+90 507 195 23 23

Noterlerin Hukuki Sorumluluğu ve Tazminat Davası

Yayınlanma: 20 Aralık 2025 • Güncelleme: 18 Ocak 2026 • 24 dk. okuma

Noterlerin hukuki sorumluluğu, hukukî güvenliğin sağlanması amacıyla yürütülen noterlik işlemlerinde ortaya çıkan zararları kapsayan, çoğunlukla kusursuz sorumluluk esasına dayanan özel bir sorumluluk türüdür. İşlemin yapılmaması, hatalı ya da eksik yapılması sebebiyle zarar görenler, belirli şartlar altında tazminat davası açarak maddi ve manevi zararlarının giderilmesini isteyebilir.

Bu yazıda; noterlik işlemlerinde sorumluluğun yasal dayanağını, kusursuz sorumluluk ilkesinin ne anlama geldiğini, noter aleyhine tazminat davası açma şartlarını, ispat yükünü, müteselsil sorumluluk ve illiyet bağı gibi temel kavramları sade bir dille ele alacağız. Böylece hem uygulamada karşılaşılan örnekleri hem de hak arama yollarını, “noterlerin hukuki sorumluluğu ve tazminat davası” çerçevesinde netleştirmeyi amaçlıyoruz.

Noterlerin sorumluluğu ne anlama geliyor, hangi durumlarda gündeme geliyor?

Noterlik işlemlerinde kamu güveni ve güven kurumu olma niteliği

Noterlik, Türk hukukunda açıkça bir kamu hizmeti ve aynı zamanda bir güven kurumu olarak tanımlanır. Noter, devlet adına hareket eder; düzenlediği senetler, onayladığı imzalar ve yaptığı tespitler, mahkemeler ve idare nezdinde güçlü bir ispat değeri taşır. Bu yüzden kişiler, notere gittiklerinde “benim yerime hukuki ve teknik kontrolleri yaptı” diyebilmek ister.

Noterlik Kanunu ve ilgili içtihatlar, noterlik işlemlerinin sıkı şekil şartlarına bağlanmasının temel sebebini de burada görür: Noter, tarafların beyanlarını ve belgeleri sadece “geçirip gitmez”; kimlikleri, yetkileri, iradeyi ve işlemin hukuka uygunluğunu kontrol etmekle yükümlüdür. Bu ağır sorumluluk, kamu güvenini korumak ve noterlik işlemlerine duyulan güveni sürdürmek için getirilmiştir.

Noterlik Kanunu’na göre hukuki sorumluluğun dayanağı (özellikle m. 1, 72 ve 162)

Noterlerin hukuki sorumluluğunun temel dayanakları Noterlik Kanunu’nda yer alır:

  • m. 1 noterliği, hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek amacıyla kurulan bir kamu hizmeti olarak tanımlar. Bu, noterin sıradan bir “özel hizmet sağlayıcı” değil, kamu gücü kullanan bir kişi olduğunu gösterir.
  • m. 72 notere, iş yaptıracak kişilerin kimlik ve adreslerini ve gerçek isteklerini tam olarak öğrenme yükümlülüğü getirir. Özellikle sahte kimlik ve sahte vekaletname içeren işlemlerde Yargıtay, bu maddeyi sorumluluğun merkezine koymaktadır.
  • m. 162 ise “noterlerin hukuki sorumluluğu” başlığını taşır ve çok net bir ifade kullanır: Stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile, bir işin hiç yapılmamasından, hatalı veya eksik yapılmasından doğan zararlardan noter sorumludur. Maddede kusurdan söz edilmemesi, sorumluluğun niteliğini belirleyen kritik noktadır.

Bu maddeler birlikte okunduğunda, noterlerin hem kendi işlemlerinden hem de büro personelinin işlemlerinden doğan zararlardan özel ve ağır bir rejime tabi olduğu ortaya çıkar.

Kusursuz sorumluluk ilkesinin noterler bakımından sonucu nedir?

Noterlik Kanunu m. 162’de kusurdan bahsedilmemesi, doktrin ve Yargıtay içtihatlarında “kusursuz sorumluluk” olarak yorumlanır. Hatta bu sorumluluk, Türk Borçlar Kanunu m. 66’daki “adam çalıştıranın sorumluluğu”ndan bile daha ağır bir sebep sorumluluğu olarak nitelendirilmektedir.

Bu ne anlama geliyor?

  • Zarar gören kişi, noterin kusurlu davrandığını ispat etmek zorunda değildir.
  • Noterlik işlemi ile ortaya çıkan zarar arasında uygun illiyet bağını ve işlemin hatalı / eksik olduğunu ortaya koyması genellikle yeterlidir.
  • Noter, “gerekli tüm özeni gösterdim” diyerek sorumluluktan kurtulamaz; ancak zararın, kendi işleminden bağımsız bir sebeple doğduğunu veya illiyet bağının mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ya da üçüncü kişinin ağır kusuru ile kesildiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilir.

Sonuç olarak, kusursuz sorumluluk ilkesi nedeniyle noterler, yaptıkları veya yapmadıkları işlemlerden doğan zararlarda yüksek düzeyde bir tazminat riski taşırlar. Bu da noterlik mesleğinde olağanüstü bir dikkat, titiz kimlik ve belge kontrolü, açık ve anlaşılır işlem tesis etme zorunluluğunu beraberinde getirir.

Noter hangi hatalı işlem ve ihmallerde tazminatla sorumlu olur?

Noter, yaptığı noterlik işlemi nedeniyle bir kişinin zarara uğramasına sebep olursa, belirli şartlar altında tazminatla sorumlu tutulabilir. Bu sorumluluk, çoğu durumda kusursuz sorumluluk niteliğindedir; yani zarar görenin ayrıca noterin kusurunu ispat etmesi gerekmez, işlemin hatalı veya eksik olduğunu ve bu yüzden zarara uğradığını göstermesi yeterlidir. Aşağıda bu hatalı işlem ve ihmallerin başlıca türleri özetlenmiştir.

