Gaiplerin yargılanması ve güvence belgesi, ceza muhakemesi hukukunda sanığın duruşmada hazır bulunamadığı hâllerde devreye giren özel bir yargılama usulünü ifade eder. Gaip sanık, hakkında kamu davası açılmış olmasına rağmen yeri bilinmeyen, yurtdışında olup getirilemeyen ya da yargılamadan haberdar olmayan kişidir; bu durum bilinçli bir kaçıştan ayrılır.
Bu çerçevede mahkeme, CMK m.244–246 hükümlerine göre gaiplerin yargılanması sırasında delilleri toplar, ancak gaip hakkında duruşma açamaz ve hüküm kuramaz. Sanığın adil yargılanma ve savunma hakkını güvence altına almak için, duruşmaya geldiğinde tutuklanmayacağına dair güvence belgesi düzenlenebilmesi, gaibin gönüllü olarak yargılamaya katılmasını teşvik eden temel araçtır. Böylece hem insan hakları standartları korunur hem de gaiplerin yargılanması sağlıklı şekilde yürütülür.
Gaip sanık kimdir, hangi hallerde kişi gaip sayılır?
Ceza muhakemesinde gaip sanık, kimliği bilinen fakat ceza davası kapsamında bulunduğu yer tespit edilemeyen ya da yurt dışında olup da mahkeme önüne getirilemeyen veya getirilmesi uygun görülmeyen sanıktır. Bu tanım doğrudan CMK m.244’ten gelir.
Burada önemli noktalar şunlardır:
- Kişi hakkında iddianame kabul edilmiş, yani artık “sanık” sıfatı vardır.
- Adres araştırmaları yapılmasına rağmen nerede olduğuna ulaşılamamıştır ya da
- Yurt dışındadır, ancak iade mümkün değildir veya siyasi / hukuki nedenlerle getirilmesi uygun bulunmamaktadır.
Sadece “adresinin bilinmemesi” tek başına yetmez; işyeri, bilinen tüm adresler, nüfus kayıtları, kolluk araştırmaları gibi yollar tüketilmiş olmalı ve yakın zamanda bulunma ihtimali de zayıf görülmelidir.
Bu durumda kişi, ceza muhakemesi bakımından gaip sanık sayılır ve hakkında özel bir usul uygulanır.
CMK 244’e göre gaipliğin şartları nelerdir?
CMK m.244’e göre bir sanığın gaip sayılabilmesi için özetle şu şartlar aranır:
- Sanık sıfatı: Kişi hakkında kamu davası açılmış, iddianame kabul edilmiştir. Gaiplik yalnızca kovuşturma evresinde söz konusu olur; soruşturma aşamasındaki şüpheli için “gaiplik” statüsü yoktur.
- Bulunduğu yerin bilinmemesi: Tüm makul araştırmalara rağmen sanığın nerede olduğuna ulaşılamaz.
- Yurt dışında bulunma ve getirilememesi: Sanık yurt dışındadır ve
- İade anlaşması yoktur,
- İlgili devlet iade talebini reddetmiştir,
- Ya da başka nedenlerle fiilen mahkeme önüne getirilememektedir.
- Getirilmesinin uygun bulunmaması: Bazı durumlarda sanığın yurt dışından getirilmesi hukuken veya pratikte uygun görülmeyebilir; bu halde de gaiplik kabul edilir.
Bu şartlardan herhangi birinin varlığı, CMK 244 anlamında gaiplik için yeterlidir. Ancak gaiplik kararı verildiğinde mahkeme, sanık hakkında duruşma açamaz, sadece delillerin toplanması ve korunmasına yönelik işlemleri yapabilir.
Gaip sanık ile kaçak sanık arasındaki temel farklar
CMK, gaip sanık ile kaçak sanık arasında bilinç, aşama ve suç türü bakımından önemli farklar koyar:
- İrade farkı (bilinçli kaçış – erişilemezlik)
- Kaçak sanık, hakkında yürüyen soruşturma veya kovuşturmadan haberdardır ve bu süreci sonuçsuz bırakmak amacıyla bilerek saklanır ya da yurt dışında kalır.
- Gaip sanık ise çoğu zaman yargılamadan habersizdir veya haberi olsa bile kendi iradesiyle kaçmış sayılmaz; esas olan, fiilen kendisine ulaşılamamasıdır.
- Aşama farkı (soruşturma – kovuşturma)
- Kaçaklık, hem soruşturma evresinde şüpheli, hem kovuşturma evresinde sanık için gündeme gelebilir.
- Gaiplik sadece kovuşturma aşamasında, yani dava açıldıktan sonra ve yalnızca sanık için söz konusudur.
- Suç türü bakımından fark
- Gaiplik, kural olarak her türlü suç için uygulanabilir; kanunda suç türüne ilişkin bir sınırlama yoktur.
- Kaçaklık ise CMK’da sayılan belirli, çoğu ağır nitelikli katalog suçlar bakımından öngörülmüş özel bir rejime bağlıdır.
