Haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma tazminat davası, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında uygulanan koruma tedbirlerinin hukuka aykırı ya da haksız şekilde yürütülmesi sonucu, kişinin maddi ve manevi zararlarının devlet hazinesinden istenebilmesine imkan tanıyan özel bir başvuru yoludur. Özellikle CMK 141–142 maddeleri bu sürecin temelini oluşturur.
Bu yazıda; kimlerin, hangi şartlarla, ne kadar süre içinde ve hangi mahkemede haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma tazminat davası açabileceğini; dava açmadan önce nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve uygulamada sık karşılaşılan hataları adım adım ele alarak haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma tazminat davası sürecini anlaşılır kılmaya odaklanacağız.
Haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma nedeniyle tazminat davası tam olarak neyi kapsar?
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında uygulanan yakalama, gözaltı, tutuklama, arama, elkoyma ve bazı adli kontrol tedbirlerinin hukuka aykırı ya da sonuç itibarıyla haksız çıkması halinde, kişinin devletten maddi ve manevi tazminat istemesini sağlar. Bu dava, 5271 sayılı CMK’nın 141–144. maddelerine dayanır ve doğrudan devlete (Maliye Hazinesi’ne) karşı açılır.
Amaç, haksız koruma tedbiri yüzünden özgürlüğü kısıtlanan, malvarlığına müdahale edilen veya itibarı zedelenen kişinin zararını olabildiğince gidermektir. Tazminat, hem maddi zararları (gelir kaybı, işten uzak kalma, malın değer kaybı vb.) hem de manevi zararları (özgürlükten yoksun kalmanın yarattığı elem, itibar kaybı, psikolojik etkiler) kapsar.
Hangi koruma tedbirleri için devletten tazminat istenebilir?
CMK 141’e göre tazminat istenebilen başlıca koruma tedbirleri şunlardır:
- Yakalama, gözaltı ve tutuklama
- Arama (konutta, işyerinde, üst araması vb.)
- Elkoyma (eşyaya, haklara, banka hesaplarına el konulması gibi)
- Bazı adli kontrol tedbirleri (özellikle konutu terk etmeme, belirli yerlere gidememe, hastaneye yatırılma gibi özgürlüğü ciddi sınırlayan yükümlülükler)
Ayrıca CMK 141/3 ile, soruşturma ve kovuşturma sırasında hâkim ve savcıların verdikleri karar ve yaptıkları işlemler nedeniyle doğan zararlar için de yalnızca devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği açıkça düzenlenmiştir.
Haksız tutuklama ile beraat tazminatı arasındaki fark nedir?
Günlük dilde “haksız tutuklama tazminatı” ile “beraat tazminatı” çoğu zaman aynı şey için kullanılır; ancak aralarında ince bir ayrım vardır:
- Haksız tutuklama tazminatı, daha çok tutuklama tedbirinin baştan itibaren kanuna aykırı olması (örneğin tutuklama şartları yokken tutuklama kararı verilmesi, makul sürede hâkim önüne çıkarılmama) gibi durumları ifade eder.
- Beraat tazminatı ise, kişi kanuna uygun şekilde tutuklanmış olsa bile, sonuçta beraat etmesi veya kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle, geriye dönük olarak bu tutuklamanın haksız sayılması ve tazminat hakkı doğmasını anlatır.
Yani haksızlık bazen başlangıçtaki hukuka aykırılıktan, bazen de sonucun (beraat/takipsizlik) ortaya çıkmasından kaynaklanır; her iki durumda da CMK 141 kapsamında tazminat istenebilir.
Elkoyma, arama, adli kontrol gibi diğer tedbirler bu davaya nasıl dahil olur?
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası yalnızca tutuklama ve gözaltı ile sınırlı değildir. CMK 141, arama ve elkoyma işlemlerinden doğan zararların da tazminini mümkün kılar.
Örneğin:
- Ev veya işyeri hukuka aykırı şekilde aranmış, ölçüsüz güç kullanılmışsa,
- Suçla ilgisi kalmayan eşyaya gereksiz yere el konulmuş ya da çok geç iade edilmişse,
- Elkoyma kararı kaldırıldığı halde eşya uzun süre geri verilmemiş ve kişi gelir kaybına uğramışsa,
bu zararlar için de aynı dava içinde devletten tazminat istenebilir.
