Sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğu, Türk Ceza Kanunu’nda özel olarak düzenlenen, yaş gruplarına göre değişen ve kusur yeteneği, ceza ehliyeti, güvenlik tedbirleri gibi kavramlarla yakından ilişkili bir konudur. Sağır ve dilsizlik, kişinin suçu ve sonuçlarını algılama, davranışlarını yönlendirme gücünü etkilediği için kanun, bu bireyler için farklı yaş sınırları ve indirimli ceza sistemi öngörür.
Bu yazıda; TCK m.33’ün sağır ve dilsizler için getirdiği yaş grupları, ceza indirimi, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri, zorunlu müdafi ve tercüman güvenceleri gibi noktaları sade bir dille ele alacağız. Böylece hem öğrenciler hem uygulayıcılar için sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğu daha anlaşılır hale gelecek.
Sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğu ne anlama geliyor?
Sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğu, işitme ve konuşma engelinin kişinin suç sayılan fiili anlayıp anlayamadığına ve davranışlarını yönlendirme gücüne nasıl etki ettiğini dikkate alan özel bir rejimi ifade eder. Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) bu durum özellikle TCK 33. madde ile düzenlenir ve yaş gruplarına göre kademeli bir sistem öngörülür.
Ceza sorumluluğu, kusur yeteneği ve engellilik ilişkisi
Ceza sorumluluğunun temelinde kusur yeteneği vardır. Kusur yeteneği, kişinin:
- İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilmesi
- Bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirebilmesi
gücünü ifade eder.
Engellilik, özellikle işitme ve konuşma kaybı, bu yeteneklerin gelişimini etkileyebilir. Ancak hukuk, engelliliği otomatik olarak ceza sorumluluğunu kaldıran bir durum olarak görmez. Önemli olan, somut olayda kişinin:
- Suçun ne anlama geldiğini kavrayıp kavrayamadığı
- Sonuçlarını öngörüp öngöremediği
- Kendini kontrol edip edemediği
dir. Bu nedenle sağır ve dilsizler için yaş küçüklüğü hükümleriyle bağlantılı, özel ve kademeli bir kusur değerlendirmesi yapılır.
Sağır ve dilsiz kavramı hukuken nasıl tanımlanıyor?
TCK, “sağır ve dilsiz” kavramını ayrıntılı bir tıbbi tanımla açıklamaz; daha çok işitme ve konuşma engeli birlikte bulunan kişiler için kullanılan yerleşik bir hukuki terimdir. Uygulamada:
- İşitme kaybı kalıcı ve belirli bir düzeyin üzerindeyse
- Bu kayıp nedeniyle konuşma yeteneği gelişmemiş ya da ciddi biçimde sınırlanmışsa
kişi “sağır ve dilsiz” kabul edilir ve TCK 33 kapsamına girer.
Bu sıfatın varlığı, mutlaka tıbbi raporlarla ve çoğu zaman adli raporlarla ortaya konur. Yani bir kişinin sadece işitme cihazı kullanıyor olması tek başına yeterli değildir; önemli olan, engelin iletişim ve dil gelişimi üzerindeki etkisi ve bunun kusur yeteneğine yansımasıdır.
İşitme ve konuşma kaybının algılama ve yönlendirme yeteneğine etkisi
Dil, yalnızca konuşma aracı değil, aynı zamanda düşünmenin ve soyut kavramları anlamanın temel aracı olarak kabul edilir. İşitme ve konuşma kaybı, özellikle erken çocukluk döneminde ortaya çıktığında:
- Dil gelişimini yavaşlatabilir veya sınırlayabilir
- Soyut hukuki kavramları (suç, ceza, yasak, hak, sorumluluk gibi) anlamayı zorlaştırabilir
- Toplumsal kuralları öğrenme sürecini geciktirebilir
Bu durum, kişinin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğini yaşıtlarına göre daha geç geliştirmesine yol açabilir. İşte bu nedenle TCK 33, sağır ve dilsizler için “yaş küçüklüğü” hükümlerini birkaç yıl ileriye taşıyan özel bir sistem kurar; böylece gelişimsel gecikme hukuken telafi edilmeye çalışılır.
Bununla birlikte, her sağır ve dilsiz kişinin algılama ve yönlendirme yeteneği aynı değildir. İşaret dili eğitimi almış, destekleyici iletişim araçlarına erişimi olan, eğitim düzeyi yüksek bir sağır ve dilsiz bireyin kusur yeteneği, çoğu zaman yaşıtlarıyla aynı düzeyde olabilir. Bu yüzden ceza sorumluluğu değerlendirilirken kişiye özgü raporlar ve somut yaşam koşulları mutlaka dikkate alınır.
TCK 33’e göre sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğu nasıl düzenlenmiş?
Madde metninin sade bir dille açıklanması
TCK 33, sağır ve dilsiz kişilerin ceza sorumluluğunu yaşlarına göre özel olarak düzenleyen bir hükümdür. Mantık şudur: İşitme ve konuşma engeli, özellikle çocukluk ve gençlik döneminde, kişinin toplumsal kuralları öğrenmesini ve hukuki anlamda “yanlış” ile “doğruyu” ayırt etmesini zorlaştırabilir. Bu yüzden kanun koyucu, bu gruba yaş küçüklüğü hükümlerine benzer bir koruma getirmiştir.
Maddeyi sadeleştirirsek:
- Sağır ve dilsiz bir kişi belirli yaş gruplarında ise, onun ceza sorumluluğu, normal bir yetişkinden farklı değerlendirilir.
- Bazı yaşlarda hiç ceza verilmez, sadece güvenlik tedbirleri gündeme gelir.
- Bazı yaşlarda ise ceza verilir ama önemli ölçüde indirilir ve üst sınırlar düşürülür.
- Her durumda, kişinin suçu işlerken fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği olup olmadığı ayrıca incelenir.