- Usul ve sonuçlar bakımından fark
- Gaip sanık hakkında duruşma açılamaz, mahkeme sadece delilleri toplar ve korur.
- Kaçak sanık hakkında ise belirli şartlarla duruşma yapılabilir, bazı malvarlığı tedbirleri ve yokluğunda yargılama imkânı vardır.
Özetle, gaip sanık “ulaşılamayan”, kaçak sanık ise “bilerek kaçan” kişidir. Bu temel ayrım, uygulanacak muhakeme usulünü ve sanık aleyhine alınabilecek tedbirlerin sınırını doğrudan etkiler.
Gaiplerin yargılanmasında izlenen özel usul nedir?
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (özellikle CMK m. 244) gaip sanıklar için, normal yargılamadan farklı ve daha sınırlı bir usul öngörülür. Temel amaç, sanığın yokluğunda hüküm kurmamak, ama bir yandan da delillerin kaybolmasını önlemektir. Bu nedenle gaip sanık hakkında esaslı bir duruşma yürütülmez, sadece delillerin toplanması ve korunmasına yönelik işlemler yapılır.
Bu özel usulde mahkeme, sanığın bulunması için gerekli araştırmaları yaptırır, adres tespiti ve tebligat girişimlerini kayda geçirir; buna rağmen sanığa ulaşılamıyorsa, dosya esas bakımından bekletilir, fakat deliller mümkün olduğunca güvence altına alınır.
Gaip hakkında duruşma neden açılamaz, süreç nasıl ilerler?
Gaip sanık hakkında esaslı duruşma açılamamasının temel sebebi, ceza yargılamasının yüz yüzelik ve çelişmeli yargılama ilkeleridir. Sanık olmadan yapılan bir duruşma, savunma hakkını ciddi biçimde zedeler. Bu yüzden:
- Mahkeme, önce sanığın yerini tespit etmeye çalışır.
- Tebligatlar bilinen son adreslere, MERNİS kayıtlarına, gerekiyorsa ilan yoluyla yapılır.
- Buna rağmen sanığın nerede olduğu bilinmiyor veya hazır edilemiyorsa, esas hakkında yargılama yapılmaz; sadece delil toplama ve koruma işlemleri yürütülür.
Süreç, sanık ortaya çıkana veya yakalanana kadar bu “bekleme” halinde kalır. Dosya kapanmaz, sadece aktif duruşma safhasına geçilmez.
Mahkemenin gaip sanıkla ilgili toplayabileceği ve koruyabileceği deliller
Gaiplik halinde mahkeme, ileride yapılacak esas duruşmada kullanılmak üzere delilleri mümkün olduğunca erken ve sağlıklı şekilde toplar. Özellikle:
- Tanık beyanları (unutma, ölüm, yurt dışına çıkma ihtimaline karşı)
- Bilirkişi incelemeleri
- Keşif, görüntü ve ses kayıtları
- Maddi delillerin muhafazası (eşya, belge, dijital veriler vb.)
Bu işlemler yapılırken, sanığın yokluğu nedeniyle savunma tarafının dezavantaj yaşamaması için, mümkünse müdafiin katılımı sağlanır; yoksa barodan müdafi görevlendirilmesi yoluna gidilebilir. Böylece deliller, ileride sanık geldiğinde tekrar tartışılabilir nitelikte dosyaya alınmış olur.
Naip hâkim ve istinabe mahkemesi hangi durumlarda devreye girer?
Gaip sanıkla ilgili delillerin toplanması her zaman asıl mahkemenin bulunduğu yerde mümkün olmayabilir. Bu durumda:
- Naip hâkim, aynı mahkeme içinde, belirli delil toplama işlemlerini yapmak üzere görevlendirilen hâkimdir. Örneğin, yoğunluk veya uzmanlık gerektiren bir tanık dinleme ya da keşif işlemi naip hâkime bırakılabilir.
- İstinabe mahkemesi ise, delilin bulunduğu yer başka bir yargı çevresindeyse devreye girer. Örneğin tanık başka bir şehirde yaşıyorsa, o yer mahkemesinden tanığın dinlenmesi istenir.
Gaip sanık söz konusu olduğunda, bu mekanizmalar özellikle tanıkların hızlıca dinlenmesi ve delillerin kaybolmadan kayda alınması için kullanılır.
Gaip sanığın müdafii, kanuni temsilcisi veya eşinin rolü
Gaip sanığın kendisi duruşmada bulunmasa da, müdafii, kanuni temsilcisi veya eşi sürece belirli ölçüde katılabilir. Uygulamada:
- Müdafi, delil toplama işlemlerine katılabilir, tanıklara soru sorabilir, itiraz ve taleplerde bulunabilir.
- Kanuni temsilci (örneğin küçük veya kısıtlı sanıkta veli/vasî) sanığın menfaatini gözeterek süreci takip eder.
- Eş, kanunda öngörülen hallerde sanık adına bazı taleplerde bulunabilir; özellikle sanığın bulunmasına yönelik girişimlerde bilgi verebilir, adres ve iletişim bilgisi sunabilir.