İşlemin hiç yapılmaması, eksik ya da yanlış yapılması hâlleri

Noter, kendisine getirilen bir işin kanuna uygun şekilde ve tam olarak yapılmasından sorumludur. Bu çerçevede:

  • İşlemin hiç yapılmaması: Örneğin, tarafların imzaladığı bir sözleşmenin onaylanması için başvurulmasına rağmen, noter işlemi yapmayı unutursa veya dosyayı kaybederse ve bu nedenle taraflardan biri hak kaybına uğrarsa, ortaya çıkan zarardan sorumluluk gündeme gelebilir.

  • Eksik yapılması: Düzenlenen bir vekaletnamede yetkilerin eksik yazılması, miras taksim sözleşmesinde bir mirasçının sehven yazılmaması, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde zorunlu unsurlardan bazılarının atlanması gibi durumlarda, eksiklik yüzünden işlem amacına ulaşmıyor veya geçersiz hale geliyorsa, noter aleyhine tazminat talep edilebilir.

  • Yanlış yapılması: Taraf isimlerinin, taşınmazın ada–parsel bilgilerinin, araç şasi numarasının hatalı yazılması, tarih veya bedelin yanlış gösterilmesi gibi maddi hatalar da zarara yol açtığında sorumluluk doğurabilir. Burada önemli olan, hatanın sıradan bir yazım yanlışı olmanın ötesine geçip, işlemin geçerliliğini, kapsamını veya tarafların haklarını etkilemesidir.

Sahte kimlik veya sahte vekâletname ile işlem yapılması durumları

Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri, sahte kimlik veya sahte vekaletname ile yapılan işlemlerde noterin sorumluluğudur. Noterin temel görevi, işlem yapan kişilerin kimliğini ve yetkisini özenle kontrol etmektir.

  • Noter, kendisine ibraz edilen kimlik belgesini, fotoğraf, imza, kimlik numarası ve güvenlik unsurları bakımından makul bir dikkatle incelemek zorundadır. Bu inceleme yapılmadan, bariz sahte veya üzerinde oynama olduğu anlaşılabilecek bir belgeyle işlem yapılırsa, doğan zarardan sorumluluk söz konusu olabilir.

  • Benzer şekilde, vekaletname ile işlem yapılırken, vekaletnamenin aslı veya usulüne uygun onaylı örneği görülmeli, yetki kapsamı dikkatle okunmalı ve işlem bu yetki sınırları içinde yapılmalıdır. Yetkisiz vekil ile işlem yapılması, vekaletnamenin sahte çıkması veya kapsamının yanlış yorumlanması, özellikle taşınmaz ve araç satışlarında ciddi zararlara yol açabilir.

Burada her olay kendi içinde değerlendirilir. Sahte belgenin çok ustaca hazırlanmış olması, noterin tüm makul kontrolleri yapmasına rağmen sahteciliğin anlaşılamaması gibi hallerde, sorumluluğun sınırı ayrıca tartışılır.

Taşınmaz satış, araç satışı, miras ve benzeri sık karşılaşılan örnek işlemler

Noterlerin tazminat sorumluluğu en çok yüksek değerli ve sık yapılan işlemlerde gündeme gelir:

  • Taşınmaz satış vaadi, kira sözleşmeleri, miras taksim sözleşmeleri gibi işlemlerde, tarafların kimliklerinin, temsil yetkilerinin, taşınmaz bilgilerinin doğru yazılması ve kanunun öngördüğü şekil şartlarına uyulması hayati önem taşır. Örneğin, miras taksim sözleşmesinde bir mirasçının unutulması, ileride açılacak davalarda hem taraflar hem de noter açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.

  • Araç satış sözleşmelerinde, aracın plaka, şasi ve motor numaralarının doğru yazılması, aracın malikinin gerçekten satışa yetkili kişi olup olmadığının kontrolü gerekir. Yanlış şasi numarası yazılması, aracın aslında başkasına ait çıkması veya çalıntı olması gibi durumlarda zarar gören kişi, belirli şartlar altında notere de yönelebilir.

  • Miras işlemlerinde, veraset ilamına uygun hareket edilmemesi, mirasçıların eksik gösterilmesi, payların yanlış hesaplanması gibi hatalar, hem maddi hem de manevi zarara yol açabilir.

Bu tür işlemler, genellikle yüksek meblağlar içerdiği için, noterin küçük görünen bir ihmali bile büyük tazminat taleplerine neden olabilir.

Noter çalışanlarının yaptığı hatalardan doğan sorumluluk

Noterlik, tek başına noterin çalıştığı bir yer değildir; katipler, vezne görevlileri ve diğer personel de sürecin içindedir. Ancak hukuken, işlemin sorumluluğu notere aittir.

  • Evrakın yanlış dosyalanması, yanlış kişiye gönderilmesi, harç ve vergi hesaplamasında hata yapılması, sistem kayıtlarının hatalı girilmesi gibi pek çok işlem fiilen çalışanlar tarafından yürütülür. Buna rağmen, bu hatalar nedeniyle doğan zararlardan kural olarak noter sorumlu tutulur.

  • Noter, çalışanlarını seçerken ve denetlerken de özen göstermek zorundadır. Yetersiz eğitimli personel çalıştırmak, gerekli kontrol mekanizmalarını kurmamak, yoğunluk bahanesiyle imza ve kimlik kontrollerini fiilen personele bırakmak gibi uygulamalar, sorumluluğu hafifletmez.

Sonuç olarak, noterlik işlemlerinde yapılan her hata veya ihmal, doğrudan veya dolaylı olarak noterin tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilir. Bu nedenle, hem noterlerin hem de işlem yaptıran kişilerin süreci ciddiyetle takip etmesi, belgeleri dikkatle kontrol etmesi büyük önem taşır.

Noterin sorumluluğu için aranan şartlar nelerdir?