Son yıllarda, özgürlüğü ciddi biçimde sınırlayan adli kontrol tedbirleri (özellikle konutu terk etmeme, belirli yerlere gitmeme, hastaneye yatırılma gibi) nedeniyle de, kişi hakkında sonradan beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirse, CMK 141/1-l uyarınca maddi ve manevi tazminat talep edilebileceği kabul edilmektedir.
Bu nedenle, haksız tutuklama, gözaltı, arama, elkoyma ve ağır adli kontrol tedbirleri çoğu zaman tek bir “koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası” içinde birlikte ileri sürülür; mahkeme her tedbirin yarattığı zararı ayrı ayrı değerlendirerek toplam tazminata hükmeder.
Hangi durumlarda haksız tutuklama ve gözaltı için tazminat hakkı doğar?
Haksız tutuklama ve gözaltı tazminatı, esas olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 ve devamı maddelerine dayanır. Bu hükümler, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği durumlarda devletten maddi ve manevi tazminat istenebilmesini sağlar.
Genel çerçeve şöyle özetlenebilir: Bir kişi, kanunda öngörülen şartlara aykırı olarak gözaltına alınmış, tutuklanmış, tutukluluğu gereğinden uzun sürmüş ya da sonunda beraat etmiş veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ise, belirli koşullarda devletten tazminat talep edebilir. Önemli olan, koruma tedbirinin hukuka aykırı olması ya da sonucun, bu tedbiri haklı gösteremeyecek nitelikte olmasıdır.
Aşağıda bu durumlar CMK 141 çerçevesinde daha somut şekilde açıklanmıştır.
CMK 141’e göre tek tek sayılan tazminat nedenleri nelerdir?
CMK 141/1’de, devletten tazminat istenebilecek haller tek tek sayılmıştır. Özetleyerek ifade edersek, şu durumlarda haksız tutuklama ve gözaltı için tazminat hakkı doğabilir:
-
Kanuni şartlar olmadan yakalama veya gözaltı: Örneğin suçüstü hali yokken, makul şüphe bulunmadan, yazılı emir olmadan ya da kanunda öngörülen usule uyulmadan yakalanma veya gözaltına alınma.
-
Gözaltı süresinin aşılması: Kanunda öngörülen azami gözaltı süresinin geçirilmesi, sulh ceza hâkimi önüne makul sürede çıkarılmama.
-
Tutuklama şartlarının bulunmaması: Kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenleri yokken, daha hafif tedbirler mümkünken tutuklama kararı verilmesi.
-
Tutukluluğun makul süreyi aşması: Yargılama makul sürede bitirilmeden, kişi gereksiz yere uzun süre tutuklu bırakılmışsa.
-
Kanuna aykırı tutuklama kararı: Yetkisiz mahkemece tutuklama, gerekçesiz karar, savunma hakkına riayet edilmemesi gibi açık usul hataları.
-
Hakkında beraat, kovuşturmaya yer olmadığı, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi: Bu kararlar, belirli şartlarla tazminat talebine kapı açar.
-
Mahkûmiyet olsa bile, verilen cezanın tutukluluk süresinden az olması: Kişi fiilen daha fazla süre tutuklu kalmışsa, aradaki fark için tazminat istenebilir.
-
Kanuna aykırı yakalama/tutuklama nedeniyle uğranılan diğer zararlar: Örneğin işini kaybetme, gelir kaybı, manevi yıkım gibi sonuçlar.
Kanun maddesi, bu sayımı ayrıntılı biçimde yapar; uygulamada mahkemeler hem bu bentleri hem de Anayasa ve AİHS güvencelerini birlikte değerlendirir.
Beraat, kovuşturmaya yer olmadığı, cezanın tutukluluk süresinden az olması ne anlama gelir?