Bu kişilerin varlığı, gaip sanığın savunma hakkının tamamen boşlukta kalmamasını sağlar. Ancak unutulmamalıdır ki, gaiplik halinde yine de esaslı bir hüküm kurulmaz; bu kişiler daha çok delil toplama ve koruma aşamasında aktif rol oynar.
Gaibe ihtar süreci nasıl işler?
Gaibe ihtar, CMK 245’te düzenlenmiş, gaip sanığın yargılamaya katılmasını sağlamak için öngörülmüş bir bildirim yoludur. Amaç, adresi tespit edilemeyen gaip sanığa, mahkeme önüne gelmesi veya ulaşılabileceği bir adres bildirmesi yönünde resmî bir çağrı yapmaktır. Bu ihtar, gaiplik statüsünün “sonsuz” sürmesini engelleyen, sanığa da hak ve yükümlülüklerini hatırlatan bir aşamadır.
Uygulamada önce kişinin gaip sayılmasını gerektiren araştırmalar yapılır; tüm makul adres ve iletişim kanalları denenir, buna rağmen sanığa ulaşılamıyorsa mahkeme gaiplik hükümlerini uygular ve ardından gaibe ihtar kararı verir. İhtar, dosyaya yazılı bir karar olarak geçirilir ve seçilecek iletişim araçları bu karara dayanır.
Adresi bilinmeyen gaibe ihtar hangi yollarla yapılır?
Kanun, adresi bilinmeyen gaibe ihtarın “uygun bir iletişim aracıyla” yapılacağını söyler ve özellikle belirli bir yöntemle sınırlamaz. Bu, mahkemeye esneklik tanır. Önemli olan, sanığa ulaşma ihtimali makul olan yolların kullanılmasıdır.
Uygulamada mahkemeler, somut olaya göre şu yollara başvurabilir:
- Sanığın bilinen son adresine klasik tebligat denemeleri
- Nüfus kayıtları, UYAP kayıtları, kolluk araştırmaları sonucu bulunan yeni adreslere tebligat
- Yurt dışında olduğuna dair bilgi varsa, adli yardımlaşma kanalları üzerinden bildirim girişimleri
- Ulaşılabilir bir telefon, e‑posta, sosyal medya hesabı gibi kanallar varsa bunların kullanılması
- Son çare olarak, dosya kapsamına göre ilân yoluna başvurulması (örneğin yerel gazetede veya adliye panosunda duyuru)
Burada önemli olan, mahkemenin “sırf şeklen” değil, gerçekten ulaşma ihtimali olan araçları kullanmasıdır. Aksi halde, ileride savunma hakkının ihlali iddiaları gündeme gelebilir.
İhtarın içeriğinde neler yer alır, hangi uyarılar yapılır?
CMK 245, ihtarın içeriğini ayrıntılı saymaz; ancak ceza muhakemesinin genel ilkeleri ve uygulama dikkate alındığında, gaibe yapılan ihtarda en azından şu hususlar açıkça belirtilir:
- Sanığın gaip sayıldığı ve hakkında yürüyen soruşturma/kovuşturmanın esas konusu
- Mahkeme önüne bizzat gelmesi veya geçerli bir adres bildirmesi gerektiği
- Bu yükümlülüğün belirli bir süre içinde yerine getirilmesinin istendiği (örneğin 15 veya 30 gün gibi, somut olaya göre)
- Gelmemesi veya adres bildirmemesi hâlinde, delillerin yokluğunda toplanmaya devam edileceği ve ileride aleyhine sonuçlar doğabileceği
- İsterse bir müdafi görevlendirebileceği, maddi imkânı yoksa barodan müdafi atanabileceği
- Uygun görülürse, ileride güvence belgesi talep edebileceği ve bunun tutuklanmama güvencesi sağlayabileceği
Bu uyarılar, hem sanığın bilgilendirilmesi hem de ileride “haberim yoktu” iddialarının önüne geçilmesi için önemlidir. İhtar metni dosyada saklanır ve hangi yolla gönderildiği, ne zaman yapıldığı ayrıntılı biçimde kayıt altına alınır.
Gaip sanık ihtara rağmen gelmezse dosya bakımından ne olur?
Gaip sanık, kendisine yapılan ihtara rağmen mahkeme önüne gelmez veya adresini bildirmezse, temel sonuç şudur:
- Duruşma yine açılamaz, gaip hakkında yokluğunda hüküm kurulamaz.
- Ancak mahkeme, delillerin ele geçirilmesi ve korunması için gerekli tüm işlemleri yapmaya devam eder.
Bu aşamada:
- Tanık beyanları alınabilir, keşif yapılabilir, bilirkişi incelemesi istenebilir.
- Zamanla kaybolma ihtimali olan deliller (kamera kayıtları, dijital veriler, fiziki izler) tespit edilip dosyaya alınır.
- Sanığın müdafii, kanuni temsilcisi veya eşi varsa, bu işlemlerde hazır bulunabilir; yoksa barodan müdafi atanması istenebilir.