Noter aleyhine tazminat istenebilmesi için, her ne kadar sorumluluk büyük ölçüde kusursuz sorumluluk esasına dayansa da, bazı temel şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Uygulamada mahkemeler özellikle dört noktaya bakar: zarar, hukuka aykırılık, illiyet bağı ve ispat yükünün kimde olduğu.

Zararın varlığı ve zararın türleri (maddi ve manevi zarar)

Öncelikle gerçek bir zararın bulunması şarttır. Sadece “ileride zarar görebilirdim” endişesi, tek başına tazminat için yeterli olmaz.

  • Maddi zarar, doğrudan para ile ölçülebilen kayıplardır. Örneğin:

  • Sahte vekâletname ile dairenizin satılması sonucu mülkiyeti kaybetmeniz,

  • Noterin yanlış düzenlediği satış sözleşmesi yüzünden alacağınızı tahsil edememeniz,

  • Araç satışında yapılan hata nedeniyle aracı geri alamamanız veya ek vergi, harç, masraf ödemeniz.

  • Manevi zarar ise kişilik haklarınızın zedelenmesi, ağır üzüntü, itibar kaybı gibi para ile ölçülmesi zor olan zararlardır. Noterlik işlemi nedeniyle adınızın dolandırıcılık olayına karışması, haksız yere borçlu gibi görünmeniz gibi durumlarda manevi tazminat da talep edilebilir.

Mahkeme, zararın gerçekten doğup doğmadığını, miktarını ve türünü somut olaya göre değerlendirir. Maddi zarar genellikle belge ve hesapla ispatlanırken, manevi zarar hâkimin takdirine daha çok bağlıdır.

Hukuka aykırı noterlik işlemi veya ihmalin ortaya konulması

İkinci şart, hukuka aykırı bir noterlik işlemi veya ihmalin varlığıdır. Noter, Noterlik Kanunu, ilgili yönetmelikler ve genel meslek kuralları çerçevesinde hareket etmek zorundadır. Bu çerçevenin dışına çıkılması hukuka aykırılık olarak değerlendirilir.

Örneğin:

  • Kimlik kontrolünün özenle yapılmaması,
  • Vekâletnamenin kapsamının yeterince incelenmemesi,
  • Zorunlu olduğu hâlde taraflara işlemin hukuki sonuçlarının açıklanmaması,
  • İşlemin kanunda öngörülen şekle uygun yapılmaması,
  • Hiç yapılmaması gereken bir işlemin yapılması (örneğin açıkça kanuna aykırı bir sözleşmenin onaylanması).

Burada önemli nokta, noterin yapması gerekeni yapmamış veya yapmaması gerekeni yapmış olduğunun somut olay üzerinden gösterilmesidir. Bu, çoğu zaman düzenlenen noterlik belgesi, kimlik fotokopileri, işlem kayıtları ve tanık beyanları ile ortaya konur.

Zarar ile noterlik işlemi arasındaki illiyet bağının ispatı

Üçüncü şart, zarar ile noterlik işlemi (veya ihmal) arasında uygun illiyet bağının bulunmasıdır. Yani, ortaya çıkan zararın, noterlik işlemi nedeniyle meydana geldiğinin makul ve hayatın olağan akışına uygun şekilde gösterilmesi gerekir.

Basitçe söylemek gerekirse, şu soruya cevap aranır: “Noter bu işlemi hatalı yapmasaydı, bu zarar doğar mıydı?”

Örneğin:

  • Sahte kimlikle yapılan satışta, noter kimlik kontrolünü gerektiği gibi yapsaydı işlem gerçekleşmeyecek ve taşınmaz el değiştirmeyecekti. Bu durumda zarar ile noter işlemi arasında illiyet bağı kurulabilir.
  • Buna karşılık, noter işlemi doğru yapmış, ancak daha sonra taraflardan biri kendi serbest iradesiyle bambaşka bir sözleşme imzalamış ve zarar oradan doğmuşsa, illiyet bağı kesilmiş sayılabilir.

İlliyet bağının ispatı, çoğu zaman olayların kronolojisi, belgeler, tanık anlatımları ve bazen de bilirkişi raporları ile yapılır.

Kusur aranmadığı için ispat yükünün nasıl dağıldığı

Noterler bakımından sorumluluk, genel olarak kusursuz sorumluluk esasına dayandığı için, zarar gören kişinin noterin kusurunu ispat etmesi gerekmez. Bu, zarar gören açısından önemli bir kolaylıktır.

Zarar görenin ispat etmesi gerekenler:

  1. Zararın varlığını ve kapsamını,
  2. Noterlik işleminin veya ihmalin hukuka aykırılığını,
  3. Zarar ile bu işlem/ihmal arasındaki illiyet bağını.

Bunlar ortaya konduğunda, noter hukuken sorumlu kabul edilir. Bu aşamadan sonra ispat yükü notere geçer. Noter, sorumluluktan kurtulmak istiyorsa, genellikle şu hususları ispatlamaya çalışır:

  • Kendi üzerine düşen tüm özeni gösterdiğini,
  • Zararın, kendisinin etkileyemeyeceği olağanüstü bir sebepten kaynaklandığını,
  • İlliyet bağını kesen bir üçüncü kişinin ağır kusurunun veya zarar görenin kendi ağır kusurunun bulunduğunu.

Özetle, noterlik işlemlerinden doğan tazminat davalarında, zarar gören kişi kusuru değil, zararı, hukuka aykırılığı ve illiyet bağını ispatlamakla yükümlüdür. Kusur aranmadığı için, ispat yükünün bu şekilde dağılması, uygulamada noterlerin sorumluluğunu oldukça genişleten bir sonuç doğurur.

Noterin sorumluluğunda kusursuz sorumluluk ve ispat yükü nasıl işler?

Kusursuz sorumluluk ile klasik haksız fiil sorumluluğu arasındaki fark

Klasik haksız fiil sorumluluğunda (Türk Borçlar Kanunu m. 49) temel şart, zarar verenin kusurlu olmasıdır. Yani zarar gören, hem zararı hem de karşı tarafın kusurunu ispat etmek zorundadır. “Dikkatsiz davrandı, özen göstermedi, bu yüzden zarar doğdu” zincirini ortaya koymak gerekir.