Bu üç sonuç, haksız tutuklama ve gözaltı tazminatı bakımından çok kritik:
1. Beraat kararı Kişi yargılama sonunda suçsuz bulunur ve beraat eder. Beraat, tek başına otomatik tazminat anlamına gelmez; ancak çoğu durumda, özellikle delillerin yetersizliği veya fiilin suç oluşturmaması gibi nedenlerle verilen beraat kararları, tutuklamanın gereksiz veya ölçüsüz olduğu iddiasını güçlendirir. Mahkeme, somut olayda tutuklamanın “haklı” olup olmadığını ayrıca değerlendirir.
2. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK) Soruşturma aşamasında savcılık, yeterli şüphe bulunmadığı veya başka bir hukuki engel olduğu için iddianame düzenlemez. Kişi bu süreçte gözaltına alınmış veya tutuklanmışsa, sonradan KYOK verilmesi, “bu kadar ağır tedbir gerekli miydi?” sorusunu gündeme getirir ve tazminat talebine dayanak olabilir.
3. Verilen cezanın tutukluluk süresinden az olması Mahkeme mahkûmiyet kararı verse bile, sonuçta hükmedilen hapis cezası, kişinin fiilen tutuklu kaldığı süreden daha kısaysa, aradaki fazla süre için tazminat istenebilir. Örneğin 8 ay tutuklu kalıp, sonunda 3 ay hapis cezası alan bir kişi, fazladan 5 ay özgürlüğünden yoksun bırakıldığı için tazminat talep edebilir.
Bu üç durumda da, tazminat talebi için ayrıca süre şartlarına uyulması ve kişinin kendi ağır kusurunun bulunmaması gerekir.
Tutuklama hukuka uygun olsa bile hangi hallerde yine de tazminat istenebilir?
Önemli bir nokta şu: Tutuklama kararı verildiği anda hukuka uygun görünse bile, sonradan ortaya çıkan gelişmeler nedeniyle yine de tazminat hakkı doğabilir.
Buna örnek olabilecek haller:
-
Makul süreyi aşan tutukluluk: Başlangıçta şartlar mevcut olsa bile, yargılama uzadıkça tutukluluğun devamı ölçüsüz hale gelebilir. Makul süre aşıldığında, ilk karar hukuka uygun olsa bile devam eden tutukluluk için tazminat istenebilir.
-
Sonucun tutuklamayı haklı göstermemesi: Kişi hakkında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, özellikle delil yetersizliği veya fiilin suç oluşturmaması gibi nedenlerle ise, “bu kişi neden bu kadar süre özgürlüğünden yoksun bırakıldı?” sorusu gündeme gelir. Mahkeme, tutuklamanın zorunlu olup olmadığını değerlendirerek tazminata hükmedebilir.
-
Tutuklama yerine daha hafif tedbirlerin yeterli olabileceği durumlar: Adli kontrol, yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirlerle amaç sağlanabilecekken tutuklama yoluna gidilmişse, sonradan bu durum tazminat lehine yorumlanabilir.
-
Tutuklama gerekçelerinin soyut kalması: Kararda kanuni ibareler tekrar edilip somut olgular gösterilmemişse, ilk bakışta “kanuna uygun” gibi görünse de, gerekçesizlik nedeniyle tazminat gündeme gelebilir.
Kısacası, sadece “karar verildiği gün kanuna uygundu” demek yeterli değildir. Tutuklamanın tüm süreci, süresi, sonucu ve ölçülülüğü birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirme sonunda kişi, haksız tutuklama ve gözaltı nedeniyle devletten tazminat talep edebilir.
Elkoyma nedeniyle tazminat davası hangi hallerde mümkün olur?
Elkoyma nedeniyle tazminat davası, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında bir eşyaya ya da hakka hukuka aykırı şekilde el konulması, elkoymanın gereğinden uzun sürmesi ya da karar kaldırıldığı hâlde zararın devam etmesi durumlarında gündeme gelir. Bu davanın dayanağı CMK m. 141/1‑i bendidir; bu bent, “eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı hâlde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da zamanında iade edilmeyen” kişilere tazminat hakkı tanır.
Elkoyma tedbiri, kural olarak hâkim kararıyla ve kanunda öngörülen şartlar altında uygulanmalıdır. Şartlar yoksa, ölçülülük gözetilmemişse veya karar gerekçesiz ise, sonradan tazminat davası açılabilmesi mümkündür.