Gaip sanığın gelmemesi, dosyanın tamamen kapanması anlamına gelmez; dosya bekletilir ve sanık ortaya çıktığında, daha önce toplanan deliller duruşmada tartışılmak üzere hazır tutulur. İhtarın yapılmış olması, ileride güvence belgesi verilmesi, yakalama emri değerlendirilmesi gibi adımlarda da mahkemenin elini güçlendirir; çünkü sanığın çağrıya rağmen gelmediği artık resmen kayıtlıdır.
Gaip sanıklara güvence belgesi verilmesi ne anlama gelir?
Güvence belgesi, gaip sanığın yargılama için Türkiye’ye gelmesini veya ortaya çıkmasını teşvik eden, karşılığında da ona belirli ölçüde “tutuklanmama” güvencesi sağlayan bir kurumdur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK m. 246) düzenlenir ve özellikle uzun süredir bulunamayan, hakkında yakalama kararı olan sanığın, kendini tamamen güvencesiz hissetmeden yargılamaya katılabilmesini amaçlar.
Bu belge, sanığa “hiçbir şekilde tutuklanmayacaksın” şeklinde sınırsız bir dokunulmazlık vermez. Belirli şartlar altında ve belirli sınırlar içinde, mahkeme huzuruna geldiği takdirde derhal tutuklanmayacağına dair bir güvence tanır. Böylece hem sanığın savunma hakkı güçlenir hem de dosyanın sürüncemede kalması önlenir.
Güvence belgesinin amacı nedir, neden böyle bir imkân tanınmıştır?
Güvence belgesinin temel amacı, gaip sanığın yargılamaya katılmasını sağlamak ve adil yargılanma hakkını korumaktır. Uzun süre bulunamayan sanıklar bakımından:
- Dosyalar yıllarca açık kalabilmekte,
- Deliller zamanla zayıflamakta,
- Mağdur ve toplum açısından “cezasızlık” algısı oluşabilmektedir.
Sanık açısından bakıldığında ise, “Ülkeye gelirsem hemen tutuklanırım, savunma bile yapamam” endişesi, ortaya çıkmasını engelleyebilir. Güvence belgesi, bu korkuyu belli ölçüde gidererek, “gel, yargılamaya katıl; makul güvenceler altında savunmanı yap” mesajı verir.
Bu nedenle güvence belgesi, hem yargılamanın etkin yürütülmesi, hem de sanığın kendi iradesiyle gelmesini teşvik eden bir denge aracı olarak kabul edilir.
Hangi şartlarla ve kimlerin talebiyle güvence belgesi verilebilir?
Güvence belgesi, gaip sanık hakkında söz konusu olur. Yani:
- Sanığın yerinin bilinmemesi,
- Yakalanamaması,
- Çağrılara rağmen duruşmaya gelememesi gibi nedenlerle gaiplik şartlarının oluşmuş olması gerekir.
Belge, kural olarak mahkeme tarafından verilir ve şu kişiler talepte bulunabilir:
- Bizzat gaip sanık,
- Sanığın müdafii (avukatı),
- Kanuni temsilcisi (örneğin küçük veya kısıtlı sanıkta veli/vasî),
- Bazı durumlarda eşi veya yakınları, sanık adına talepte bulunabilir; ancak mahkeme, esasen sanığın iradesini ve gerçekten gelme niyetini arar.
Mahkeme, güvence belgesi vermeden önce:
- Suçun niteliğini ve ağırlığını,
- Kaçma şüphesini,
- Delil durumunu,
- Mağdurun ve kamunun menfaatini
dikkate alır. Bu nedenle güvence belgesi otomatik bir hak değildir; her olayda mahkemenin takdirine bağlıdır ve gerekçeli bir kararla verilir.
Güvence belgesinin kapsamı: “tutuklanmayacağı” güvencesi neyi kapsar, neyi kapsamaz?
CMK’daki düzenleme uyarınca güvence belgesi, sanığın mahkeme huzuruna geldiğinde derhal tutuklanmayacağına dair bir güvence içerir. Ancak bu güvence:
- Sadece belgenin verildiği soruşturma/kovuşturma dosyasıyla sınırlıdır. Başka bir suçtan veya başka bir dosyadan dolayı tutuklama yasağı doğurmaz.
- Belirli koşullara bağlıdır. Örneğin sanığın duruşmalara düzenli katılması, adresini bildirmesi, çağrılara uyması gibi yükümlülükler getirilebilir.
- Mahkeme, adli kontrol gibi daha hafif tedbirlere başvurabilir. Yani tutuklama yasağı, hiçbir tedbir uygulanmayacağı anlamına gelmez.
Ayrıca güvence belgesi:
- Sanığın yargılama süresince hiçbir şekilde tutuklanamayacağı anlamına gelmez.
- Sanık, belge koşullarını ihlal ederse veya sonradan ortaya çıkan yeni delillerle kuvvetli suç şüphesi ve kaçma tehlikesi artarsa, mahkeme güvence belgesini kaldırıp tutuklama kararı verebilir.