Noterlikte ise Noterlik Kanunu m. 162 ile getirilen sistem, ağırlıklı olarak kusursuz sorumluluk (objektif sorumluluk) esasına dayanır. Burada noter, yaptığı veya yapmadığı noterlik işlemi nedeniyle bir zarar doğmuşsa, kural olarak kusuru aranmaz. Zarar gören, “noter kusurlu davrandı” demek zorunda değildir; zararı ve noterlik işlemiyle bağlantıyı ortaya koyması çoğu zaman yeterlidir.

Bu farkın pratik sonucu şudur: Klasik haksız fiilde zarar görenin ispat yükü daha ağırdır; noterin sorumluluğunda ise ispat yükü önemli ölçüde noterin üzerine kayar. Bu da noterlik mesleğinin “kamu güveni” fonksiyonuna uygun, daha sıkı bir sorumluluk rejimi anlamına gelir.

Noterin sorumluluktan kurtulmak için neleri ispat etmesi gerekir?

Kusursuz sorumlulukta noter, “ben kusurlu değilim” demekle sorumluluktan kurtulamaz. Genellikle şu hususlardan birini ispat etmesi gerekir:

  1. Zarar ile kendi işlemi arasında illiyet bağının bulunmadığını Örneğin zarar, tamamen tarafların kendi aralarındaki başka bir işlemden doğmuşsa veya noterlik işlemi olmasa da aynı zarar kaçınılmaz şekilde ortaya çıkacak idiyse, noter “benim işlemim bu zarara sebep olmadı” savunması yapabilir.

  2. Zararın, kendisine yüklenemeyecek olağanüstü bir sebepten kaynaklandığını Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi haller, illiyet bağını kesen sebepler olarak ileri sürülebilir.

  3. Kendisine düşen tüm dikkat ve özeni gösterdiğini, buna rağmen zararın önlenemez olduğunu Yargıtay uygulamasında, özellikle sahte kimlik ve sahte vekaletname içeren işlemlerde, noterin kimlik ve belge kontrolünde “azami özen” gösterdiğini somut delillerle ortaya koyması beklenir. Örneğin; kimlikteki fotoğraf ile gelen kişinin uyumlu olduğunu, güvenlik unsurlarını tek tek kontrol ettiğini, tereddüt halinde ek belge istediğini, gerekiyorsa ilgili kurumlarla teyit yaptığını belgeleyebilirse, sorumluluktan kurtulma ihtimali artar.

Özetle, zarar gören “zarar + işlem + bağlantı”yı ispatlar; noter ise “bağlantı yok” veya “bağlantıyı kesen olağanüstü sebep var” diyerek kendini kurtarmaya çalışır.

İlliyet bağını kesen hâller ve sahte kimlikte iğfal kabiliyeti tartışması

Noter sorumluluğunda en çok tartışılan alanlardan biri, sahte kimlik ve sahte vekaletname ile yapılan işlemlerdir. Burada iki temel soru öne çıkar:

  1. Sahte belge, “iğfal kabiliyeti”ne sahip mi?
  2. Noter, makul ve dikkatli bir noter gibi davransa bile bu sahteciliği fark edebilir miydi?

İğfal kabiliyeti, kısaca, belgenin ortalama dikkatli bir kişiyi (ve özellikle mesleği gereği belge inceleyen noteri) aldatabilecek nitelikte olup olmadığıdır.

  • Eğer sahte kimlik veya vekaletname, çok ustaca hazırlanmış, güvenlik unsurları gerçeğe çok yakın, dış görünüşü itibarıyla gerçek belgeden ayırt edilmesi neredeyse imkansız ise, Yargıtay çoğu kararında bu durumda illiyet bağının kesildiğini veya en azından noterin sorumluluğunun bulunmadığını kabul etme eğilimindedir. Çünkü noter, olağan ve mesleki özenini gösterse bile bu sahteciliği fark edemeyecektir.
  • Buna karşılık, kimlikteki fotoğraf ile gelen kişinin bariz şekilde uyuşmaması, kimlikteki yazıların silik, mühürlerin hatalı, güvenlik unsurlarının eksik olması gibi durumlarda, “iğfal kabiliyeti yoktur” denir. Bu halde noter, gerekli özeni göstermediği için sorumlu tutulur.

İlliyet bağını kesen diğer klasik haller de geçerlidir:

  • Zarar görenin kendi ağır kusuru (örneğin hiçbir araştırma yapmadan, açıkça şüpheli bir işlemde ısrar etmesi),
  • Üçüncü kişinin olağan dışı ve öngörülemez davranışı,
  • Mücbir sebep niteliğindeki olaylar.

Sonuç olarak, kusursuz sorumluluk rejiminde noter, kural olarak zarardan sorumludur; ancak illiyet bağını kesen haller ve özellikle iğfal kabiliyeti yüksek sahte belgeler söz konusu olduğunda, sorumluluktan kurtulma imkanı doğabilir. Burada her somut olayın kendi koşulları, belgelerin niteliği ve noterin fiili davranışı birlikte değerlendirilir.

Devletin ve Noterler Birliği’nin sorumluluğu devreye girer mi?

Noterlik işlemlerinden doğan zararlarda sorumluluk sadece noterde kalmaz. Türk hukukunda noter, devlet ve belirli ölçüde Türkiye Noterler Birliği birlikte devreye giren bir sorumluluk sistemine tabidir. Amaç, kamu güvenini korumak ve zarar gören kişinin tazminata daha kolay ulaşmasını sağlamaktır.

Noter ile devlet arasındaki müteselsil sorumluluk ilişkisi

Noterler, Noterlik Kanunu’na göre kamu hizmeti gören, serbest meslek mensubu niteliğinde kişilerdir; ancak yaptıkları iş, devlet adına yürütülen bir kamu faaliyeti sayılır. Bu nedenle kanun, noterin yaptığı işlemlerden doğan zararlarda devletin de noterle birlikte müteselsilen sorumlu olacağını kabul eder.