Yani TCK 33, sağır ve dilsizler için otomatik bir “cezasızlık” getirmez; ama onların gelişim sürecini ve iletişim engelini dikkate alan, kademeli bir ceza sorumluluğu sistemi kurar.
Sağır ve dilsizlik ile yaş küçüklüğü hükümlerinin bağlantısı (TCK 31 – TCK 33)
TCK 31, yaş küçüklüğü nedeniyle ceza sorumluluğunu düzenler; 12 yaş altı, 12–15 ve 15–18 yaş aralıkları için farklı rejimler öngörür. TCK 33 ise, sağır ve dilsizler bakımından benzer bir mantığı benimser ve onları da yaş gruplarına ayırır.
Bu iki madde arasında şu bağlantı kurulabilir:
- Sağır ve dilsiz bir çocuk veya genç söz konusu olduğunda, hem yaş küçüklüğü hem de engellilik birlikte değerlendirilir.
- Uygulamada, önce TCK 31’e göre yaşa bakılır, ardından TCK 33’teki özel hükümler devreye girer.
- Böylece, örneğin 15–18 yaş arası sağır ve dilsiz bir kişi, hem “çocuk” sayılmasının getirdiği indirimlerden hem de engel durumuna ilişkin özel değerlendirmeden yararlanabilir.
Bu bağlantı, kanunun sağır ve dilsizleri “sıradan bir yetişkin” gibi değil, gelişimsel ve iletişimsel dezavantajları olan bireyler olarak görmesini sağlar.
Ceza sorumluluğunun yaş aralıklarına göre kademeli olarak belirlenmesi
TCK 33’ün en önemli özelliği, sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğunu yaş aralıklarına göre kademeli biçimde düzenlemesidir. Genel çerçeve şöyle özetlenebilir:
- Küçük yaş gruplarında (özellikle 15 yaş altı) sağır ve dilsizler için ceza ehliyeti yoktur; bu kişiler hakkında ceza verilmez, ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir.
- 15–18 yaş aralığında, kişinin algılama ve yönlendirme yeteneği uzman raporlarıyla değerlendirilir. Kusur yeteneği yoksa yine ceza verilmez, sadece güvenlik tedbirleri uygulanır; kusur yeteneği varsa ceza verilir ama önemli oranlarda indirilir ve üst sınırlar düşer.
- 18–21 yaş aralığında da benzer şekilde, sağır ve dilsiz genç yetişkinler için ceza sorumluluğu tam kabul edilmekle birlikte, yine indirimli bir rejim söz konusudur ve tekerrür hükümleri bu yaş grubuna uygulanmaz.
- 21 yaşını doldurduktan sonra, kişi hakkında artık TCK 33’teki özel yaş kademeleri sona erer; genel ceza sorumluluğu rejimi geçerli olur, ancak somut olayda engellilik durumu kusur değerlendirmesinde hâlâ dikkate alınabilir.
Bu kademeli sistem, hem çocuğun üstün yararı ilkesine hem de engelli bireylerin korunmasına uygun şekilde, yaş ilerledikçe sorumluluğu artıran bir yapı kurar.
15 yaşından küçük sağır ve dilsizler için ceza sorumluluğu
0–15 yaş aralığında ceza ehliyetinin bulunmamasının sonuçları
Türk Ceza Kanunu’na göre sağır ve dilsiz çocuklar bakımından ceza sorumluluğu yaşa göre özel olarak düzenlenmiştir. 0–15 yaş aralığında olan sağır ve dilsiz bir çocuk için temel kabul, ceza ehliyetinin bulunmadığı yönündedir. Yani bu yaş grubundaki sağır ve dilsiz çocuklar, işledikleri fiil suç olarak tanımlansa bile, kural olarak ceza verilebilecek bir fail olarak görülmez.
Bu durumun en önemli sonucu, mahkemenin bu çocuklar hakkında hapis veya adli para cezası gibi klasik cezalara hükmedememesidir. Çocuğun fiili hukuka aykırı ve tehlikeli olsa bile, amaç cezalandırmak değil, korumak, yönlendirmek ve topluma uyumunu sağlamak olarak belirlenmiştir. Bu nedenle süreç, ceza yargılamasından çok çocuk koruma sistemi ekseninde yürür.
Soruşturma ve kovuşturma yapılabilen haller var mı?
Ceza ehliyeti olmaması, her zaman hiçbir işlem yapılamayacağı anlamına gelmez. Özellikle ağır sonuç doğuran fiillerde, olayın nasıl gerçekleştiğinin ortaya çıkarılması, başka faillerin bulunup bulunmadığının tespiti ve çocuğun korunması için soruşturma açılması mümkündür.
Ancak burada amaç, çocuğu cezalandırmak değil:
- Olayın aydınlatılması,
- Çocuğun risk altında olup olmadığının belirlenmesi,
- Gerekli koruyucu ve destekleyici tedbirlerin devreye sokulmasıdır.
Bu nedenle savcılık, çocuğun ifadesini alırken ve delil toplarken çocuk adalet sistemi kurallarına, özellikle de sağır ve dilsiz çocukların iletişim ihtiyaçlarına uygun hareket etmek zorundadır. Çoğu durumda dosya, “ceza verilmesine yer olmadığı” sonucuna bağlanır; fakat bu kararın ardından çocuk mahkemesi veya çocuk hâkimi üzerinden koruyucu tedbir süreci devam edebilir.
Ceza yerine hangi çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabiliyor?
0–15 yaş aralığındaki sağır ve dilsiz çocuklar için ceza yerine çocuklara özgü güvenlik tedbirleri gündeme gelir. Bu tedbirler, çocuğun durumuna göre bireyselleştirilir ve genellikle şu alanlarda yoğunlaşır:
- Eğitim tedbirleri: İşitme engeline uygun okul, özel eğitim sınıfı, işaret dili desteği, dil ve konuşma terapisi gibi imkânlara yönlendirme.
