+90 507 195 23 23

Hakim Sanığı Dinlemeden Ceza Verebilir mi?

Yayınlanma: 29 Kasım 2025 • Güncelleme: 30 Kasım 2025 • 20 dk. okuma

Hakim sanığı dinlemeden ceza verebilir mi, CMK, basit yargılama usulü, sanığın yokluğunda duruşma ve savunma hakkı kavramları Türk ceza yargılamasında doğrudan adil yargılanma hakkıyla bağlantılıdır. Özellikle sanığın sorgusu yapılmadan hüküm kurulup kurulamayacağı, hangi durumlarda yokluğunda karar verilebileceği kanunda ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

Bu yazıda; genel kural olarak sanığın dinlenmesi zorunluluğunu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sanığın yokluğunda duruşma yapılabilen istisnaları, basit yargılama usulünün özelliklerini ve Yargıtay içtihatlarının yaklaşımını, sade bir dille adım adım ele alacağız. Böylece “hakim sanığı dinlemeden ceza verebilir mi” sorusunun hukuki çerçevesini netleştirebileceksiniz.

Hakimin sanığı dinlemeden ceza vermesi hukuken mümkün mü?

Hakimin sanığı hiç dinlemeden, yani sanığın sorgusu yapılmadan mahkumiyet kararı vermesi Türk ceza muhakemesi sisteminde kural olarak mümkün değildir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 193/1. maddesi açık: “Kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz.”

Bu hüküm, “sanık olmadan yargılama olmaz” ilkesinin kanundaki yansımasıdır. Yargıtay ve doktrin de bu maddeyi, sanığın duruşmada bulunmasının ve sorgusunun yapılmasının kural olduğu şeklinde yorumlar.

Türk Ceza Muhakemesi sisteminde genel kural ne diyor?

Türk Ceza Muhakemesi sisteminde genel kuralı şöyle özetleyebiliriz:

  • Sanık, duruşmada hazır bulunması gereken temel kişidir.
  • Hakim, sanığın sorgusunu yapmadan ve savunmasını almadan mahkumiyet hükmü kuramaz.
  • Sanık gelmezse, geçerli mazereti yoksa çoğu durumda zorla getirme kararı verilir.

Bu kuralın istisnaları CMK’da tek tek sayılmıştır (örneğin sadece adli para cezası öngörülen bazı suçlar, daha önce sorgusu yapılmış olup sonradan gelmeyen sanık gibi). Ancak bunlar istisnadır; normal olan, sanığın yüzüne karşı yargılama yapılmasıdır.

“Sanık olmadan yargılama olmaz” ilkesi ne anlama geliyor?

“Sanık olmadan yargılama olmaz” ilkesi, birkaç temel düşünceyi ifade eder:

  1. Yüzyüzelik (yüz yüzelik) ve doğrudanlık ilkesi Hakim, sanığı bizzat görerek, tavrını, anlatımını, sorulara verdiği cevapları değerlendirerek karar vermelidir. Bu, hem maddi gerçeğe ulaşmak hem de adil yargılama için önemlidir.

  2. Savunma hakkının etkin kullanılması Sanık, kendisine yöneltilen suçlamaları duymalı, delilleri tartışabilmeli, kendi anlatımını sunabilmelidir. Bu da ancak duruşmada hazır bulunması ve sorgulanmasıyla tam anlamıyla gerçekleşir.

  3. Hakimin kanaat oluşturması Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının, hakimin sanık hakkında sağlıklı bir kanaat oluşturması için de zorunlu olduğu vurgulanır. Hakim, sadece dosya üzerinden değil, sanığın kişisel özelliklerini ve duruşmadaki davranışlarını da gözlemleyerek karar vermelidir.

Sonuç olarak:

  • Genel kural, sanık duruşmada hazır olmadan ve sorgusu yapılmadan mahkumiyet kararı verilemeyeceği yönündedir.
  • “Sanık olmadan yargılama olmaz” ilkesi, hem CMK m.193/1’deki düzenlemeye, hem de Anayasa’daki adil yargılanma ve savunma hakkına dayanan temel bir ceza muhakemesi ilkesidir.

Sanığın dinlenme ve duruşmada bulunma hakkının yasal dayanakları

Anayasa m.36 ve savunma hakkı çerçevesi

Anayasa’nın 36. maddesi, herkesin hak arama özgürlüğü ile savunma ve adil yargılanma hakkına sahip olduğunu açıkça yazar. Bu madde, ceza yargılamasında sanığın sadece “kâğıt üzerinde” değil, fiilen kendini savunabilmesini güvence altına alır.

Anayasa Mahkemesi, savunma hakkının adil yargılanma hakkının kalbinde yer aldığını, iddiaya karşı savunma imkânı tanınmadıkça adil bir yargılamadan söz edilemeyeceğini birçok kararında vurguluyor.

Bu çerçevede:

  • Sanığın iddiaları duyması,
  • Bunlara karşı kendi anlatımını sunması,
  • Delillere itiraz edebilmesi,
  • Avukat yardımı alabilmesi

Anayasa m.36’nın koruduğu savunma hakkının doğal parçaları kabul ediliyor. Yüksek Mahkeme, sanığın savunması alınmadan mahkûm edilmesini, kural olarak bu maddeye aykırı bir durum olarak değerlendiriyor.