Özetle, gaip sanıklara güvence belgesi verilmesi, yargılamaya katılımı teşvik eden, ama kamu düzeni ve mağdur haklarını da gözeten sınırlı bir “tutuklanmama” güvencesidir. Sanığa mutlak dokunulmazlık değil, koşullu ve dosyayla sınırlı bir koruma sağlar.
Güvence belgesinin koşulları, geçerliliği ve sona ermesi
Mahkeme güvence belgesini hangi koşullara bağlayabilir?
Güvence belgesi, CMK m. 246 kapsamında gaip veya kaçak sanığın yargılamaya katılmasını teşvik eden, karşılığında da “tutuklanmama” güvencesi sağlayan bir kurumdur. Ancak bu güvence, mahkemenin hiçbir şart koyamayacağı anlamına gelmez.
Mahkeme, güvence belgesini özellikle şu tür koşullara bağlayabilir:
- Sanığın belirlenen duruşma günlerinde hazır bulunması
- Adres değişikliklerini derhal bildirmesi
- Yurt dışına çıkmaması veya çıkışın izne bağlanması
- Belirli aralıklarla kolluk birimine imza vermesi gibi adli kontrol benzeri yükümlülükler
Bu koşullar, hem sanığın kaçmasını önlemeye hem de yargılamanın sağlıklı yürütülmesine yöneliktir. Koşulların ölçülü, suçun niteliği ve sanığın kişisel durumuyla uyumlu olması gerekir. Aksi halde güvence belgesi, amacına aykırı biçimde fiili bir baskı aracına dönüşebilir.
Sanık hangi hallerde güvence belgesini kaybeder?
Güvence belgesinin devamı, sanığın yükümlülüklere sadık kalmasına bağlıdır. Uygulamada özellikle şu durumlarda güvence belgesinin hükümsüz kaldığı kabul edilir:
- Sanığın, güvence belgesinde belirtilen duruşmalara mazeretsiz gelmemesi
- Mahkemenin koyduğu adli kontrol benzeri şartları kasten ihlal etmesi
- Kaçma hazırlığı içinde olduğuna dair ciddi emarelerin ortaya çıkması
- Yeni ve daha ağır bir suç işlediğine dair kuvvetli şüphe doğması
Bu hallerde mahkeme, güvence belgesini kaldırabilir; kararında hangi yükümlülüğün nasıl ihlal edildiğini somut biçimde göstermesi beklenir. Belgenin kaldırılmasıyla birlikte sanık, artık “tutuklanmayacağı” güvencesinden yararlanamaz ve hakkında genel tutuklama rejimi uygulanabilir.
Güvence belgesi verildikten sonra sanık hakkında tutuklama mümkün müdür?
Güvence belgesi, mutlak ve sınırsız bir dokunulmazlık sağlamaz. Kural olarak, güvence belgesi yürürlükte olduğu sürece, sanık belgenin kapsamına giren fiil nedeniyle sırf kaçma şüphesiyle tutuklanmaz. Ancak:
- Güvence belgesi, yalnızca belgenin düzenlendiği soruşturma veya kovuşturma dosyası bakımından geçerlidir. Sanık, başka bir dosyada işlediği iddia edilen farklı bir suçtan dolayı tutuklanabilir.
- Mahkeme, sanığın güvence belgesine aykırı davrandığını tespit ederse önce belgeyi kaldırır; ardından CMK’daki genel tutuklama şartları oluşmuşsa tutuklama kararı verebilir.
- Çok istisnai olarak, sanığın ağır bir suç işlediğine dair yeni ve güçlü deliller ortaya çıkmışsa, güvence belgesinin koruma alanı fiilen ortadan kalkar; mahkeme hem belgeyi geri alabilir hem de tutuklama tedbirine başvurabilir.
Özetle, güvence belgesi “hiçbir şekilde tutuklanmayacağı” anlamına gelmez; belirli bir dosya ve belirli şartlar altında tutuklamaya karşı sınırlı bir koruma sağlar. Sanık bu çerçeveyi ihlal ettiğinde, mahkeme hem güvenceyi sona erdirip hem de tutuklama tedbirini gündeme getirebilir.
Gaiplerin yargılanması ile kaçakların yargılanmasının karşılaştırılması
Gaip sanık ile kaçak sanık, her ikisi için de “sanığa ulaşılamaması” ortak noktasını taşır; ancak hukuki statüleri, uygulanabilecek usuller ve tedbirler bakımından önemli farklar vardır. Bu farklar CMK’nın 244 ila 248. maddeleri arasında ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
Soruşturma–kovuşturma evresi açısından gaip–kaçak farkı
Gaiplik, yalnızca kovuşturma evresinde ve sadece “sanık” için söz konusu olur. Yani iddianame kabul edilip dava açıldıktan sonra, sanığın bulunduğu yer bilinmiyor ya da yurt dışında olup mahkeme önüne getirilemiyorsa kişi gaip sayılır.
Kaçaklık ise hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında gündeme gelebilen bir statüdür; soruşturmada “şüpheli”, kovuşturmada “sanık” hakkında kaçak kararı verilebilir. Bunun için kişinin, hakkındaki soruşturma veya kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla saklanması ya da yurt dışında bulunması ve bu nedenle kendisine ulaşılamaması gerekir. Yani kaçakta bilinçli bir kaçma iradesi, gaipte ise çoğu zaman yargılamadan habersizlik veya irade dışı bir yokluk vardır.