- Danışmanlık tedbirleri: Çocuğun ve ailesinin psikolojik, sosyal ve hukuki destek alması; aile içi iletişimin güçlendirilmesi.
- Sağlık tedbirleri: İşitme cihazı, koklear implant, rehabilitasyon, psikiyatrik veya psikolojik tedavi ihtiyacının karşılanması.
- Bakım veya barınma tedbirleri: Ailenin çocuğa bakamadığı, ihmal ya da istismar riski olduğu durumlarda, çocuğun uygun bir kuruma veya koruyucu aile yanına yerleştirilmesi.
Bu tedbirler, çocuğun engellilik durumunu ve yaşını birlikte dikkate alarak belirlenir. Amaç, sağır ve dilsiz çocuğun hem suçtan uzaklaşmasını sağlamak hem de iletişim, eğitim ve sosyal destek eksiklerini gidererek ileride benzer sorunların tekrarını önlemektir. Tedbirlerin süresi ve içeriği, çocuğun gelişimi ve ihtiyaçları doğrultusunda hâkim tarafından düzenli aralıklarla gözden geçirilebilir.
15–18 yaş arası sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğu nasıl değerlendiriliyor?
15–18 yaş arası sağır ve dilsiz çocuklar bakımından ceza sorumluluğu, hem yaş küçüklüğü hem de işitme/konuşma engelinin algılama ve yönlendirme yeteneğine etkisi birlikte değerlendirilerek belirlenir. Türk Ceza Kanunu’nda bu yaş grubu için otomatik bir “cezalandırılır / cezalandırılmaz” kuralı yoktur; her dosyada ayrı ayrı, çocuğun suçu ve sonuçlarını anlayıp anlayamadığı, davranışlarını yönlendirebilme gücünün ne ölçüde bulunduğu araştırılır. Bu nedenle tıbbi ve sosyal raporlar çok belirleyici hale gelir.
Algılama ve yönlendirme yeteneğinin tıbbi ve sosyal raporlarla belirlenmesi
15–18 yaş arası sağır ve dilsiz bir çocuk hakkında soruşturma açıldığında, savcı ve mahkeme genellikle şu tür raporları ister:
-
Tıbbi raporlar: Kulak burun boğaz, odyoloji, nöroloji veya çocuk psikiyatrisi uzmanlarınca düzenlenen raporlarla, işitme ve konuşma kaybının derecesi, ne zamandan beri devam ettiği, çocuğun bilişsel gelişimi ve zihinsel kapasitesi değerlendirilir. Amaç, çocuğun olay anında hukuki anlam ve sonuçları kavrayabilecek düzeyde olup olmadığını ortaya koymaktır.
-
Adli psikiyatrik değerlendirme: Adli tıp veya çocuk psikiyatrisi birimlerince yapılan bu incelemede, çocuğun algılama yeteneği (yaptığının suç olduğunu anlama) ve irade yeteneği (davranışını buna göre yönlendirebilme) bilimsel ölçütlerle analiz edilir.
-
Sosyal inceleme raporu (SİR): Sosyal hizmet uzmanı veya pedagog tarafından hazırlanan bu raporda, çocuğun aile yapısı, eğitim durumu, işaret dili veya alternatif iletişim yöntemlerine erişimi, daha önce destek alıp almadığı, sosyal çevresi ve suça sürüklenme dinamikleri incelenir. Sağır ve dilsiz bir gencin, iletişim engeli nedeniyle okulu, kuralları ve toplumsal beklentileri ne ölçüde anlayabildiği de bu raporda ayrıntılı şekilde ele alınır.
Bu raporlar birlikte değerlendirilerek, çocuğun kusur yeteneği var mı, sınırlı mı, yok mu sorusuna cevap aranır. Hakim, raporlarla bağlı değildir; ancak uygulamada bu bilimsel değerlendirmeler kararın temel dayanağını oluşturur.
Kusur yeteneği yoksa uygulanacak güvenlik tedbirleri
Eğer raporlar sonucunda, 15–18 yaş arası sağır ve dilsiz çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını hiç kavrayamadığı veya davranışlarını buna göre yönlendirme gücünün tamamen ortadan kalktığı tespit edilirse, bu durumda klasik anlamda ceza verilmez. Mahkeme, “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verir; ancak bu, dosyanın tamamen kapandığı anlamına gelmez.
Bu durumda çocuk hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirleri gündeme gelir. Örneğin:
- Eğitim ve rehabilitasyon amaçlı kuruma yerleştirme
- Aileye danışmanlık ve denetim tedbirleri
- Sağlık tedbiri kapsamında psikiyatrik veya psikososyal destek programlarına yönlendirme
Tedbirin türü ve süresi, çocuğun korunma ihtiyacına, engel durumuna ve suça sürüklenme riskine göre belirlenir. Amaç, cezalandırmak değil, çocuğun gelişimini desteklemek ve yeniden suç işlemeyi önlemektir.
Kusur yeteneği varsa cezada yapılan indirim oranları ve üst sınırlar
Raporlar sonucunda, 15–18 yaş arası sağır ve dilsiz çocuğun algılama ve yönlendirme yeteneğinin bulunduğu, yani kusur yeteneğinin var olduğu kabul edilirse, bu kez ceza sorumluluğu doğar, ancak yetişkinlerle aynı düzeyde değildir.
Bu yaş grubunda:
- Önce işlenen suç için kanunda öngörülen temel ceza belirlenir.
- Ardından, yaş küçüklüğü nedeniyle önemli oranlarda indirim yapılır; çocuklar için öngörülen azami ceza sınırları uygulanır.
- Sağır ve dilsiz olma hali, tek başına otomatik bir ek indirim sebebi değildir; fakat algılama ve yönlendirme yeteneğinin kısmen zayıfladığı bilimsel olarak ortaya konulursa, bu durum temel cezanın belirlenmesinde ve bireyselleştirilmesinde sanık lehine dikkate alınabilir.