Eşyaya veya haklara elkoyma kararı hukuka aykırı ise ne yapılabilir?
Öncelikle elkoyma kararına karşı CMK’daki itiraz yolunun kullanılması gerekir. İtiraz reddedilse bile, soruşturma/kovuşturma sonunda verilen karar kesinleştikten sonra CMK 141‑142 kapsamında ağır ceza mahkemesinde tazminat davası açılabilir.
Hukuka aykırılık şu durumlarda söz konusu olabilir:
- Elkoyma için kanuni şartlar oluşmadan karar verilmesi
- Hâkim kararı olmadan, kanunun izin vermediği bir durumda savcı veya kolluğun elkoyma yapması
- Kararın gerekçesiz ya da çok genel, soyut gerekçelere dayanması
- Elkoymanın suçla ilgisi olmayan veya ölçüsüz derecede geniş bir malvarlığına yayılması
Bu hallerde kişi, uğradığı maddi zararı (değer kaybı, kullanamama nedeniyle gelir kaybı, masraflar) ve şartları varsa manevi zararını devletten isteyebilir. Yargıtay uygulamasında, özellikle elkoyma nedeniyle manevi tazminat konusunda daha dar bir yaklaşım bulunduğu, çoğu olayda sadece maddi zararın kabul edildiği görülmektedir.
Suçla ilgisi kalmayan eşyaların iade edilmemesi durumunda tazminat hakkı
Soruşturma veya dava sonunda, el konulan eşyanın suçla bağlantısı kalmadığı anlaşılırsa, kural olarak derhâl iade edilmesi gerekir. CMK 141/1‑i, “zamanında iade edilmeyen” eşyalar için de tazminat imkânı tanır.
Örneğin:
- Hakkında beraat kararı verilen kişinin aracına el konulmuş, beraat kesinleşmesine rağmen araç aylarca teslim edilmemişse
- Şirket bilgisayarlarına el konulmuş, dosya kapanmasına rağmen cihazlar geri verilmediği için ticari faaliyet aksıyorsa
bu gecikme nedeniyle oluşan değer kaybı, kira bedeli, iş kaybı gibi zararlar için tazminat istenebilir. Burada önemli olan, eşyanın artık delil olarak tutulmasını gerektiren makul bir sebep kalmamasına rağmen idarenin iade konusunda gecikmesidir.
Elkoyma kararının kaldırılmasına rağmen zararın devam ettiği örnek durumlar
Bazen elkoyma kararı kaldırılır, fakat fiili veya hukuki sonuçları devam eder. Bu tür durumlarda da elkoyma nedeniyle tazminat davası açılabilir. Uygulamada sık görülen örnekler şunlardır:
- Araç üzerinde elkoyma şerhi kaldırıldığı hâlde, trafik kayıtlarından zamanında silinmediği için araç satılamıyor, sigorta yapılamıyor, kiraya verilemiyorsa
- Banka hesaplarına elkoyma kararı kalkmasına rağmen, bankanın teknik veya idari sebeplerle bloke işlemini sürdürmesi ve kişinin parasını kullanamaması
- Şirket malvarlığına elkoyma sonrası, karar kaldırıldığı hâlde depoda tutulan malların geç teslimi nedeniyle bozulma, değer kaybı veya müşteri kaybı yaşanması
Bu tür devam eden zararlar, elkoyma tedbirinin uzantısı kabul edilir ve CMK 141 kapsamında devletten tazminat istenebilir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında, elkoyma tedbirinin sadece karar anını değil, tedbirin uygulanma ve kaldırılma sürecini de kapsadığı, bu süreçteki ihlallerin tazminat sorumluluğu doğurabileceği vurgulanmaktadır.
Sonuç olarak, elkoyma nedeniyle tazminat davası, sadece “karar hukuka aykırı mıydı?” sorusuna değil, “tedbir ne kadar sürdü, nasıl uygulandı, kaldırıldıktan sonra zarar devam etti mi?” sorularına da bakar. Bu nedenle her somut olayda, hem kararın hukuka uygunluğu hem de uygulamanın ölçülülüğü birlikte değerlendirilmelidir.