Müteselsil sorumluluk, basitçe şunu ifade eder: Zarar gören kişi, zararın tamamı için yalnız notere, yalnız devlete veya her ikisine birden başvurabilir. Ödenen tazminat, sorumlular arasında daha sonra kendi aralarında iç ilişkide paylaştırılır; bu, zarar göreni ilgilendirmez.

Bu yapı, özellikle yüksek meblağlı zararlar ve noterin malvarlığının yetersiz olduğu durumlarda, mağdurun tazminatını fiilen alabilmesini güvence altına almak için öngörülmüştür.

Zarar görenin kime ve nasıl başvurabileceği (noter, devlet, birlikte sorumluluk)

Zarar gören kişi, elindeki imkânlara ve stratejisine göre birkaç yoldan birini seçebilir:

  • Sadece notere karşı dava açabilir.
  • Sadece devlete karşı dava açabilir. (Genellikle Hazine hasım gösterilerek)
  • Hem noter hem devlete birlikte dava açabilir.

Uygulamada çoğu zaman, noter ile devlet birlikte davalı gösterilir. Böylece mahkeme, müteselsil sorumluluğu tek dosyada değerlendirir ve tazminatın tahsili daha pratik olur.

Başvuru yolu genel olarak bir tazminat davası açmaktır. Dava dilekçesinde:

  • Hangi noterlik işlemi nedeniyle zarara uğranıldığı,
  • Zararın türü ve yaklaşık miktarı,
  • Noterin hukuka aykırı işlemi veya ihmali,
  • Noterlik işlemi ile zarar arasındaki bağ

açık ve somut şekilde anlatılır. Zarar gören, isterse önce notere yazılı başvuru yapıp uzlaşma arayabilir; bu zorunlu değildir ama pratikte bazen çözüm sağlayabilir.

Noterin sigortası ve tazminatın fiilen nasıl karşılandığına dair genel çerçeve

Noterler, mesleki faaliyetlerinden doğabilecek zararlara karşı zorunlu mesleki sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdür. Bu sigorta, belirli limitler dahilinde, noterin kusurlu veya sorumluluk doğuran işlemleri nedeniyle üçüncü kişilere ödenecek tazminatları karşılamayı amaçlar.

Genel çerçeve şu şekilde işler:

  1. Mahkeme, noterlik işlemi nedeniyle zarara hükmederse,
  2. Öncelikle noter ve devlet müteselsilen sorumlu kabul edilir ve tazminat kararı verilir,
  3. Noterin mesleki sorumluluk sigortası devreye girer; poliçe limitleri çerçevesinde sigorta şirketi ödeme yapar,
  4. Sigorta limitini aşan kısım için noter ve devletin sorumluluğu devam eder,
  5. Devlet, zarar görene ödeme yapmışsa, belirli şartlarda notere veya sigortaya rücu edebilir.

Zarar gören açısından önemli olan nokta şudur: Tazminatın kaynağını (noter, devlet, sigorta) tek tek takip etmek zorunda değildir. Doğru hasma veya hasımlara açılmış bir dava ile, mahkeme kararı sonrasında ödeme hangi kaynaktan yapılırsa yapılsın, mağdurun zararı karşılanmaya çalışılır. Bu sistem, noterlik işlemlerine duyulan güveni güçlendiren temel güvencelerden biridir.

Noter aleyhine tazminat davası nasıl açılır, hangi mahkeme görevlidir?

Hangi mahkemede dava açılır, görevli ve yetkili mahkeme nasıl belirlenir?

Noter aleyhine açılacak tazminat davaları, genel olarak adli yargıda ve hukuk mahkemelerinde görülür. Uygulamada, noterlik işlemlerinden doğan zararlar için açılan davalarda Asliye Hukuk Mahkemesi görevli kabul edilir. Dava, klasik bir haksız fiil / sorumluluk davası gibi yürür; ayrıca idari yargıya gitmeniz gerekmez.

Yetkili mahkeme belirlenirken genellikle:

  • Noterlik işleminin yapıldığı yer mahkemesi,
  • Davalının (noterin) yerleşim yeri mahkemesi,
  • Haksız fiilin işlendiği veya zararın gerçekleştiği yer mahkemesi

arasından birine başvurulabilir. Çoğu durumda, noterlik dairesinin bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesine dava açmak hem pratik hem de ispat açısından daha elverişlidir.

Eğer aynı olayda hem notere hem de başka kişilere (örneğin sahte kimlik kullanan kişiye) karşı dava açılacaksa, bu davalıların bulunduğu yer mahkemeleri de yetki bakımından gündeme gelebilir. Bu noktada, somut olayınıza göre bir avukattan destek almak, yanlış yerde dava açıp süre kaybı yaşamamak için önemlidir.

Dava dilekçesinde mutlaka yer alması gereken temel bilgiler

Noter aleyhine tazminat davası açarken, dava dilekçesinin açık ve sistemli olması hem mahkemenin olayı anlamasını kolaylaştırır hem de ispat sürecini güçlendirir. Dilekçede özellikle şu unsurlar bulunmalıdır:

  • Taraf bilgileri: Davacı ve davalının (noter ve varsa diğer sorumluların) adı, adresi, T.C. kimlik numarası gibi kimlik bilgileri.
  • Noterin kimliği: Noterin adı, soyadı, bağlı olduğu noterlik dairesi, noterlik numarası ve işlemin yapıldığı tarih.
  • Olayın özeti: Hangi noterlik işleminin, ne zaman, nasıl yapıldığı; noterin hangi eylem veya ihmaliyle zararın doğduğunun kronolojik ve sade bir anlatımı.
  • Hukuki nitelendirme: Noterlik işleminin neden hukuka aykırı olduğu, hangi yükümlülüklerin ihlal edildiği, mümkünse ilgili kanun maddelerine atıf yapılarak açıklanması.
  • Zararın türü ve miktarı: Uğranılan maddi zarar (para kaybı, taşınmazın elden çıkması, araç devrinin yapılamaması vb.) ve varsa manevi zararın ne olduğu, talep edilen tazminat tutarları ve bunların nasıl hesaplandığı.
  • İlliyet bağı açıklaması: Noterin hatalı işlemi ile ortaya çıkan zarar arasındaki bağlantının, sade bir dille kurulması.
  • Deliller listesi: Hangi belge ve kayıtların delil olarak sunulduğu, tanık varsa kim oldukları.
  • Sonuç ve talep kısmı: Talep edilen tazminat miktarı, faiz türü ve başlangıç tarihi, yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin istekler.