Sonuçta, 15–18 yaş arası sağır ve dilsiz bir çocuk hakkında verilecek ceza, hem çocuk olma hem de engellilikten kaynaklanan özel durum gözetilerek, yetişkinlere göre daha düşük tutulur; ayrıca hapis cezası yerine veya yanında eğitim, denetim ve rehabilitasyon odaklı tedbirler tercih edilir. Böylece sistem, hem toplumu korumayı hem de çocuğun gelişimini desteklemeyi birlikte hedefler.
18–21 yaş arası sağır ve dilsizler için özel ceza rejimi
Genç yetişkin sağır ve dilsizler bakımından kusur değerlendirmesi
18–21 yaş arası sağır ve dilsizler, Türk Ceza Kanunu’nda hem “genç yetişkin” olmaları hem de işitme/konuşma engelleri nedeniyle özel bir konumda değerlendirilir. Bu yaş grubunda artık çocuk hükümleri değil, yetişkinlere ilişkin hükümler uygulanır; ancak kusur yeteneği bakımından ek bir hassasiyet vardır.
Mahkeme, bu kişilerin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğini somut olayda ayrıca inceler. İşitme ve konuşma engelinin, kişinin eğitim düzeyi, iletişim imkânları, aile ve sosyal çevresiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Örneğin, işaret dili bilen, eğitim almış bir sağır bireyin algılama kapasitesi ile hiç eğitim almamış, iletişim desteği görmemiş bir bireyin durumu aynı kabul edilmez.
Bu değerlendirme yapılırken adli tıp raporları, psikolojik incelemeler ve sosyal inceleme raporları birlikte ele alınır. Amaç, engelliliği otomatik bir indirim sebebi saymak değil, gerçekten kusur yeteneğini azaltıp azaltmadığını ortaya koymaktır.
Uygulanan ceza indirimleri ve üst sınırlar
18–21 yaş arası sağır ve dilsizler bakımından temel mantık şudur: Kural olarak yetişkin gibi sorumludurlar; ancak kanun, bu yaş grubunun gelişim özelliklerini ve engel durumunu dikkate alarak cezada indirim öngörür.
TCK sisteminde gençler için uygulanan indirimler, genellikle verilecek hapis cezasının belirli oranlarda azaltılması ve bazı suçlarda üst sınırın düşürülmesi şeklinde karşımıza çıkar. Sağır ve dilsiz genç yetişkinler için de, kusur yeteneğinin tam olduğu kabul edilse bile, kanun koyucu bu yaş aralığında daha düşük ceza aralıkları öngörerek koruyucu bir rejim kurmuştur.
Hakim, önce işlenen suç için normal yetişkin bakımından temel cezayı belirler, ardından yaş ve sağır–dilsiz olma durumunu dikkate alarak kanundaki oranlara göre indirime gider. Böylece hem toplumun korunması hem de genç engelli failin topluma yeniden kazandırılması hedeflenir.
Tekerrür hükümlerinin 21 yaş altı sağır ve dilsizlere uygulanmaması
Önemli bir ayrıcalık da tekerrür hükümleri bakımındandır. Tekerrür, kişinin daha önce kesinleşmiş bir mahkûmiyeti varken yeniden suç işlemesi halinde devreye giren ve infazı ağırlaştıran bir kurumdur.
21 yaşını doldurmamış sağır ve dilsizler hakkında, kanun tekerrür hükümlerinin uygulanmamasını öngörerek ikinci bir koruma katmanı getirir. Bunun anlamı şudur: Bu yaş grubundaki sağır ve dilsiz bir kişi, daha önce mahkûm olsa bile, yeni bir suç işlediğinde “mükerrir” sayılmayacak, buna bağlı olarak da daha ağır infaz rejimine tabi tutulmayacaktır.
Bu yaklaşım, genç engelli faillerin damgalanmasını ve ömür boyu “sabıkalı, mükerrir” etiketiyle yaşamalarını önlemeyi, onlara gerçek bir rehabilitasyon ve yeniden topluma katılım imkânı tanımayı amaçlar. Ancak bu, suçun sonuçlarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez; sadece tekerrüre özgü ek ağırlaştırmalar devreye girmez.
21 yaşını doldurmuş sağır ve dilsizlerin durumunda ne değişiyor?
Genel ceza sorumluluğu rejimine geçiş
TCK 33, sağır ve dilsizler için 18–21 yaş aralığına kadar özel bir ceza sorumluluğu rejimi öngörür. Bu yaş diliminde, TCK 31/3’teki gençler için geçerli indirimli sistem uygulanır. Ancak kişi 21 yaşını doldurduğu andan itibaren artık TCK 33 kapsamındaki özel rejim sona erer ve genel ceza sorumluluğu hükümleri devreye girer.
Başka bir deyişle, 21 yaşını doldurmuş sağır ve dilsiz bir kişi, kural olarak diğer yetişkinler gibi tam ceza ehliyetine sahip kabul edilir. Bu aşamadan sonra yaş küçüklüğüne veya sağır ve dilsizliğe özgü otomatik bir indirim sistemi yoktur; değerlendirme, genel hükümler (özellikle kusur yeteneği, akıl hastalığı, takdiri indirim nedenleri) çerçevesinde yapılır.
Sağır ve dilsiz olmak tek başına indirime neden olur mu?
21 yaşını doldurmuş bir kişi bakımından sırf sağır ve dilsiz olması, tek başına cezada indirim sebebi değildir. TCK 33’ün sağladığı yaşa bağlı koruma 21 yaşla birlikte biter; bundan sonra sağır ve dilsizlik, ancak kusur yeteneğini gerçekten etkiliyorsa önem kazanır.
Uygulamada mahkemeler, 21 yaş üstü sağır ve dilsiz sanık için şu ayrımı yapar:
- Kişi işaret dili, yazı, eğitim ve sosyal destekler sayesinde fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlayabiliyor ve davranışlarını yönlendirebiliyorsa, normal bir yetişkin gibi sorumlu tutulur, cezada otomatik indirim yapılmaz.