CMK’da sanığın sorgusu ve hazır bulunma zorunluluğu (m.193 ve ilgili maddeler)

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda genel kural, “sanık olmadan duruşma olmaz” şeklinde özetlenir. CMK m.193/1’e göre, kanunun açıkça izin verdiği istisnalar hariç, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz; geçerli mazereti olmadan gelmeyen sanık hakkında zorla getirme kararı verilir.

Bu düzenleme:

  • Sanığın duruşmada bizzat bulunmasını,
  • Hakim karşısında yüz yüze sorgulanmasını,
  • Deliller tartışılırken orada olmasını

hem bir hak, hem de belirli ölçüde yükümlülük haline getirir. Öğreti ve Yargıtay uygulaması, bu maddeyi “sanık olmaksızın yargılama olmaz” ilkesinin yasal yansıması olarak görüyor.

Ayrıca CMK’nın diğer hükümleri de (örneğin sorguya, müdafi yardımına, SEGBİS ile katılıma ilişkin maddeler) sanığın duruşmaya etkili katılımını sağlamayı amaçlar. Amaç, sanığın sadece “isim olarak dosyada bulunması” değil, gerçekten sürece katılmasıdır.

AİHS m.6 ve adil yargılanma hakkının sanığı koruyan yönleri

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi, “suç isnadı altında bulunan herkesin” adil yargılanma hakkını düzenler. Bu madde, sanık açısından özellikle:

  • Kendisini bizzat savunma veya avukatla savunma,
  • Savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma,
  • Aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme,
  • Duruşmaya katılma ve süreci izleme

gibi güvenceleri içerir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme’de açıkça yazmasa da, ceza davasında sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının AİHS m.6’nın doğal sonucu olduğunu kabul eder. Sanığın yokluğunda yargılama ancak çok sıkı şartlarla ve savunma hakları telafi edilerek yapılabilir; aksi halde adil yargılanma hakkı ihlali gündeme gelir.

Özetle; Anayasa m.36, CMK m.193 ve AİHS m.6 birlikte okunduğunda, sanığın dinlenmesi ve duruşmada bulunması, Türk ceza muhakemesi sisteminde hem ulusal hem uluslararası düzeyde korunan temel bir hak olarak karşımıza çıkar.

Hakim hangi hallerde sanığı mutlaka dinlemek zorunda?

Mahkumiyet kararı verilirken sanığın sorgusunun şart olduğu durumlar

Türk ceza muhakemesi sisteminde kural, mahkumiyet kararı verilecekse sanığın mutlaka sorgulanmış olmasıdır. CMK’ya göre sorgu, sanığın hâkim veya mahkeme tarafından suç isnadı hakkında bizzat dinlenmesidir; yani sadece kollukta ifade vermek yetmez, mahkeme huzurunda sorgu esastır.

Sanığın sorgusu yapılmadan mahkumiyet kurulması, istisnai bazı yoklukta yargılama halleri dışında, hem CMK hükümlerine hem de Anayasa m.36’daki savunma hakkına aykırı kabul edilir. Yargıtay, özellikle yüz yüzelik ve çelişmeli yargılama ilkelerini vurgulayarak, sanığın hiç dinlenmediği dosyalarda verilen mahkumiyet kararlarını çoğu kez bozma sebebi saymaktadır.

Özetle, sanık:

  • İlk defa yargılanıyorsa,
  • Hakkında hapis cezası veya hapisle birlikte güvenlik tedbiri düşünülüyorsa,
  • Suçun sübutu tartışmalıysa,

mahkeme, sanığın sorgusunu yapmadan mahkumiyet kararı veremez.

Ceza ve güvenlik tedbiri uygulanırken sanığın ifadesinin neden kritik olduğu

Ceza veya güvenlik tedbiri verilebilmesi için mahkeme, sanığın isnat edilen fiili işlediğinin sabit olduğuna kanaat getirmelidir. Bu tespit, sadece dosya üzerinden değil, sanığın anlatımı, savunması, olayla ilgili açıklamaları da değerlendirilerek yapılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi, ceza verilmesine yer olmadığı veya güvenlik tedbiri kararlarında bile, sanığın fiili işlediğinin kabul edildiğini; bu nedenle sanığın hukuki durumunun ağırlaştığını, masumiyet karinesinin fiilen sarsıldığını açıkça belirtmiştir. Bu tür kararlar, klasik “mahkumiyet” sayılmasa da sanığı dezavantajlı konuma soktuğu için, sorgu yapılmadan verilmesini ölçüsüz bir sınırlama olarak görmüştür.

Bu yüzden, ister hapis cezası, ister ceza verilmesine yer olmadığı, isterse güvenlik tedbiri olsun; sanığın fiili işlediği kabul ediliyorsa, sanığın dinlenmesi adil yargılanmanın çekirdeği olarak görülür.

Yargıtay ve AYM kararları sanığı dinlemeden ceza verilmesi hakkında ne diyor?