Dilekçenin sonunda tarih, imza ve varsa avukatın bilgileri yer almalıdır.

Delil olarak sunulabilecek belgeler ve kayıtlar nelerdir?

Noter aleyhine tazminat davasında deliller, davanın kaderini belirleyen en kritik unsurdur. Çünkü noterlik işlemleri genellikle yazılı belgelere dayandığı için, mahkeme de öncelikle bu kayıtları inceleyecektir. Uygulamada sık kullanılan delillerden bazıları şunlardır:

  • Noterlik işlemine ilişkin belgeler:
  • Düzenlenen sözleşme, senet, vekaletname, satış sözleşmesi, miras taksim sözleşmesi vb.
  • Noterlik onay şerhi, tarih ve yevmiye numarası, işlem kayıtları.
  • Kimlik ve vekalet belgeleri:
  • İşlem sırasında ibraz edilen nüfus cüzdanı, T.C. kimlik kartı, pasaport fotokopileri,
  • Vekaletname örnekleri, apostil veya tercüme şerhleri,
  • Sonradan sahte olduğu anlaşılan kimlik veya vekaletnamelere ilişkin tespitler.
  • Resmi kayıtlar:
  • Tapu kayıtları, araç tescil kayıtları, veraset ilamı, mirasçılık belgesi,
  • Savcılık soruşturma dosyası, ceza davası evrakı (özellikle sahtecilik, dolandırıcılık varsa).
  • Yazışmalar ve bildirimler:
  • Noterle yapılan yazışmalar, ihtarnameler, e‑postalar, SMS kayıtları,
  • Banka dekontları, havale/EFT kayıtları, ödeme makbuzları.
  • Uzman raporları ve bilirkişi incelemeleri:
  • İmza incelemesi, sahtecilik tespiti, zararın hesaplanmasına ilişkin bilirkişi raporları.
  • Tanık beyanları:
  • İşlem sırasında hazır bulunan kişiler, alıcı/satıcı, mirasçılar, çalışanlar gibi olayı bilen kişilerin ifadeleri.

Delillerin mümkün olduğunca erken toplanması, asıllarının korunması ve mahkemeye sunulurken tarih ve içeriklerinin net şekilde belirtilmesi önemlidir. Özellikle sahte kimlik veya sahte vekaletname iddiası varsa, ilgili belgelerin asılları veya onaylı örnekleri ile birlikte, varsa savcılık dosyası numarasının da dilekçede gösterilmesi süreci güçlendirir.

Noterlik işlemlerinden doğan tazminat davalarında zamanaşımı süreleri

Noterlik işlemlerinden kaynaklanan tazminat davalarında zamanaşımı, genel olarak Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümlerine göre belirlenir. Ancak işlemin aynı zamanda suç oluşturması halinde ceza zamanaşımı da devreye girebilir. Bu nedenle hem TBK’daki genel süreleri hem de özel durumları birlikte düşünmek gerekir.

Türk Borçlar Kanunu’na göre uygulanacak genel süreler

Noter hatasından doğan sorumluluk, uygulamada çoğunlukla haksız fiil sorumluluğu veya kusursuz sorumluluk çerçevesinde değerlendirilir ve TBK’nın haksız fiile ilişkin zamanaşımı hükümleri uygulanır.

Genel kural şu şekildedir:

  • Zarar gören, zararı ve sorumlu kişiyi öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl içinde dava açmalıdır.
  • Her hâlükârda, fiilin işlendiği tarihten (örneğin hatalı noterlik işleminin yapıldığı günden) itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımı süresi dolar.

Eğer noterlik işlemi, taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi ile de bağlantılı ise (örneğin noter ile devlet arasındaki kamu hizmeti sözleşmesi değil, doğrudan kişisel bir sözleşme ilişkisi varsa), bazı durumlarda TBK’daki 10 yıllık genel sözleşmesel zamanaşımı süresi de tartışılabilir. Ancak zarar gören bakımından pratikte esas alınan süreler, haksız fiil zamanaşımı süreleridir.

Zarar ve failin öğrenilme tarihine göre bir ve on yıllık zamanaşımı

Uygulamada sıkça karıştırılan nokta, öğrenme tarihi ile fiil tarihi arasındaki farktır.

  • Zarar gören kişi, noterlik işlemi nedeniyle uğradığı zararı ve bu zarardan noterin sorumlu olduğunu öğrendiği gün, kısa zamanaşımı süresi işlemeye başlar.
  • TBK’ya göre bu süre normalde 2 yıldır; ancak bazı kaynaklarda ve uygulamada, noterlik işlemlerine özgü değerlendirmelerde 1 yıllık süreden de söz edilebildiği için, kişi kendi somut dosyasında mutlaka güncel mevzuat ve içtihatla kontrol yapmalıdır.

Buna karşılık, zarar gören zararı çok geç fark etse bile, işlemin yapıldığı tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra artık kural olarak tazminat davası açılamaz. Örneğin:

  • 01.01.2015 tarihinde sahte vekâletname ile araç satışı yapılmış ve noter gerekli özeni göstermemiş olsun.
  • Zarar gören bu durumu 01.01.2022’de öğrensin.
  • Öğrenme tarihinden itibaren kısa zamanaşımı süresi işlemeye başlar; fakat her hâlükârda 01.01.2025’i geçen bir tarihte dava açılırsa, 10 yıllık üst sınır dolmuş olacağından zamanaşımı itirazı gündeme gelebilir.