Gaip sanık hakkında kamu davası açılabilir, ancak duruşma başlatılamaz; mahkeme sadece delillerin tespiti ve korunmasına yönelik işlemler yapar. Kaçak sanık hakkında ise duruşma yapılabilir, fakat daha önce sorgusu yapılmamışsa mahkûmiyet hükmü verilemez.
Her suç için gaiplik, sınırlı suçlar için kaçaklık rejimi
Gaiplik kararı her türlü suç bakımından verilebilir; kanun gaipliği belirli suç tipleriyle sınırlamamıştır. Bu, gaiplik kurumunun daha çok “sanığa fiilen ulaşılamaması” sorununu çözmeye yönelik genel bir usul olduğunu gösterir.
Kaçaklık rejimi ise katalog suçlarla sınırlandırılmıştır. CMK m.248/2’de sayılan ağır nitelikli suçlar (örneğin örgütlü suçlar, bazı terör ve ağır ekonomik suçlar gibi) bakımından kaçaklık hükümleri ve buna bağlı ağır tedbirler uygulanabilir. Daha hafif suçlarda sanık saklansa bile, kanundaki şartlar yoksa “kaçak” statüsü tanınamaz; bu durumda genel usuller ve yakalama–zorla getirme hükümleri devreye girer.
Malvarlığına el koyma, gıyabi tutuklama gibi tedbirlerde durum
Gaip sanık ile kaçak sanık arasındaki en belirgin farklardan biri, koruma tedbirleri alanında ortaya çıkar:
-
Gaip sanık bakımından
-
Gaip hakkında gıyabi tutuklama kararı verilemez; sadece yakalama kararı çıkarılabilir.
-
Gaiplik sebebiyle özel olarak malvarlığına el koyma imkânı yoktur. Mahkeme, sadece delillerin korunmasına yönelik işlemler yapar; sanığın mallarına sırf gelmesini sağlamak için el konulamaz.
-
Kaçak sanık bakımından
-
CMK m.248 uyarınca, kaçağın duruşmaya gelmesini sağlamak amacıyla Türkiye’deki mal, hak ve alacaklarına el konulabilir; gerekirse bunların yönetimi için kayyım atanabilir.
-
Kaçak sanık hakkında yokluğunda tutuklama (gıyabi tutuklama) kararı verilebilir. Bu, kaçaklık statüsünün gaipliğe göre çok daha ağır sonuçlar doğurduğunu gösterir.
Dolayısıyla gaiplik, daha “nötr” ve savunma hakkını korumaya odaklı bir statü iken; kaçaklık, bilerek kaçan kişiye karşı zorlayıcı ve baskın tedbirlerin uygulanabildiği bir rejimdir.
Güvence belgesinin gaip ve kaçak bakımından farklı uygulanışı
Güvence belgesi, hem gaip hem de kaçak için öngörülmüş olmakla birlikte, kapsam ve uygulanma şartları bakımından ayrılır.
-
Gaip sanık için güvence belgesi
-
CMK m.246’ya göre mahkeme, gaip sanığa duruşmaya gelmesi hâlinde tutuklanmayacağına dair güvence belgesi verebilir.
-
Bu güvence, her suç türü için söz konusu olabilir; kanun gaiplikte suç bakımından bir sınırlama getirmemiştir.
-
Kaçak sanık için güvence belgesi
-
Kaçak bakımından güvence belgesi, CMK m.248 çerçevesinde, esasen katalog suçlar yönünden gündeme gelir ve çoğu zaman malvarlığına el koyma tedbirinin kaldırılması veya hafifletilmesiyle bağlantılıdır.
-
Kaçak, gelmeyi kabul eder ve belirli şartları yerine getirirse, mahkeme tutuklamama yönünde güvence verebilir; ancak bu, gaipte olduğu kadar geniş ve otomatik bir imkân değildir, daha sıkı koşullara bağlıdır.
Sonuç olarak, gaiplerin yargılanması daha çok yargılamayı askıda tutup delilleri korumaya, kaçakların yargılanması ise kaçan kişiyi zorla da olsa yargı önüne getirmeye odaklanır. Güvence belgesi de bu iki farklı yaklaşımı yansıtarak, gaip için daha koruyucu, kaçak için ise daha sınırlı ve şartlı bir araç olarak karşımıza çıkar.
Gaip sanığın ortaya çıkması halinde yargılama nasıl devam eder?
Gaip sanık ortaya çıktığında, artık “gaiplerin yargılanmasına özgü” istisnai rejim sona erer ve yargılama normal usule mümkün olduğunca döndürülür. Ama bu, önceki işlemlerin tamamen yok sayılacağı anlamına gelmez. Mahkeme, hem sanığın savunma hakkını güvence altına almak hem de daha önce toplanmış delilleri korumak arasında bir denge kurar.