Anayasa Mahkemesi, CMK m.193/2’de yer alan ve “mahkumiyet dışında karar verilecekse sanığın sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” diyen hükmü, 8 Eylül 2022 tarihli kararıyla Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Gerekçede, sanığın sorgusu yapılmadan ceza verilmesine yer olmadığı veya güvenlik tedbiri kararı verilmesinin, adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesiyle bağdaşmadığı vurgulandı.

Yargıtay da birçok kararında:

  • Sanığın hiç sorgulanmadığı,
  • Mahkeme huzuruna çıkarılmadığı,
  • Savunmasını bizzat sunma imkanı bulamadığı

durumlarda verilen mahkumiyet hükümlerini, savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle bozmuştur. Özellikle Ceza Genel Kurulu kararlarında, sanığın duruşmada hazır bulunma ve dinlenme hakkının, adil yargılanmanın temel unsuru olduğu açıkça ifade edilir.

Sonuç olarak, hem AYM hem Yargıtay içtihadı, “sanığı dinlemeden ceza olmaz” ilkesini güçlendirmiş, sanığın sorgusunun yapılmadığı hallerde verilen mahkumiyet ve mahkumiyet benzeri sonuçlar doğuran kararları ciddi bir hak ihlali riski taşıyan işlemler olarak konumlandırmıştır.

Hakimin sanığı dinlemeden de hüküm verebildiği istisnai durumlar

Hakimin sanığı dinlemeden hüküm vermesi, Türk ceza muhakemesi sisteminde istisnadır, kural değildir. Ancak kanun bazı özel hallerde, sanığın duruşmada hazır bulunmaması ya da dinlenememesi durumunda da yargılamanın sürdürülmesine ve hatta mahkumiyet kararına izin verir. Bu istisnalar, hem savunma hakkı hem de yargılamanın makul sürede bitirilmesi amacı arasında denge kurmaya çalışır.

Sadece adli para cezası veya müsadere öngörülen suçlarda yoklukta yargılama

Bazı hafif nitelikli suçlarda kanun, sanığın duruşmaya gelmemesini yargılamanın önünde mutlak engel saymaz. Özellikle:

  • Yalnızca adli para cezası öngörülen suçlarda
  • Sadece müsadere (örneğin eşyanın zoralımı) gibi güvenlik tedbirlerinin söz konusu olduğu hallerde

mahkeme, sanığın yokluğunda da yargılamaya devam edebilir ve hüküm kurabilir. Burada mantık şudur: Öngörülen yaptırım, hürriyeti bağlayıcı ceza kadar ağır görülmediği için, sanığın mutlaka bizzat dinlenmesi her zaman zorunlu tutulmamıştır.

Yine de bu, sanığın tamamen devre dışı bırakıldığı anlamına gelmez. Tebligatın usulüne uygun yapılmış olması, sanığa savunma imkanı tanınmış olması ve bir avukatla temsil edilme olanağının bulunması önemlidir. Aksi halde, yoklukta verilen karar, üst mahkemede savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle bozulabilir.

Basit yargılama usulünde dosya üzerinden ceza verildiği haller

Basit yargılama usulü, özellikle daha hafif suçlarda, duruşma açılmadan, dosya üzerinden karar verilebilmesine imkan tanıyan özel bir usuldür. Bu usulde:

  • Mahkeme, iddianameyi sanığa ve varsa müdafiine gönderir.
  • Sanığa belirli bir süre içinde yazılı savunma yapma imkanı tanınır.
  • Taraflar delillerini dosya üzerinden sunar.

Eğer sanık bu imkandan yararlanmaz, yazılı savunma göndermezse bile, kanunun aradığı bildirimler yapılmışsa, hakim duruşma açmadan ve sanığı hiç yüz yüze dinlemeden mahkumiyet kararı verebilir.

Ancak bu usulde verilen kararlara karşı sanığın itiraz hakkı vardır. Sanık, “beni dinlemeden ceza verildi” diyorsa, süresi içinde itiraz ederek dosyanın klasik duruşmalı yargılama usulüne geçmesini sağlayabilir. Böylece sonradan da olsa bizzat dinlenme imkanı doğar.

Sanığın daha önce sorgusunun yapılmış olması ve sonradan duruşmaya gelmemesi

Sanık en az bir kez usulüne uygun şekilde sorgulanmış, yani:

  • Üzerine atılı suç anlatılmış,
  • Hakları bildirilmiş,
  • Savunması alınmışsa,

bundan sonraki celselerde duruşmaya gelmemesi, her zaman yargılamayı kilitlemez. Özellikle:

  • Tebligatlar doğru adrese ve usule uygun yapılmışsa,
  • Sanığın mazeret bildirmeden gelmediği anlaşılmışsa,

hakim, sanığın yokluğunda da yargılamaya devam edebilir ve sonunda mahkumiyet kararı verebilir.

Burada kritik nokta, ilk sorgunun mutlaka yapılmış olmasıdır. Yargıtay, sanığın hiç sorgulanmadan, sadece iddianame ve diğer deliller üzerinden mahkum edilmesini çoğu durumda hukuka aykırı bulmakta; bu tür kararları savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle bozabilmektedir. Buna karşılık, bir kez sorgu yapıldıktan sonra sanığın kendi iradesiyle duruşmalara katılmaması, çoğu zaman “kendi hakkından feragat” olarak değerlendirilir.