Bu nedenle, noterlik işlemiyle ilgili bir zarar fark edildiğinde, “öğrenme tarihi”ni belgelemek ve süreleri kaçırmamak çok önemlidir.

İşlemin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda ceza zamanaşımının etkisi

Bazı noterlik işlemleri, sadece hukuki sorumluluk değil, aynı zamanda ceza hukuku bakımından suç da oluşturabilir. Örneğin:

  • Sahte kimlik veya sahte vekâletname ile işlem yapılması,
  • Resmi belgede sahtecilik,
  • Dolandırıcılık ile bağlantılı noterlik işlemleri.

Bu gibi hallerde, TBK haksız fiil zamanaşımı yanında, ceza kanunundaki dava zamanaşımı süresi de önem kazanır. Genel ilke şudur:

  • Eğer noterlik işlemi aynı zamanda suç teşkil ediyorsa ve bu suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi, TBK’daki 10 yıllık üst sınırdan daha uzunsa, tazminat davası bakımından da bu daha uzun ceza zamanaşımı süresi uygulanabilir.
  • Böylece, ağır suçlarda (örneğin nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik gibi) zarar görenin tazminat talebi, normal haksız fiil zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile, ceza zamanaşımı süresi içinde ileri sürülebilir.

Ancak bunun için genellikle:

  1. İşlemin gerçekten suç oluşturması,
  2. Suçla noterlik işlemi arasındaki bağın açık olması,
  3. Ceza zamanaşımı süresinin henüz dolmamış bulunması

gerekir. Ceza davası açılmış olması şart değildir; önemli olan, somut olayda işlemin suç niteliği taşıması ve bu suç için öngörülen zamanaşımı süresidir.

Sonuç olarak, noterlik işlemlerinden doğan tazminat davalarında zamanaşımı hesabı yapılırken, hem TBK’daki kısa ve uzun süreler, hem de işlemin suç niteliği taşıyıp taşımadığı mutlaka birlikte değerlendirilmelidir. Zarar gören kişi, süreler konusunda en küçük bir tereddütte bile, gecikmeden uzman bir hukukçudan görüş almalıdır.

Yargıtay kararlarında noterlerin hukuki sorumluluğu nasıl şekilleniyor?

Sık atıf yapılan Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu kararlarından öne çıkan ilkeler

Yargıtay, noterlerin hukuki sorumluluğunu değerlendirirken üç temel eksen etrafında karar veriyor: kamu güveni, yüksek özen borcu ve kusursuz sorumluluk ilkesi.

Hukuk Genel Kurulu ve özellikle 3. Hukuk Dairesi kararlarında, noterliğin bir “güven kurumu” olduğu, bu nedenle noterin en hafif kusurundan dahi sorumlu tutulabileceği sıkça vurgulanıyor. Noterlik Kanunu m. 72’deki “kimlik, adres, ehliyet ve gerçek iradeyi araştırma” yükümlülüğü, Yargıtay içtihatlarında sorumluluğun ölçütü olarak öne çıkıyor.

Buna göre Yargıtay:

  • Noterin, işlem taraflarının kimliğini ve yetkisini makul ölçüde araştırmasını,
  • Kimlik Paylaşım Sistemi (KPS) ve benzeri teknik imkânlar varsa bunları kullanmasını,
  • Şüphe uyandıran belge ve durumlarda işlemi durdurup ek araştırma yapmasını

bekliyor. Aksi halde, Noterlik Kanunu m. 162’deki kusursuz sorumluluk çerçevesinde tazminata hükmedilebiliyor.

Öte yandan Yargıtay, her olayda otomatik sorumluluk kabul etmiyor; sahteciliğin niteliği, belgenin “iğfal kabiliyeti” ve olay tarihindeki teknik imkânlar da dikkate alınıyor.

Sahte kimlik ve sahte vekâletname içeren işlemlerde sorumluluk ölçütleri

Sahte kimlik ve sahte vekâletname, noter sorumluluğu davalarının en yoğun alanı. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı şöyle özetlenebilir:

  • Noter, kimlik ve vekâletnameyi şeklen incelemekle yetinemez; makul bir dikkatle bakıldığında fark edilebilecek çelişkileri yakalamak zorundadır.
  • Gerçek nüfus cüzdanı ile sahte nüfus cüzdanı arasında doğum yeri, nüfusa kayıtlı olduğu yer, imza, fotoğraf gibi bariz farklılıklar varsa ve noter bunları fark etmemişse, sorumluluk doğduğu kabul ediliyor.
  • KPS’ye erişim imkânı bulunan tarihlerde, sisteme girip kimlik doğrulaması yapmayan noter aleyhine, çoğu kararda kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminata hükmediliyor.

Buna karşılık, belgenin sahteciliği çok ustaca yapılmışsa, iğfal kabiliyeti yüksekse ve dönemin teknik şartları itibarıyla noterin bunu makul bir dikkatle dahi fark etmesi beklenemiyorsa, Yargıtay bazı kararlarında noterin sorumlu tutulmaması gerektiğini kabul ediyor.

Özetle, sahte kimlik ve sahte vekâletname davalarında Yargıtay,

  • noterin özen borcunun kapsamını,
  • belgenin sahte olduğunun “fark edilebilir” olup olmadığını,
  • olay tarihindeki sistem ve teknik imkânları

birlikte değerlendirerek sorumluluk ölçütünü belirliyor.

Tapu ve araç satış işlemlerinde noter sorumluluğuna dair örnek içtihatlar

Yargıtay kararlarında, araç satışı ve taşınmaz devri işlemleri, noter sorumluluğunun en çok tartışıldığı alanlar.