Sanığın kendiliğinden gelmesi veya yakalanması durumunda izlenecek adımlar
Sanık kendiliğinden mahkemeye başvurabilir ya da kolluk tarafından yakalanıp mahkeme önüne çıkarılabilir. Her iki durumda da izlenen temel adımlar şöyledir:
- Kimlik ve durum tespiti: Sanığın gerçekten gaip sayılan kişi olup olmadığı, hakkında hangi suçtan ve hangi dosyada işlem yapıldığı netleştirilir.
- Gaiplik rejiminin sona erdiğinin tespiti: Mahkeme, sanığın artık hazır bulunabildiğini tutanağa geçirir ve gaiplik nedeniyle uygulanan özel usulün bittiğini belirtir.
- Hakların hatırlatılması: Sanığa susma hakkı, müdafiden yararlanma hakkı, delil gösterme ve tanık dinletme imkânı açıkça anlatılır.
- Savunmanın alınması: Daha önce hiç savunma alınmamışsa, ayrıntılı şekilde savunması alınır. Önceden alınmış bir ifade varsa, bu ifade sanığa okunur ve diyecekleri sorulur.
- Tutuklama veya adli kontrol değerlendirmesi: Kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali gibi ölçütler ışığında, sanığın serbest bırakılması, adli kontrol veya tutuklama gerekip gerekmediği yeniden değerlendirilir.
Sanığın kendiliğinden gelmesi, uygulamada genellikle lehine yorumlanır; kaçma eğiliminin azaldığı kabul edilerek daha hafif koruma tedbirleri tercih edilebilir. Ancak bu, otomatik bir kural değil, somut olaya göre yapılan bir değerlendirmedir.
Daha önce toplanan delillerin duruşmada kullanılması ve sanığın savunma hakkı
Gaiplik döneminde toplanan deliller, sanık ortaya çıktıktan sonra tamamen geçersiz sayılmaz. Aksine, delillerin korunması amacıyla yapılan işlemler, belirli şartlarla duruşmada kullanılabilir:
- Tanıklar, bilirkişiler veya mağdurlar gaiplik sürecinde dinlenmişse, bu beyanların tutanakları sanığa okunur.
- Sanık, bu kişilerin yeniden dinlenmesini isteyebilir. Mahkeme, özellikle çelişkili noktalar varsa veya önceki ifade sırasında savunma makamı hiç hazır bulunmamışsa, tanığın tekrar çağrılmasına daha sıcak bakar.
- Fiziksel deliller, keşif, bilirkişi raporları gibi belgeler de dosyada kalır; ancak sanığa bunlara karşı beyanda bulunma, ek rapor isteme, yeni bilirkişi talep etme imkânı tanınır.
Özetle, gaiplik döneminde toplanan deliller “yok” sayılmaz; fakat sanığın çapraz sorgu, itiraz ve yeniden inceleme hakları mümkün olduğunca telafi edilir. Böylece hem yargılamanın sürüncemede kalması önlenir hem de adil yargılanma hakkı korunur.
Gaiplik sürecinde verilen kararların ve tedbirlerin yeniden değerlendirilmesi
Sanık ortaya çıktığında, gaiplik sürecinde verilmiş kararlar ve uygulanan tedbirler mahkemece gözden geçirilir:
- Koruma tedbirleri: Malvarlığına el koyma, arama, yakalama, adli kontrol benzeri tedbirler, sanığın artık hazır bulunabilmesi ışığında yeniden değerlendirilir. Gereksiz hale gelen veya ölçüsüz görülen tedbirler kaldırılabilir ya da daraltılabilir.
- Gıyabi kararlar: Gaiplik döneminde verilmiş bazı ara kararlar, sanığın savunma hakkını etkiliyorsa, sanığın talebi üzerine yeniden ele alınabilir. Örneğin, bir tanığın dinlenmesinden vazgeçilmesi veya belirli bir delilin reddi gibi kararlar, sanığın yeni beyanları doğrultusunda değiştirilebilir.
- Hüküm verilmişse: İstisnai de olsa, gaiplik sürecinde hüküm kurulmuş bir dosyada sanık ortaya çıkarsa, kanun yolları ve yargılamanın yenilenmesi imkânları gündeme gelir. Sanığın, kendisi yokken verilen hükme karşı başvuru hakları konusunda bilgilendirilmesi gerekir.
Mahkeme, tüm bu aşamalarda temel ölçüt olarak silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini gözetir. Amaç, sanığın yokluğunda yürütülen gaiplik sürecinin, ortaya çıktıktan sonra savunma hakkını kalıcı biçimde zedelememesidir.
Uygulamada gaiplerin yargılanmasında karşılaşılan pratik sorunlar
Gaip sanık kuralları kâğıt üzerinde net görünse de, uygulamada özellikle adres tespiti, tebligat, yurt dışındaki sanıklar ve güvence belgesi talepleri bakımından ciddi güçlükler ortaya çıkıyor. Bu güçlükler çoğu zaman davaların yıllarca askıda kalmasına ve dosyaların fiilen sürüncemede kalmasına yol açıyor.