Sanığın disiplin gerekçesiyle salondan çıkarıldığı veya kaçak sayıldığı durumlar

Bazı durumlarda sanık, kendi davranışıyla duruşmada bulunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirir:

  • Duruşma düzenini bozacak şekilde hakime, savcıya, katılana veya tanıklara saldırgan davranışlarda bulunursa,
  • Sürekli söz keser, hakaret eder, uyarılara rağmen duruşmayı sürdürülemez hale getirirse,

hakim, duruşma disiplinini sağlamak için sanığın salondan çıkarılmasına karar verebilir. Bu durumda:

  • Sanığın müdafii varsa, duruşmaya devam edilir ve savunma avukat üzerinden yürür.
  • Gerekli görülen hallerde sanığın SEGBİS ile bağlanması veya tekrar salona alınması da mümkündür.

Ayrıca, sanık hakkında kaçak kararı verilmişse, yani:

  • Hakkında yakalama kararı olmasına rağmen bilerek ve isteyerek adaletten kaçıyorsa,
  • Tebligatlardan ve çağrılardan haberdar olduğu halde gelmiyorsa,

kanun, belirli şartlarla bu sanık hakkında da yokluğunda yargılama yapılmasına izin verir. Yine de, özellikle ağır hapis cezaları söz konusuysa, mahkemeler genellikle sanığın sorgusuz mahkum edilmesi konusunda daha temkinli davranır ve Yargıtay da bu konuda sıkı bir denetim uygular.

Özetle: Hakimin sanığı dinlemeden hüküm verebildiği bu istisnai hallerde bile, usulüne uygun tebligat, savunma imkanı tanınması ve mümkünse müdafi ile temsil gibi güvenceler aranır. Aksi halde karar, üst mahkemeler önünde ciddi şekilde tartışmalı hale gelir.

Sanık hiç dinlenmeden ceza verilirse bu hak ihlali sayılır mı?

Sanığın hiç dinlenmeden, yani sorgusu yapılmadan mahkum edilmesi kural olarak ciddi bir hak ihlali olarak kabul edilir. Çünkü ceza yargılamasının merkezinde sanığın kendini savunabilmesi, olayı kendi ağzından anlatabilmesi ve delillere karşı diyeceklerini söyleyebilmesi vardır. Bu imkan tanınmadan verilen mahkumiyet kararları, hem savunma hakkının kısıtlanması hem de adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurabilir.

Burada önemli ayrım şudur: Sanık hiç dinlenmemiş mi, yoksa bir kez sorgulanmış ama sonradan duruşmalara gelmemiş mi? İlk durumda ihlal ihtimali çok yüksektir. İkinci durumda ise, usulüne uygun çağrı yapılmış, sanık gelmemiş ve daha önce sorgusu yapılmışsa, her zaman hak ihlali sayılmaz.

Savunma hakkının kısıtlanması ve adil yargılanma hakkı yönünden sonuçlar

Anayasa m.36, herkesin meşru vasıta ve yollarla savunma hakkına sahip olduğunu söyler. Sanığın hiç dinlenmemesi, çoğu zaman bu hakkın kağıt üzerinde kalması anlamına gelir. Aynı şekilde AİHS m.6 da sanığın:

  • Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliğini ve nedenini bilme
  • Savunmasını hazırlama
  • Sorgulanma ve tanıklara soru sorma

haklarını güvence altına alır. Sanık hiç dinlenmeden ceza verilmesi, özellikle “kendisini bizzat savunma” ve “sorgulanma” haklarının ihlali olarak değerlendirilir.

Bunun sonuçları:

  • Kararın üst mahkemece bozulması
  • AİHM önünde ihlal kararı verilmesi halinde manevi tazminat
  • İç hukukta yeniden yargılama imkanı

şeklinde ortaya çıkabilir. Özellikle mahkumiyet kararlarında, sanığın hiç dinlenmemiş olması, çoğu zaman “savunma hakkının kısıtlanması” bozma sebebi yapılmaktadır.

Bu durumda karara karşı hangi kanun yollarına başvurulabilir?

Sanık hiç dinlenmeden ceza verildiğini düşünüyorsa, dosyanın türüne ve verilen karara göre başvurabileceği başlıca yollar şunlardır:

  • İstinaf: Asliye veya ağır ceza mahkemesi kararlarına karşı, süresi içinde istinaf başvurusu yapılarak, “sanığın hiç dinlenmediği, savunma hakkının kısıtlandığı, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” açıkça belirtilmelidir.
  • Temyiz: İstinaf incelemesinden geçen ve temyizi mümkün olan kararlarda, aynı gerekçelerle Yargıtay’a başvurulabilir.
  • Yargılamanın yenilenmesi: Özellikle AİHM’den ihlal kararı çıkması halinde, bu karar gerekçe gösterilerek yargılamanın yenilenmesi istenebilir.
  • Bireysel başvuru (AYM): Tüm olağan kanun yolları tüketildikten sonra, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılarak, adil yargılanma hakkının ve savunma hakkının ihlal edildiği ileri sürülebilir.