- Buna karşılık, işitme ve konuşma kaybı, bilişsel gelişim, eğitim eksikliği veya ek psikiyatrik sorunlarla birleşip algılama ve yönlendirme yeteneğini ciddi biçimde azaltıyorsa, bu kez TCK 32 (akıl hastalığı ve benzeri haller) veya TCK 62 gibi genel indirim hükümleri gündeme gelebilir.
Yani 21 yaşından sonra sağır ve dilsizlik, otomatik değil, somut olaya göre değerlendirilen bir unsur haline gelir.
Somut olayda sağlık raporlarıyla kusurun tartışılması
21 yaşını doldurmuş sağır ve dilsiz bir sanıkta asıl kritik nokta, kusur yeteneğinin tıbbi ve psikososyal raporlarla ortaya konulmasıdır. Mahkeme genellikle:
- Kulak burun boğaz veya odyoloji uzmanından işitme kaybının derecesine ilişkin tıbbi rapor,
- Gerekirse psikiyatri veya nöroloji uzmanından, algılama ve irade yeteneğine dair adli tıp nitelikli değerlendirme,
- Eğitim durumu, iletişim becerileri, aile ve sosyal çevreyi inceleyen sosyal inceleme raporu talep eder.
Bu raporlarda özellikle şu sorulara yanıt aranır:
- Sanık, işlediği fiilin suç olduğunu ve sonuçlarını anlayabilecek düzeyde mi?
- İşaret dili, yazılı ifade veya diğer iletişim yollarını ne ölçüde kullanabiliyor?
- Sağır ve dilsizlik, tek başına mı mevcut, yoksa buna eşlik eden zihinsel gerilik, psikiyatrik bozukluk gibi ek durumlar var mı?
Elde edilen bulgulara göre mahkeme, kusur yeteneğinin tam, azalmış ya da ortadan kalkmış olduğuna karar verir. Kusur yeteneği tam ise genel rejim uygulanır; azalmış veya yoksa, TCK 32 çerçevesinde ceza verilmemesi ya da cezada indirim ve güvenlik tedbirlerine yönelme gibi sonuçlar doğabilir. Böylece 21 yaş üstü sağır ve dilsizler bakımından, soyut bir varsayımdan değil, somut olaya ve bilimsel raporlara dayalı bireysel değerlendirmeden söz edilir.
Sağır ve dilsizlik halinin tespiti: raporlar, uzmanlar ve ispat
Sağır ve dilsiz bir kişinin ceza sorumluluğunun doğru değerlendirilebilmesi için, önce gerçekten işitme ve konuşma kaybı olup olmadığı, bunun derecesi ve günlük yaşam ile hukuki sorumluluk üzerindeki etkisi netleştirilir. Bu da tıbbi raporlar, adli raporlar, sosyal inceleme raporu ve farklı uzmanların değerlendirmeleriyle birlikte yapılır. Amaç, kişiyi damgalamak değil; adil bir yargılama ve doğru bir kusur değerlendirmesi sağlamaktır.
Sağır ve dilsizliğin tıbbi raporla ispatı nasıl yapılıyor?
Sağır ve dilsizliğin ispatında temel araç tıbbi rapordur. Genellikle şu yol izlenir:
- Kişi, kulak burun boğaz (KBB) uzmanı ve odyoloji birimine yönlendirilir.
- Saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, timpanometri gibi testlerle işitme kaybının derecesi ölçülür.
- İşitme kaybının doğuştan mı, sonradan mı olduğu, tek taraflı mı çift taraflı mı olduğu, cihazla ne kadar telafi edilebildiği değerlendirilir.
- Konuşma bozukluğu veya hiç konuşamama varsa, bunun işitme kaybına mı, başka bir nörolojik ya da gelişimsel nedene mi bağlı olduğu incelenir.
Bu incelemeler sonucunda, “sağır ve dilsiz” hukuki tanımına girip girmediği, raporda açıkça belirtilir. Ceza hukuku açısından önemli olan, bu işitme ve konuşma kaybının kişinin:
- Olay anını algılama,
- Hukuki anlam ve sonuçları kavrama,
- Davranışlarını yönlendirme
yeteneğini ne ölçüde etkilediğidir. Bu nedenle raporlar sadece “işitme kaybı var/yok” demekle kalmamalı, işlevsel etkisini de açıklamalıdır.
Adli rapor ve sosyal inceleme raporunun (SİR) rolü
Ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında, özellikle çocuklar ve gençler için adli rapor ve sosyal inceleme raporu (SİR) çok önemli bir yer tutar.
Adli rapor, genellikle adli tıp uzmanları veya adli psikiyatri birimlerince düzenlenir ve şu sorulara cevap arar:
- Kişinin akıl sağlığı yerinde mi?
- İşitme ve konuşma kaybı, algılama ve yönlendirme yeteneğini ne ölçüde azaltıyor?
- Ceza ehliyeti tam mı, azalmış mı, yok mu?
Sosyal inceleme raporu ise daha çok çocuklar ve gençler için hazırlanır. Sosyal hizmet uzmanı, psikolog veya pedagog tarafından düzenlenir ve:
- Ailenin sosyoekonomik durumu,
- Eğitim geçmişi, özel eğitim alıp almadığı,
- İşaret dili veya alternatif iletişim yöntemlerine erişimi,
- Günlük yaşam becerileri ve sosyal uyumu
gibi unsurları ortaya koyar. Bu rapor, sağır ve dilsiz bir çocuğun suçu ve sonuçlarını gerçekten anlayıp anlayamadığını, davranışlarını ne kadar yönlendirebildiğini değerlendirmede mahkemeye önemli bir çerçeve sunar.
Psikolog, pedagog, dil ve konuşma terapisti gibi uzmanların değerlendirmeleri
Sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğunda, sadece tıbbi tanı yeterli görülmez. Psikolog, pedagog, dil ve konuşma terapisti gibi uzmanların katkısı, kusur yeteneğinin somut olayda doğru belirlenmesi için kritik önemdedir.