Adres tespiti ve tebligat güçlükleri
Gaip sayılmanın en tipik nedeni, sanığın bulunduğu yerin bilinmemesidir. Nüfus kayıtlarındaki adreslerin güncel olmaması, sanığın sık sık yer değiştirmesi veya kayıt dışı yaşaması, mahkemelerin sanığa ulaşmasını zorlaştırıyor.
Uygulamada mahkemeler genellikle:
- MERNİS adresi,
- UYAP’taki önceki dosyalardaki adresler,
- Kolluk araştırması, muhtarlık ve komşu beyanları
gibi kanallarla adres tespiti yapmaya çalışıyor; buna rağmen sanığa ulaşılamadığında gaiplik gündeme geliyor.
Tebligat bakımından da sorunlar büyük. Adres yanlış, terk edilmiş veya fiilen kullanılmıyorsa, tebligat iade ediliyor. Adresi bilinmeyen gaibe CMK 245 uyarınca “uygun bir iletişim aracıyla” ihtar yapılması öngörülse de, bu ifadenin sınırları uygulamada tartışmalı. Mahkemeler çoğunlukla klasik tebligat ve kolluk marifetiyle bildirim yöntemlerine yöneliyor; elektronik iletişim imkânları ise henüz sistematik biçimde kullanılmıyor.
Bu durum, hem gaiplik kararının gecikmesine hem de savunma hakkı ile yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkesi arasında denge kurulmasını zorlaştırıyor.
Yurt dışında bulunan sanıklar ve iade edilememe halleri
Sanığın yurt dışında bulunması, tek başına gaiplik sebebi değil. CMK 244’a göre, sanığın yurt dışında olup yetkili mahkeme önüne getirilememesi veya getirilmesinin uygun bulunmaması gerekir.
Uygulamada özellikle şu durumlar öne çıkıyor:
- İade talebinin reddi: Sanığın bulunduğu ülke, suçun siyasi nitelikte olduğu, zamanaşımı, çifte vatandaşlık veya kendi hukukundaki güvenceler nedeniyle iade talebini reddedebiliyor. Bu durumda sanık fiilen ulaşılamaz hale geliyor ve gaiplik kararı verilebiliyor.
- İade anlaşmasının olmaması: Türkiye ile sanığın bulunduğu ülke arasında suçluların iadesine ilişkin anlaşma yoksa, sanığın getirilmesi “uygunsuz” veya “imkânsız” kabul edilerek gaiplik statüsü uygulanabiliyor.
- Tebligatın yapılamaması: Adli yardımla tebligat istenmesine rağmen sanığa ulaşılamaması, adresin o ülkede de tespit edilememesi halinde yine gaiplik gündeme geliyor.
Bu dosyalarda mahkemeler çoğu zaman yalnızca delil toplama ve koruma işlemleriyle yetinmek zorunda kalıyor; duruşma açılamadığı için dava yıllarca beklemede kalabiliyor. Özellikle zamanaşımı sürelerinin yaklaşması, uygulayıcılar üzerinde ciddi baskı yaratıyor.
Uygulamada güvence belgesi taleplerine mahkemelerin yaklaşımı
CMK 246, gaip sanığa “duruşmaya gelmesi halinde tutuklanmayacağı” yönünde güvence belgesi verilebileceğini düzenliyor. Amaç, sanığın yakalanma ve tutuklanma korkusunu azaltarak gönüllü olarak yargılamaya katılmasını sağlamak.
Pratikte ise birkaç temel sorun göze çarpıyor:
- Mahkemelerin çekingen tutumu: Özellikle ağır ceza gerektiren suçlarda, mahkemeler güvence belgesi vermeye mesafeli durabiliyor. Kaçma ihtimali, delilleri karartma riski veya kamuoyu baskısı gerekçe gösterilerek talepler reddedilebiliyor.
- Şartların belirsizliği: Kanun, güvence belgesinin “koşullara bağlanabileceğini” söylüyor; fakat hangi koşulların makul olduğu konusunda net bir çerçeve yok. Uygulamada mahkemeler, adli kontrol, belirli aralıklarla imza, pasaporta el koyma gibi yükümlülükleri güvence belgesine paralel şekilde öngörebiliyor. Bu da yerel mahkemeler arasında ciddi uygulama farklılıklarına yol açıyor.
- İtiraz ve denetim: Güvence belgesi verilmemesi kararına sanık veya müdafii, verilmesi kararına ise savcı veya katılan itiraz edebiliyor. Ancak bu itiraz yolunun ne kadar etkin kullanıldığı, üst mahkemelerin hangi ölçütlerle denetim yaptığı konusunda içtihat henüz tam olarak oturmuş değil.
Sonuç olarak, güvence belgesi kurumu teoride gaip sanığın yargılamaya katılımını teşvik eden önemli bir araç olsa da, uygulamada çekingenlik, belirsiz kriterler ve farklı yorumlar nedeniyle potansiyelini tam olarak gerçekleştirebilmiş değil.
Ankara avukatından danışmanlık ve temsil talepleriniz için bizimle iletişime geçin.