Başvurularda, “hiç sorgu yapılmadığı”, “sanığın beyanının alınmadığı”, “duruşmaya katılmak için yaptığı taleplerin reddedildiği” gibi somut noktalar mutlaka ayrıntılı anlatılmalıdır.

AYM’nin sanığın yokluğunda davanın bitirilmesi kuralını iptal kararının etkisi

Anayasa Mahkemesi, son yıllarda verdiği bazı kararlarla, sanığın yokluğunda davanın bitirilmesini kolaylaştıran düzenlemelere ciddi sınırlar getirdi. Özellikle, sanığın hiç sorgusu yapılmadan, sadece gelmediği için dosya üzerinden mahkum edilmesine imkan veren hükümler, adil yargılanma hakkına aykırı bulunarak iptal edildi.

Bu iptal kararlarının pratik etkisi şudur:

  • Mahkemeler, sanığı en az bir kez sorgulamak için daha özenli davranmak zorunda.
  • Sanığın yokluğunda yargılamaya devam edilse bile, önceden yapılmış bir sorgu veya savunma beyanı aranıyor.
  • “Çağırdık gelmedi, o halde dosyadan mahkum ederiz” anlayışı, Anayasa Mahkemesi içtihadı ile önemli ölçüde daraltıldı.

Dolayısıyla bugün için, sanığın hiç dinlenmeden mahkum edilmesi hem kanun hükümleri hem de AYM ve AİHM içtihatları karşısında çok daha zor ve riskli hale gelmiş durumda. Böyle bir karar verilmişse, bu durum güçlü bir hak ihlali iddiası olarak kanun yollarında ileri sürülebilir.

Sanık duruşmaya gelmezse veya kaçaksa hakim nasıl hareket eder?

Sanığın duruşmaya gelmemesi ya da kaçak sayılması, hakimin “nasıl olsa yok, dosyadan ceza verelim” demesi anlamına gelmez. Türk Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), sanığın yokluğunda yargılama yapılabilecek haller ile mutlaka hazır bulunmasının arandığı durumları ayrıntılı biçimde düzenler. Hakim, her aşamada hem savunma hakkını hem de yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkesini birlikte gözetmek zorundadır.

Geçerli mazeret, zorla getirme ve yokluğunda yargılama süreçleri

Sanık duruşmaya gelmezse hakim önce tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını ve sanığın geçerli bir mazeret bildirip bildirmediğini inceler. Hastalık raporu, önceden alınmış seyahat, doğal afet, gözaltında olma gibi durumlar genellikle geçerli mazeret sayılabilir; ancak her olayda somut delil aranır.

  • Tebligat usulsüzse, duruşma ertelenir ve yeniden usulüne uygun çağrı yapılır.
  • Tebligat doğruysa ve sanık mazeret bildirmemişse, hakim zorla getirme kararı verebilir. Özellikle sorgusu yapılmamış sanıklar bakımından bu yol sık kullanılır.
  • Sanığın sorgusu daha önce yapılmışsa ve artık duruşmalara gelmiyorsa, CMK m.193 ve devamı uyarınca yokluğunda yargılamaya devam edilmesi mümkündür. Ancak bu, her durumda otomatik değildir; hakimin, sanığın yokluğunun savunmayı ağır biçimde zedeleyip zedelemediğini de tartması gerekir.

Kısacası, ilk yoklukta hemen “gelmedi, devam edelim” yaklaşımı değil; önce mazeret – tebligat – zorla getirme sıralaması işletilir, ancak belli aşamadan sonra yoklukta yargılama gündeme gelebilir.

Kaçak sanık hakkında sorgusuz hüküm verilebilir mi?

CMK’da kaçak sanık için özel hükümler vardır. Kaçak, hakkında yakalama kararı bulunduğu halde bilerek ve isteyerek adaletten saklanan kişidir. Bu durumda:

  • Kaçak sanık hakkında bazı işlemler yokluğunda yapılabilir, malvarlığına el koyma gibi tedbirler uygulanabilir.
  • Ancak ceza hükmü bakımından temel ilke değişmez: Sanığın en az bir kez sorgulanması ve savunma imkanı bulması esastır.

Yargıtay uygulamasında, sanığın hiç sorgulanmadan, sadece kaçak olduğu gerekçesiyle mahkum edilmesi çoğu kez bozma sebebi sayılmaktadır. İstisnai olarak, sadece adli para cezası öngörülen bazı suçlarda veya daha önce ayrıntılı ifadesi alınmışsa, dosya üzerinden karar verilebildiği görülse de, bu durumlarda bile sanığa bilgilendirme ve savunma fırsatı tanınmış olması aranır.

Dolayısıyla “kaçak” statüsü, hakimin sorgusuz ve savunmasız mahkumiyet vermesini serbest bırakan bir etiket değildir; sadece bazı usul güvencelerinin daraltılmasına imkan tanır, tamamen ortadan kaldırmaz.