- Psikolog, bilişsel düzeyi, dikkat, hafıza, soyut düşünme becerisi, duygusal durum ve travma etkilerini değerlendirir. Böylece kişinin suçu kavrama ve sonuçlarını öngörme kapasitesi hakkında görüş bildirir.
- Pedagog veya çocuk gelişim uzmanı, özellikle çocuk ve ergenlerde, gelişim düzeyini, okul uyumunu, öğrenme güçlüklerini ve iletişim becerilerini inceler. Sağır ve dilsiz bir çocuğun, yaşıtlarına göre ne durumda olduğunu ortaya koyar.
- Dil ve konuşma terapisti, işaret dili, dudak okuma, yazılı dil kullanımı gibi iletişim kanallarını değerlendirir. Kişinin karmaşık hukuki açıklamaları anlayıp anlayamayacağı, talimatları kavrayıp kavrayamayacağı konusunda mahkemeye somut bilgi sağlar.
Bu uzman görüşleri birlikte ele alındığında, mahkeme sadece “sağır ve dilsiz” etiketiyle değil, kişinin gerçek yaşam becerileri ve iletişim kapasitesiyle ilgilenir. Böylece hem ceza sorumluluğu hem de uygulanacak güvenlik tedbirleri, daha adil ve kişiye özgü biçimde belirlenebilir.
Yargılama sürecinde sağır ve dilsiz şüpheli veya sanığın hakları
Tercüman, işaret dili ve erişilebilir iletişim zorunluluğu
Sağır ve dilsiz bir kişinin ceza soruşturması veya davası yürütülürken en temel ilke, anlamadığı bir sürece maruz bırakılmamasıdır. Bu nedenle hem Anayasa, hem AİHS, hem de CMK hükümleri uyarınca, şüpheli veya sanığın anlayacağı dilde ve biçimde iletişim kurulması zorunludur.
CMK’da, dili bilmeyen veya engeli nedeniyle kendini ifade edemeyen kişilere tercüman atanması açıkça düzenlenmiştir. Sağır ve dilsizler bakımından bu tercüman çoğu zaman Türk İşaret Dili bilen bir kişi olmalıdır. Uygulamada, yalnızca yazılı notlarla veya dudak okuma ile yetinilmesi yeterli görülmemekte; kişinin gerçek iletişim biçimi ne ise (işaret dili, işitme cihazı ile desteklenmiş konuşma, basitleştirilmiş yazılı anlatım vb.) o kanalla iletişim kurulması istenmektedir.
Tercüman:
- İfade alma, sorgu, duruşma, uzlaşma görüşmesi gibi tüm kritik işlemlerde hazır bulunmalı
- Çeviriyi eksiksiz ve tarafsız yapmalı
- Sanığın anlamadığı teknik veya hukuki ifadeleri, onun seviyesine uygun şekilde açıklamalıdır.
Hakim ve savcıların da, sağır ve dilsiz kişinin yüzüne bakarak, kısa ve net cümlelerle konuşması; tercümana zaman tanıması; sanığın gerçekten anlayıp anlamadığını kontrol etmesi gerekir. Aksi halde alınan ifade veya savunma, geçerliliği tartışmalı hale gelebilir.
Müdafi atanması ve CMK 150/2 kapsamındaki güvenceler
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150/2. maddesi, müdafi yardımından yararlanma hakkını güçlendiren özel bir güvence getirir. Buna göre, sağır ve dilsiz şüpheli veya sanık hakkında, talep olmasa bile baro tarafından bir müdafi görevlendirilmesi zorunludur.
Bu zorunluluk:
- Gözaltı aşamasından itibaren geçerlidir.
- İfade alma, sorgu, keşif, teşhis, uzlaşma görüşmesi gibi tüm işlemleri kapsar.
- Müdafi hazır olmadan yapılan işlemler, savunma hakkını zedelediği ölçüde hukuka aykırı delil tartışmasını gündeme getirebilir.
Müdafi, yalnızca hukuki yardım sunmakla kalmaz; aynı zamanda tercümanla iletişimin sağlıklı yürüyüp yürümediğini, sanığın gerçekten anladığını, haklarının kendisine açıklanıp açıklanmadığını da gözetir. Özellikle sağır ve dilsiz gençler bakımından, müdafinin sürece aktif katılımı, yanlış anlamaya dayalı ikrarların önüne geçmek açısından hayati önem taşır.
İfade alma ve savunma sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar
Sağır ve dilsiz bir kişiden ifade alınırken veya mahkemede savunması dinlenirken, yalnızca tercüman ve müdafi bulundurmak yetmez; usulün de bu duruma uyarlanması gerekir:
- Hakların açık ve somut şekilde anlatılması
- “Susma hakkın var, ister konuşur ister konuşmazsın”,
- “Aleyhine olan sorulara cevap vermek zorunda değilsin”,
- “Avukatınla baş başa görüşme hakkın var” gibi cümleler, işaret dili veya yazılı metinle, kişinin anlayacağı sadelikte açıklanmalıdır.
- Soru tekniği
- Kısa, tek anlamlı, karmaşık olmayan sorular sorulmalı,
- Aynı anda birden fazla şey içeren “çoklu sorular”dan kaçınılmalı,
- Sanığın verdiği cevap gerçekten anlaşılmadıysa, tercümanla birlikte açıklama istenmeli, ama yönlendirici sorular sorulmamalıdır.
- Tutanakların içeriği
- Tutanakta tercümanın kimliği, hangi dil veya iletişim yöntemiyle çeviri yaptığı, işlemin başından sonuna kadar hazır bulunup bulunmadığı belirtilmelidir.
- İfade veya savunma metni, mümkünse sanığa yazılı olarak da gösterilmeli; anladığı ve kabul ettiği teyit edilmelidir.
