahkeme açısından önemli bir lehine durumdur.

Hakim, teslim olan kaçak bakımından:

  • Yakalama emrini kaldırabilir,
  • Serbest bırakabilir,
  • Adli kontrol uygulayabilir,
  • Gerekli görürse tutuklama kararı verebilir.

Burada belirleyici olan, kaçma şüphesinin devam edip etmediği, delilleri karartma ihtimali ve işlenen suçun niteliğidir. Kişinin uzun süre saklanmış olması aleyhine, kendi iradesiyle gelmesi ise lehine değerlendirilir.

Güvence belgesi varsa tutuklanmama güvencesinin uygulanması

Kaçak veya gaip sanık için verilmiş bir güvence belgesi varsa, kişi bu belgeye güvenerek gelip teslim olur. Güvence belgesinin en önemli işlevi, belirli şartlara uyulması kaydıyla, teslim olan kişinin tutuklanmayacağı yönünde bir güvence sağlamasıdır.

Bu durumda mahkeme, belge kapsamına sadık kalmak zorundadır. Yani:

  • Belge “tutuklanmama” güvencesi içeriyorsa, sanık hakkında tutuklama kararı verilemez.
  • Ancak yakalama, gözaltı veya adli kontrol gibi, belgenin açıkça yasaklamadığı tedbirler yine de uygulanabilir.

Sanığın belge şartlarına aykırı davranması (örneğin duruşmalara gelmemesi, adres bildirmemesi) halinde ise bu koruma ortadan kalkabilir ve mahkeme artık tutuklama dahil daha ağır tedbirlere başvurabilir.

Yokluğunda yapılan işlemlerin ve gıyabi kararların durumu

Kaçaklık döneminde sanığın yokluğunda yapılmış pek çok işlem olabilir: tanık dinlenmesi, keşif, bilirkişi incelemesi, hatta bazı hallerde gıyabi tutuklama veya malvarlığına el koyma kararları gibi.

Sanık teslim olduktan sonra:

  • Savunma hakkı gereği, yokluğunda yapılan işlemler kendisine bildirilir.
  • Aleyhine olan beyan ve deliller hakkında açıklama yapma, soru sorma, yeni delil sunma imkanı tanınır.
  • Gıyabi tutuklama kararı varsa, kişi huzura alındığında bu karar gözden geçirilir; devamına, kaldırılmasına veya adli kontrole çevrilmesine karar verilebilir.
  • Malvarlığına el koyma gibi tedbirler, artık sanığın hazır bulunması ve savunması ışığında yeniden değerlendirilir.

Özetle, kaçak kendi isteğiyle geldiğinde, yargılama “yoklukta yürüyen” istisnai rejimden çıkar; sanığın yüzüne karşı, normal ceza muhakemesi usulü çerçevesinde devam eder. Bu aşamada hak kaybı yaşamamak için, teslim olan kişinin mutlaka bir avukatla birlikte hareket etmesi büyük önem taşır.

Uygulamada sık görülen hatalar ve kaçaklık–gaiplik karışıklığı

Kaçaklık ile gaiplik arasındaki temel farkların pratik önemi

Ceza muhakemesinde kaçaklık ve gaiplik kavramları hem kanunda hem de uygulamada farklı sonuçlar doğurur. Buna rağmen, karar ve mütalaalarda bu iki kurumun sıkça karıştırıldığı görülüyor.

Kısaca söylemek gerekirse; kaçak, hakkında yürüyen soruşturma veya kovuşturmadan haberdar olduğu halde bilerek saklanan, adaletten kaçan kişidir. Gaip ise nerede olduğu bilinmeyen, kendisine ulaşılamayan, çoğu zaman hayatta olup olmadığı bile kesinleşmemiş kişi için kullanılan bir statüdür. Kaçakta bilinçli bir saklanma, gaipte ise belirsizlik vardır.