“Gelmedi, o halde ceza verilir” anlayışının sınırları

Uygulamada bazen “sanık gelmiyorsa kendi kaybı, biz de ceza veririz” şeklinde bir yaklaşım görülebiliyor. Hukuken bu anlayışın çok net sınırları var:

  • Sanığın hiç dinlenmediği bir dosyada, sırf duruşmalara gelmedi diye mahkumiyet kararı verilmesi, çoğu durumda savunma hakkının kısıtlanması ve adil yargılanma hakkının ihlali sayılır.
  • Sanık en az bir kez sorgulanmış, iddia ve deliller kendisine bildirilmiş, avukatla temsil imkanı tanınmış ve buna rağmen duruşmalara katılmamışsa, artık yokluğunda yargılamaya devam edilip hüküm kurulması genellikle mümkün kabul edilir.
  • Hakim, sanığın yokluğunu “cezayı ağırlaştırma” gerekçesi yapamaz. Yokluk, sadece usulün nasıl yürütüleceğini etkiler; cezanın miktarı, işlenen fiil ve deliller üzerinden belirlenir.

Özetle, “gelmedi, o halde ceza verilir” anlayışı, ancak sanığın daha önce bilgilendirilmiş, sorgulanmış ve savunma imkanı bulmuş olması şartıyla, sınırlı ölçüde geçerlidir. Hiç dinlenmemiş bir sanık hakkında sırf gelmediği için ceza verilmesi, hem iç hukukta hem de uluslararası insan hakları standartlarında ciddi sorun doğurur.

Uygulamada en çok karıştırılan noktalar ve örnek senaryolar

Sanığın hiç dinlenmediği, sadece dosya üzerinden ceza verilen haller

Uygulamada bazen mahkeme, sanığı hiç sorguya çekmeden, sadece dosyadaki ifade tutanakları, polis beyanları veya önceki soruşturma evrakına bakarak ceza verebiliyor. Özellikle yoğun mahkemelerde, “zaten ifadesi dosyada var” düşüncesiyle sanık duruşmaya hiç alınmadan hüküm kurulması görülebiliyor.

Genel ilke şu: Sanığın hiç dinlenmediği bir yargılamada mahkumiyet kararı verilmesi kural olarak hukuka aykırı kabul ediliyor. İstisnai usuller (basit yargılama, sadece adli para cezası öngörülen bazı suçlar gibi) dışında, mahkeme sanığı bizzat dinlemeli, yüzüne karşı suçlamayı açıklamalı ve savunmasını almalı.

Eğer sanık ne soruşturma aşamasında ne de kovuşturmada hiç dinlenmemiş, buna rağmen ceza verilmişse, bu durum çoğu zaman savunma hakkının kısıtlanması sayılıyor ve istinaf/temyizde bozma nedeni olabiliyor. Özellikle tutuklu yargılamalarda, sanığın hiç dinlenmeden mahkum edilmesi daha ağır bir hak ihlali olarak değerlendiriliyor.

Sanığın bir kez sorgulandığı, sonra katılmadığı duruşmalarda verilen kararlar

Diğer sık karışan durum ise şu: Sanık ilk duruşmada sorgulanıyor, savunmasını yapıyor; sonraki celselerde ise gelmiyor. Mahkeme de “zaten sorgusu yapıldı” diyerek yokluğunda yargılamaya devam edip hüküm kuruyor.

Burada kritik nokta, ilk sorgunun usulüne uygun yapılmış olması ve sanığın sonraki celselere gelmemesinin kendi tercihinden veya geçerli mazeret bildirmemesinden kaynaklanması. Bu şartlar varsa, mahkemenin sanığın yokluğunda yargılamaya devam etmesi ve sonunda mahkumiyet kararı vermesi genelde hukuka uygun kabul ediliyor.

Ancak sanık, mazeret dilekçesi sunmuşsa, sağlık raporu göndermişse veya adresine tebligat hiç ulaşmamışsa, buna rağmen yokluğunda hüküm kurulması sorun yaratabiliyor. Bu tür hallerde, “sanığın duruşmada hazır bulunma ve son söz hakkı”nın ihlal edildiği iddiası gündeme gelebiliyor.

Sadece beraat veya düşme kararı verilecekse sanığın dinlenmesi gerekir mi?

Bir başka kafa karıştıran nokta da şu: Mahkeme, dosyaya bakınca zaten beraat veya davanın düşmesi (zamanaşımı, şikayetten vazgeçme vb.) kararı verecekse, sanığı mutlaka dinlemek zorunda mı?

Burada uygulama daha esnek. Genel kabul, sanığın aleyhine bir sonuç doğmayacaksa, yani:

  • Beraat kararı verilecekse
  • Davanın düşmesine karar verilecekse
  • Ceza verilmeden güvenlik tedbiri uygulanmayacaksa

sanığın mutlaka duruşmaya getirilmesinin zorunlu olmadığı yönünde. Çünkü bu kararlar sanığın hukuki durumunu ağırlaştırmıyor, aksine çoğu zaman lehine sonuç doğuruyor.

Yine de, sanık özellikle “dinlenmek istiyorum, duruşmaya katılmak istiyorum” diye açık talepte bulunmuşsa ve mahkeme hiçbir gerekçe göstermeden bu talebi yok saymışsa, bu durum da adil yargılanma hakkı bakımından tartışma yaratabilir. Ancak pratikte, beraat ve düşme kararlarında sanığın dinlenmemesi, mahkumiyet kararlarındaki kadar ağır bir hak ihlali olarak görülmüyor.