- Yorgunluk ve dikkat süresi
- Uzun süren işlemler, sağır ve dilsiz kişi için daha da yorucu olabilir. Bu nedenle aralar verilmesi, gerekirse işlemin birden fazla oturuma bölünmesi, tercümanın da dinlenmesi önemlidir.
- Çocuk ve genç sağır–dilsizler
- 18 yaşından küçük veya 21 yaş altı genç sağır ve dilsizlerde, iletişim güçlüğü yaş küçüklüğü ile birleştiği için, pedagog veya psikolog eşliğinde ifade alma uygulaması özellikle tavsiye edilmektedir. Bu uzmanlar, çocuğun duygusal durumunu, baskı altında olup olmadığını ve soruları anlayıp anlamadığını gözlemler.
Tüm bu güvencelerin amacı, sağır ve dilsiz şüpheli veya sanığın, işiten bir kişiyle eşdeğer düzeyde adil yargılanma hakkına sahip olmasını sağlamaktır. Aksi halde, şeklen usule uygun görünen bir yargılama, gerçekte kişinin ne dediğini ve ne anladığını bilmediği bir sürece dönüşebilir.
Sağır ve dilsizlerin işlediği suçlarda ceza dışı sonuçlar ve güvenlik tedbirleri
Ceza verilmesine yer olmadığı kararı ve devamındaki süreç
Sağır ve dilsiz bir kişi hakkında, özellikle TCK 33 kapsamında kusur yeteneğinin bulunmadığı tespit edilirse, mahkeme çoğu zaman “ceza verilmesine yer olmadığına” (CVYO) karar verir. Bu karar, kişinin fiili hukuka aykırı olsa da, cezalandırılabilmesi için gerekli olan kusur şartının eksik olduğu anlamına gelir.
CVYO kararı verildiğinde dosya kapanmış sayılmaz. Hakim, aynı kararda veya devamında, kişinin ve toplumun korunması için hangi güvenlik tedbirlerinin uygulanacağına da hükmeder. Özellikle çocuklar ve gençler bakımından:
- Eğitim ve rehabilitasyon amaçlı kurumlara yerleştirme
- Sağlık tedbiri (psikiyatrik tedavi, bağımlılık tedavisi vb.)
- Denetim ve gözetim tedbirleri
gündeme gelebilir. Bu süreçte savcı, müdafi ve uzman raporları birlikte değerlendirilir; karar belirli aralıklarla gözden geçirilebilir ve koşullar değiştiğinde tedbirler kaldırılabilir veya hafifletilebilir.
Çocuklara özgü ve yetişkinlere yönelik güvenlik tedbirleri nelerdir?
Sağır ve dilsiz çocuklar bakımından, Çocuk Koruma Kanunu’ndaki koruyucu ve destekleyici tedbirler öne çıkar. Bunlar kısaca:
- Eğitim tedbiri: İşitme engeline uygun okul, özel eğitim, işaret dili desteği.
- Danışmanlık tedbiri: Çocuğa ve aileye psikolojik, sosyal destek.
- Sağlık tedbiri: Ruh sağlığı, bağımlılık, davranış sorunları için tedavi.
- Barınma tedbiri: Ailenin yanında kalmasının sakıncalı olduğu hallerde kurum bakımı.
Yetişkin sağır ve dilsizler için ise Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Örneğin:
- Akıl hastalığı veya ağır zihinsel yetersizlik varsa sağlık kurumuna yerleştirme
- Bazı suçlarda sürücü belgesinin geri alınması, belirli meslek veya sanatın icrasının yasaklanması
- Eşya veya kazançla ilgili ise müsadere
Bu tedbirler, cezanın yerine geçebileceği gibi, cezanın yanında da uygulanabilir. Özellikle kusur yeteneği olmayan sağır ve dilsizlerde, ceza yerine güvenlik tedbiri tercih edilir.
Müsadere, uzlaşma ve uzlaşmanın mümkün olmadığı haller
Sağır ve dilsiz bir kişi hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilse bile, suçta kullanılan veya suçtan elde edilen eşya ve kazanç bakımından müsadere kararı verilebilir. Çünkü müsadere, klasik anlamda bir “ceza” değil, ceza hukuku yaptırımı niteliğinde bir güvenlik tedbiridir. Örneğin, işitme engelli bir gencin hırsızlıkta kullandığı aletler veya suçtan elde edilen para, kusur yeteneği olmasa bile müsadere edilebilir.
Uzlaşma ise, uzlaştırmaya tabi suçlarda, mağdur ile şüpheli/sanığın anlaşmasına dayanan bir kurumdur. Sağır ve dilsiz bir kişi söz konusu olduğunda:
- Uzlaşma sürecinde mutlaka işaret dili tercümanı veya uygun iletişim desteği sağlanmalı,
- Kişinin gerçekten anladığından ve özgür iradesiyle karar verdiğinden emin olunmalıdır.
Bazı suçlarda ise kanun gereği uzlaşma mümkün değildir. Örneğin:
- Kasten öldürme, ağır nitelikli cinsel suçlar, işkence gibi ağır suçlar
- Üst sınırı belirli bir seviyenin üzerinde olan pek çok katalog suç
Bu tür suçlarda, fail sağır ve dilsiz olsa bile uzlaşma yolu kapalıdır. Ancak yine de kusur yeteneği yoksa, ceza yerine güvenlik tedbirleri ve koruyucu önlemler gündeme gelir; mağdurun zararının giderilmesi ise ayrı hukuki yollarla (tazminat davası gibi) sağlanabilir.
Mevcut düzenlemeye yönelik eleştiriler ve iyileştirme önerileri
TCK 33’ün engellilik ve ayrımcılık açısından tartışılması
TCK 33, sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğunu yaş küçüklüğü hükümlerine benzeterek düzenliyor ve bu kişilerin algılama ve yönlendirme yeteneklerinin daha geç gelişebileceği varsayımına dayanıyor.