Araç satışlarında:

  • Sahte ehliyet veya sahte kimlikle yapılan satışlarda, kimlikteki fotoğraf, imza, kişisel bilgiler arasında makul bir dikkatle fark edilebilecek uyumsuzluklar varsa, noter genellikle tazminatla sorumlu tutuluyor.
  • Sahte vekâletnameye dayanılarak yapılan araç satışlarında, vekâletnameyi düzenleyen noter ile bu vekâletnameye dayanarak satış yapan noter birlikte sorumlu tutulabiliyor; Yargıtay, her iki noterin de kimlik ve yetki kontrolünü yeterince yapıp yapmadığını inceliyor.

Taşınmaz satışlarında ise:

  • Sahte vekâletname ile tapuda yapılan devirler nedeniyle zarar gören alıcı, hem notere hem devlete (Hazine / ilgili idare) karşı tazminat davası açabiliyor. Yargıtay, noterin vekâletname düzenlerken fotoğraf, kimlik bilgileri ve imzayı yeterince karşılaştırıp karşılaştırmadığını, şüphe halinde ek araştırma yapıp yapmadığını sorguluyor.
  • Tapu iptal ve tescil davası sonunda taşınmazı kaybeden alıcının, ödediği bedel ve diğer zararları için notere karşı açtığı davalarda, noterlik işlemi ile zarar arasındaki illiyet bağı kurulabildiği sürece tazminata hükmedilebiliyor.

Genel eğilim şu yönde: Araç ve taşınmaz gibi yüksek değerli işlemlerde, Yargıtay noterden “yüksek özen” bekliyor; kimlik ve vekâlet kontrolünde en küçük ihmal dahi, noter aleyhine tazminat sorumluluğu sonucunu doğurabiliyor.

Noter hatasından şüphe eden kişi ne yapmalı, pratik yol haritası

İlk aşamada noterle ve gerekirse baro/avukatla görüşme

Noter hatasından şüphe ettiğinizde ilk adım, paniğe kapılmadan durumu netleştirmektir. Çoğu zaman, basit bir yanlış anlamanın düzeltilmesi bile sorunu çözebilir. Bu nedenle önce ilgili notere yazılı veya sözlü olarak başvurup, işlemin nasıl yapıldığını ve hangi belgelere dayanıldığını sormak faydalıdır.

Mümkünse noterden, yaptığı işlemin bir örneğini ve dayandığı belgelerin fotokopilerini talep edin. Görüşmeye giderken elinizdeki tüm evrakları yanınızda bulundurun ve konuşmayı tarih, saat, içerik notları alarak kayıt altına alın.

Eğer konu yüksek meblağlı bir zarar, taşınmaz satışı, miras paylaşımı, araç devri gibi önemli bir işleme ilişkinse, gecikmeden bir avukatla görüşmek yerinde olur. Baro adli yardım birimleri veya baro danışma hatları üzerinden de ücretsiz ön bilgilendirme alma imkânınız olabilir. Avukat, hem notere nasıl başvurmanız gerektiği hem de ileride açılabilecek tazminat davası açısından hangi adımları atmanız gerektiği konusunda size yol çizer.

Zararı ve delilleri toplama, sürelere dikkat etme

Noter sorumluluğu söz konusu olduğunda, zararın varlığı ve boyutu çok önemlidir. Bu yüzden önce “Benim zararım tam olarak ne?” sorusuna net cevap vermeye çalışın. Örneğin:

  • Üzerinize geçmesi gereken taşınmaz başkasına mı geçti?
  • Sahte vekâletname ile banka hesabınızdan para mı çekildi?
  • Yanlış düzenlenen sözleşme yüzünden alacağınızı tahsil edemiyor musunuz?

Bu zararı gösteren tüm belgeleri toparlayın: noter işlem örnekleri, tapu kayıtları, banka dekontları, yazışmalar, mesajlar, e-postalar, tanık isimleri, varsa kamera kayıtları gibi. Delilleri ne kadar erken toplarsanız, kaybolma veya değişme ihtimali o kadar azalır.

Ayrıca zamanaşımı süreleri açısından da “tarih” çok kritik. Zararın ne zaman ortaya çıktığını ve noter işlemini ne zaman öğrendiğinizi mutlaka not edin. İleride tazminat davası açmak isterseniz, bu tarihler hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağını belirlemede temel alınır. Bu nedenle belgelerin üzerinde yer alan tarihleri ve tebliğ/teslim tutanaklarını saklamak büyük önem taşır.

Uzlaşma imkânı, dava açmadan önce atılabilecek adımlar

Her noter hatası mutlaka dava ile çözülmek zorunda değildir. Bazı durumlarda noter, hatasını kabul edip zararın bir kısmını veya tamamını sigorta şirketi üzerinden karşılamaya istekli olabilir. Bu nedenle, dava açmadan önce şu adımlar değerlendirilebilir:

  • Notere yazılı başvuru yaparak hatayı ve zararı somut şekilde anlatmak,
  • Gerekirse noterlik üzerinden sigorta şirketine bildirim yapılmasını talep etmek,
  • Avukatınız aracılığıyla noterle veya sigorta şirketiyle uzlaşma görüşmeleri yürütmek,
  • Uyuşmazlığın niteliğine göre arabuluculuk gibi alternatif çözüm yollarını değerlendirmek.

Bu süreçte, “söz uçar, yazı kalır” ilkesini akılda tutmak önemli. Yaptığınız başvuruları, aldığınız cevapları ve uzlaşma tekliflerini mutlaka yazılı hale getirin. Uzlaşma sağlanamazsa, elinizdeki bu yazışmalar ve deliller, açılacak olası tazminat davasında sizin için güçlü bir dayanak oluşturur.

Son olarak, hak kaybı yaşamamak için hem zamanaşımı sürelerini hem de resmi başvuru yollarını bir hukukçuyla birlikte planlamak, ileride geri dönülmesi zor hataların önüne geçmenize yardımcı olur.

Avukat Desteği Alın

Ankara avukatından danışmanlık ve temsil talepleriniz için bizimle iletişime geçin.