Hakim karşısında sanık olarak haklarınızı nasıl koruyabilirsiniz?

Hakim karşısında sanık olarak en önemli gücünüz, haklarınızı bilmek ve zamanında kullanmak. Ceza yargılamasında “beni dinlemeden ceza verildi” dememek için, hem duruşmaya katılırken hem de katılamadığınız durumlarda aktif olmanız gerekir. Aşağıdaki başlıklar, pratikte işinize yarayabilecek adımları özetler.

Duruşmaya katılamıyorsanız yapmanız gereken bildirim ve talepler

Duruşmaya gidemeyecekseniz, “nasıl olsa avukatım var” ya da “gitmesem de olur” diye düşünmeyin. Gelmemeniz, bazı durumlarda yokluğunuzda hüküm kurulmasına yol açabilir.

Şunları mutlaka yapmaya çalışın:

  • Geçerli mazereti belgeleyin: Hastalık, kaza, yol durumu, resmi görev gibi nedenler varsa, rapor, bilet, tutanak gibi belgeleri toplayın.
  • Mazeret dilekçesi verin: Duruşma gününden önce (veya en geç hemen sonra) mahkemeye hitaben kısa bir dilekçe yazıp, neden gelemediğinizi ve duruşmanın ertelenmesini talep edin.
  • Ulaşabileceğiniz tüm kanalları kullanın: UYAP Vatandaş, avukatınız, posta, faks gibi yollarla mazeretinizi iletebilirsiniz. Önemli olan, “haber vermedi” durumuna düşmemek.
  • “Ben mutlaka dinlenmek istiyorum” deyin: Dilekçenizde, bizzat savunma yapmak istediğinizi, yokluğunuzda karar verilmesini istemediğinizi açıkça yazabilirsiniz.

Bu tür bildirimler, hem savunma hakkınızın kısıtlanmadığını göstermek hem de ileride kanun yoluna giderken “bakın, ben gelmek istedim” diyebilmek için çok önemlidir.

Avukatla temsil, yazılı savunma ve delil sunma imkanları

Sanık olarak avukatla temsil edilme hakkınız var. Maddi durumunuz elvermiyorsa, baro üzerinden zorunlu müdafi talep edebilirsiniz. Avukatınız:

  • Sizin adınıza duruşmaya katılabilir,
  • Delil toplayabilir, tanık dinletilmesini isteyebilir,
  • Usule aykırı işlemlere itiraz edebilir,
  • “Sanık dinlenmeden hüküm kurulamaz” itirazını zamanında yapabilir.

Buna ek olarak:

  • Yazılı savunma verebilirsiniz: Duruşmaya gelseniz de gelmeseniz de, olayla ilgili anlatımınızı, itirazlarınızı, delil taleplerinizi içeren bir yazılı savunma sunabilirsiniz.
  • Delil listesi hazırlayın: Tanık isimleri, telefon numaraları, kamera kayıtları, mesajlar, raporlar gibi delilleri somut şekilde belirtin. “Gerekirse tanık dinletmek istiyorum” demek yerine, “X ve Y tanıklarının şu konuda dinlenmesini istiyorum” demek daha etkilidir.
  • Tutanakları kontrol edin: Duruşma tutanağında, söylediklerinizin ve taleplerinizin doğru yazılıp yazılmadığını takip edin; eksik veya yanlışsa hemen düzeltilmesini isteyin.

Bu adımlar, ileride “savunma hakkım kısıtlandı” derken elinizi güçlendirir.

Sanığın “beni dinlemeden karar verildi” diyorsa atması gereken adımlar

Eğer gerçekten hiç dinlenmeden ya da savunmanız alınmadan ceza verildiğini düşünüyorsanız, bunu mutlaka kanun yollarında gündeme getirmelisiniz.

İzleyebileceğiniz temel adımlar:

  1. Kararı ve gerekçeyi inceleyin: Gerekçeli kararda, “sanığın savunması alındı” yazıyor mu, hangi tarihte sorgu yapıldığı belirtilmiş mi, yoksa sadece “gelmedi, yokluğunda karar verildi” mi denmiş, bunlara bakın.
  2. Avukatla birlikte hareket edin: Mümkünse bir ceza avukatıyla görüşün. Dosyayı inceleyip, gerçekten savunma hakkınızın ihlal edilip edilmediğini değerlendirmesi önemli.
  3. Süreleri kaçırmayın:
  • İlk derece mahkemesi kararına karşı genelde istinaf,
  • Bölge adliye mahkemesi kararına karşı da şartları varsa temyiz yoluna gidilir. Bu başvurular için kanunda öngörülen süreler çok kısadır; kararı tebliğ alır almaz harekete geçin.
  1. Dilekçede özellikle şunları vurgulayın:
  • Hiç sorgulanmadığınızı veya savunmanız alınmadan hüküm kurulduğunu,
  • Duruşmaya gelmek istediğinizi, mazeret bildirdiyseniz bunu,
  • Bu nedenle adil yargılanma ve savunma hakkınızın ihlal edildiğini.
  1. Gerekirse bireysel başvuru imkanı: İç hukuk yolları tükendikten sonra, ağır bir hak ihlali olduğunu düşünüyorsanız, şartları varsa anayasal başvuru yolunu da avukatınızla değerlendirebilirsiniz.