Eleştirilerin önemli bir kısmı, bu varsayımın otomatik ve genelleyici olmasına odaklanıyor. Güncel tıbbi ve pedagojik yaklaşımlar, işitme ve konuşma engelinin tek başına zihinsel gelişim geriliği anlamına gelmediğini, uygun eğitim ve iletişim desteğiyle sağır bireylerin bilişsel gelişimlerinin akranlarıyla aynı düzeyde olabildiğini vurguluyor.
Bu nedenle, TCK 33’ün:
- Sağır ve dilsizliği “doğal olarak daha geç olgunlaşma” ile özdeşleştirmesi,
- Engelliliği homojen bir grup gibi ele alması,
- Bireysel değerlendirmeden çok tipik bir zayıflık karinesi kurması
engellilik temelli ayrımcılık tartışmalarını gündeme getiriyor. Özellikle, 21 yaşını dolduran sağır ve dilsizler için artık hiçbir özel koruma öngörülmemesi, buna karşılık eğitim ve iletişim imkânlarına erişememiş, ağır dezavantajlı kişilerin tamamen “normal yetişkin” gibi sorumlu tutulması, eşitlik ve hakkaniyet açısından sorunlu görülüyor.
İyileştirme önerileri arasında, maddenin engellilik temelli genellemelerden arındırılması, sağır ve dilsizliğin sadece “bireysel kusur yeteneği değerlendirmesinde dikkate alınacak bir unsur” olarak düzenlenmesi ve yaş sınırlarının daha esnek, rapora dayalı bir sisteme dönüştürülmesi öne çıkıyor.
İnsan hakları belgeleri ışığında sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğu
Türkiye’nin taraf olduğu Engelli Hakları Sözleşmesi (CRPD), engelli bireylerin hukuk önünde eşit tanınmasını, adalete etkin erişimini ve ayrımcılığa uğramamasını güvence altına alıyor. Bu sözleşme, engelliliğin cezai sorumluluğu otomatik olarak azaltan ya da kaldıran bir “kusur sebebi” gibi değil, makul uyumlaştırma ve destek yükümlülüğü doğuran bir durum olarak görülmesini öngörüyor.
Bu bakış açısından, TCK 33’ün:
- Sağır ve dilsizliği “zayıf kusur yeteneği karinesi” üzerinden ele alması,
- Bireyin gerçek bilişsel kapasitesinden çok, engel türüne göre yaş rejimi kurması
insan hakları belgeleriyle tam uyumlu bulunmuyor. Doktrinde, sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğunun kişiye özgü, bilimsel raporlarla belirlenmesi; devletin ise bu kişilere adli süreçte işaret dili, tercüman, erişilebilir bilgi ve psikososyal destek sağlama yükümlülüğünün açıkça vurgulanması gerektiği savunuluyor.
Anayasa Mahkemesi’nin, sağır ve dilsizler hakkında seri muhakeme ve basit yargılama usullerinin uygulanmamasını öngören kuralları, engelliler aleyhine ölçüsüz bir ayrımcılık sayarak iptal etmesi de, ceza adaletinde “koruma” adı altında dışlayıcı uygulamalara karşı önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Uygulamada sık karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri
Uygulamada TCK 33 ile bağlantılı başlıca sorunlar şöyle özetlenebilir:
- Otomatik yaş rejimi: Mahkemeler bazen TCK 33’ü, ayrıntılı kusur değerlendirmesi yapmadan, sadece yaş ve engel türüne bakarak uyguluyor.
- Yetersiz uzman raporları: Sağır ve dilsizlerin algılama ve yönlendirme yeteneği çoğu zaman sadece kısa adli tıp raporlarıyla değerlendiriliyor; işaret dili bilen psikolog, pedagog veya dil ve konuşma terapisti görüşü alınmıyor.
- İletişim engelleri: Soruşturma ve yargılama aşamasında nitelikli işaret dili tercümanı bulunamaması, kişinin kendini ifade edememesine ve beyanlarının yanlış anlaşılmasına yol açabiliyor.
- Eğitim ve sosyal çevre dikkate alınmıyor: Kişinin özel eğitim alıp almadığı, aile ve sosyal destek düzeyi, gerçek bilişsel kapasiteyi etkilediği halde çoğu dosyada ayrıntılı incelenmiyor.
Önerilen çözümler ise genellikle şu başlıklarda toplanıyor:
- Maddenin revizyonu
- Sağır ve dilsizler için sabit yaş aralıkları yerine, bireysel kusur yeteneği değerlendirmesini esas alan, esnek ve rapor temelli bir düzenleme yapılması.
- Engellilik kavramının, çağdaş insan hakları yaklaşımına uygun biçimde yeniden tanımlanması.
- Uzmanlaşmış değerlendirme mekanizması
- Sağır ve dilsiz şüpheli veya sanıklar için, işaret dili bilen psikolog, pedagog ve dil-konuşma terapistlerinden oluşan özel değerlendirme birimleri kurulması.
- Sosyal inceleme raporlarının zorunlu ve nitelikli hale getirilmesi.
- Erişilebilir yargılama
- Kolluk, savcılık ve mahkemelerde işaret dili tercümanı bulundurulmasının fiilen güvence altına alınması.
- Soruşturma ve kovuşturma belgelerinin, mümkün olduğunca sadeleştirilmiş ve erişilebilir formatlarda sağır bireye anlatılması.
- Eğitim ve farkındalık
- Hâkim, savcı, kolluk ve cezaevi personeline, sağır ve dilsizlerle iletişim ve engellilik hakları konusunda düzenli eğitim verilmesi.
Bu adımlar, hem TCK 33’ün ayrımcılık tartışmalarını azaltmaya hem de sağır ve dilsiz bireyler için daha adil, insan haklarına uygun bir ceza adaleti sistemi kurmaya katkı sağlayabilir.
Ankara avukatından danışmanlık ve temsil talepleriniz için bizimle iletişime geçin.