Pratikte bu fark şunları etkiler:

  • Kaçaklık kararı yalnızca CMK’da sayılan belirli ağır suçlar bakımından verilebilirken, gaiplik her suç türü için söz konusu olabilir.
  • Kaçak hakkında yokluğunda kovuşturma yapılabilir; gaip sanık hakkında ise artık yokluğunda duruşma yapılamaz, sadece delillerin korunmasına yönelik işlemler yürütülür.

Uygulamada en önemli hata, “sanığa ulaşılamıyor” diye doğrudan kaçaklık kararı verilmesi veya tam tersi, açıkça saklanan kişi hakkında gaiplik hükümlerine gidilmesidir. Bu yanlış nitelendirme, hem yoklukta yargılama hem de malvarlığına el koyma, gıyabi tutuklama, güvence belgesi gibi ağır sonuçların hukuka aykırı hale gelmesine yol açabilir.

Usul eksikleri nedeniyle verilen bozma kararlarından örnek sorunlar

Yargıtay kararlarında, kaçaklık ve gaiplik uygulamasına ilişkin bozma gerekçeleri çoğunlukla usul eksiklerinden kaynaklanıyor. Öne çıkan sorunlar şöyle özetlenebilir:

  • Kaçaklık kararı verilmeden önce zorunlu olan tebligat, zorla getirme, yakalama ve ilan yoluyla çağrı işlemlerinin eksik yapılması veya hiç yapılmaması. Özellikle ilanın usulüne uygun yapılmaması, 15 günlük sürenin başlamamasına ve sonradan verilen kararların bozulmasına neden olabiliyor.
  • Sanığın aslında adresi bilindiği ve ulaşılabilir olduğu halde, yeterli araştırma yapılmadan “gaip” kabul edilmesi. Bu durumda yoklukta yapılan işlemler savunma hakkını kısıtladığı için bozma sebebi sayılabiliyor.
  • Kaçaklık şartları oluşmadan, sırf sanık duruşmaya gelmedi diye yokluğunda hüküm kurulması. Yargıtay, bu tür dosyalarda “kaçaklık prosedürü işletilmeden yoklukta yargılama yapılamaz” diyerek kararları geri çevirebiliyor.

Bu tür usul hataları, yıllar süren davaların yeniden görülmesine, zamanaşımı riskine ve taraflar açısından ciddi hak kayıplarına yol açıyor.

Avukat desteği almanın, hak ve güvenceleri doğru kullanmadaki rolü

Kaçaklık ve gaiplik, teknik ayrıntıları çok olan, doğrudan özgürlük ve malvarlığı haklarını etkileyen kurumlar. Bu nedenle hem şüpheli/sanık hem de mağdur/katılan açısından avukat desteği kritik önem taşıyor.

Deneyimli bir müdafi;

  • Dosyada gerçekten kaçaklık mı, yoksa gaiplik mi söz konusu olduğunu tespit eder,
  • Tebligat ve ilan işlemlerinin usule uygun yapılıp yapılmadığını denetler,
  • Yokluğunda verilen kararların, gıyabi tutuklama veya el koyma tedbirlerinin hukuka uygunluğunu sorgular,
  • Gerekirse istinaf ve temyiz yoluyla usul eksiklerine dayalı bozma talebinde bulunur.

Özellikle yurtdışında bulunan veya uzun süredir adresinden uzak yaşayan kişiler için, yanlış bir kaçaklık kararı tüm yargılamayı geri dönülmesi zor bir noktaya taşıyabilir. Bu yüzden, “nasıl olsa gelmiyorum, bir şey olmaz” düşüncesi yerine, bir avukat aracılığıyla dosyayı takip etmek, güvence belgesi, adli kontrol, yakalama kararının kaldırılması gibi imkânlardan zamanında yararlanmak çoğu zaman en akıllıca yoldur.

Avukat Desteği Alın

Ankara avukatından danışmanlık ve temsil talepleriniz için bizimle iletişime geçin.