Özetle: Hakim karşısında sanık olarak haklarınızı korumanın yolu, pasif kalmamak, mazeretlerinizi zamanında bildirmek, avukat ve yazılı savunma imkanlarını kullanmak ve “beni dinlemeden ceza verildi” diyorsanız da bunu mutlaka kanun yollarında somut şekilde dile getirmekten geçer.

Sonuç niteliğinde kısa özet: Hangi durumda hakim sanığı dinlemeden ceza veremez, hangi istisnalarda verebilir?

Hakimin sanığı dinlemeden ceza verip veremeyeceğini akılda kalıcı şekilde görmek için, kabaca şu ayrımı yapmak işe yarar: (1) Sanığın hiç sorgulanmadığı dosyalar ve (2) Sanığın en az bir kez sorgulandığı dosyalar.

Aşağıdaki tabloyu, “genel kural + istisnalar” şeklinde okuyabilirsiniz:

Kafaları karıştırmayan, pratik bir özet çizelgesi düşüncesiyle alt başlık

1. Genel kural: Sanık hiç sorgulanmamışsa

  • Mahkûmiyet (hapis veya adli para cezası) verilecekse → Sanık en az bir kez sorgulanmadan mahkûmiyet kararı verilmesi kural olarak hukuka aykırıdır. → Bu durumda savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlali gündeme gelir; istinaf / temyiz ve gerekirse bireysel başvuru yolu açılır.

  • Güvenlik tedbiri (örneğin akıl hastalığına dayalı tedavi, sürücü belgesinin geri alınması vb.) uygulanacaksa → Sanığın durumu doğrudan etkileniyorsa, ifadesi ve kişisel durumu mutlaka değerlendirilmelidir. → Hiç dinlenmeden ağır güvenlik tedbiri verilmesi de genellikle hak ihlali sayılır.

  • Sadece beraat veya düşme kararı verilecekse → Sanık hiç dinlenmemiş olsa bile, aleyhine değil lehine bir karar verildiği için, çoğu durumda sorun görülmez. → Yani beraat / düşme için sanığın mutlaka dinlenmesi şart değildir.


2. Sanık en az bir kez sorgulanmışsa (daha önce dinlenmiş dosyalar)

  • Sanık daha sonra duruşmalara gelmiyorsa (mazeretsiz yokluk) → Usulüne uygun çağrılmış, sorgusu yapılmış ve savunma imkânı tanınmışsa, → Mahkeme, yokluğunda yargılamaya devam edip hüküm verebilir. → Burada kritik nokta: İlk sorgunun usulüne uygun yapılmış olması ve sanığa savunma için gerçek bir fırsat tanınmış olmasıdır.

  • Sanık disiplin nedeniyle salondan çıkarılmışsa → Önceden sorgulanmış ve savunmasını yapmışsa, → Duruşmanın kalan kısmı yokluğunda yürütülebilir; ancak avukatının bulunması ve savunmanın tamamen işlevsiz hale gelmemesi gerekir.

  • Sanık kaçak sayılmışsa → Kaçaklık kararı verilmiş, ilan ve tebligat prosedürleri uygulanmışsa, → Bazı hallerde yokluğunda yargılama yapılabilir; fakat yine de hiç sorgulanmadan ağır mahkûmiyet verilmesi, üst mahkemelerce çoğu kez sorunlu görülmektedir.


3. Özel usuller ve hafif yaptırımlar

  • Sadece adli para cezası veya müsadere öngörülen bazı suçlarda → Kanunun açıkça izin verdiği durumlarda, sanığın yokluğunda da hüküm kurulabilir. → Yine de sanığa tebligat yapılması, savunma için makul imkân tanınması beklenir.

  • Basit yargılama usulü (dosya üzerinden karar) → Kanunda öngörülen şartlar varsa, mahkeme sanığı duruşmaya çağırmadan, dosya üzerinden ceza verebilir. → Ancak sanığa önceden bildirim yapılması, yazılı savunma hakkı tanınması ve itiraz yolunun açık olması zorunludur.


Kısaca hatırlanacak çerçeve:

  • Hiç sorgulanmamış + aleyhe mahkûmiyet / ağır tedbir → Kural olarak hakim sanığı dinlemeden ceza veremez.
  • En az bir kez sorgulanmış + usulüne uygun çağrı + mazeretsiz gelmeme → Hakim, belirli şartlarla yokluğunda da hüküm verebilir.
  • Lehe karar (beraat / düşme) → Sanığın dinlenmemesi genellikle sorun oluşturmaz.
  • Özel usuller (basit yargılama, sadece para cezası, müsadere) → Kanunun açıkça izin verdiği sınırlar içinde, sanık duruşmada dinlenmeden de ceza verilebilen istisnalar mevcuttur.
Avukat Desteği Alın

Ankara avukatından danışmanlık ve temsil talepleriniz için bizimle iletişime geçin.