Kimler tazminat isteyemez, hangi hallerde hak kaybı yaşanır?
CMK 141 ve devamı maddelerine göre haksız tutuklama, gözaltı ve diğer koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hakkı herkes için otomatik olarak doğmaz. Bazı durumlarda kişi, yaşadığı mağduriyete rağmen devletten tazminat talep edemez ya da hakkını usul hataları nedeniyle kaybedebilir. Burada hem kişinin kendi kusurlu davranışı hem de kanunda açıkça sayılan istisnalar önemlidir. Ayrıca daha önce aynı olay için tazminat davası açılmış olması da yeni bir dava açılmasını engelleyebilir.
Kendi kusurlu davranışıyla tutuklanmaya sebep olan kişinin durumu
Kanun, kendi kusurlu davranışıyla tutuklanmasına veya gözaltına alınmasına sebep olan kişiye tazminat verilmemesini öngörür. Buradaki “kusur”, basit bir yanlış anlamadan ziyade, süreci bizzat provoke eden veya ağırlaştıran davranışlardır.
Örneğin:
- Sahte kimlik kullanmak
- Bilerek yanlış adres bildirmek
- Soruşturma makamlarını yanıltacak şekilde yalan beyanda bulunmak
- Suç şüphesini olağanüstü artıran, makul şüpheyi güçlendiren davranışlarda bulunmak
Bu tür hallerde kişi sonradan beraat etse bile, mahkeme “tutuklanmaya kendi kusuruyla sebep oldu” sonucuna varırsa tazminat talebini reddedebilir. Ancak her “kusurlu” davranış otomatik olarak tazminat hakkını ortadan kaldırmaz; mahkeme somut olayda, bu davranış ile tutuklama kararı arasında nedensellik bağı olup olmadığına bakar.
Kaçaklık, firar, adrese tebligattan kaçınma gibi durumlar tazminata engel olur mu?
Kaçaklık, firar, adli mercilerden saklanma, tebligatı almamak için adres gizleme gibi davranışlar, çoğu zaman tutuklama tedbirini zorunlu hale getiren sebepler olarak değerlendirilir. Bu nedenle:
- Hakkında yakalama kararı varken uzun süre saklanan,
- Mahkemenin bildiği adresten ayrılıp yeni adresini bildirmeyen,
- Bilerek ve isteyerek tebligattan kaçan,
- Denetimli serbestlik veya adli kontrol yükümlülüklerine uymayıp firar eden
kişiler bakımından, sonradan beraat kararı verilse bile, mahkeme “tutuklama zorunlu hale gelmişti, kişi kendi davranışıyla buna sebep oldu” diyerek tazminat talebini reddedebilir.
Buna karşılık, kişinin sistemdeki adresinin yanlış olması, tebligatın usulsüz yapılması, kolluğun veya idarenin hatasından kaynaklanan “ulaşamama” durumları, kural olarak kişinin aleyhine yorumlanmamalıdır. Burada da yine somut olayın ayrıntıları ve kişinin gerçekten kaçma kastı olup olmadığı önemlidir.
Daha önce aynı konuda tazminat davası açılmışsa yeniden dava açılabilir mi?
Aynı tutuklama, gözaltı veya elkoyma işlemi nedeniyle bir kez tazminat davası açılabilir. Bu dava hakkında verilen karar kesinleştikten sonra, aynı olay ve aynı zarar kalemleri için yeniden CMK 141 davası açılması mümkün değildir. Buna “kesin hüküm” engeli denir.
Şu ayrımlara dikkat etmek gerekir:
- Daha önce açılan tazminat davası esastan reddedilmiş ve karar kesinleşmişse, aynı işlem için tekrar dava açılamaz.
- İlk davada talep edilmeyen bazı zarar kalemleri (örneğin sadece maddi tazminat istenmiş, manevi tazminat istenmemiş) sonradan ayrıca istenmek istendiğinde, mahkeme çoğu zaman bunları da aynı olaya ilişkin görerek kesin hüküm nedeniyle reddedebilir. Bu yüzden ilk davada tüm zarar kalemlerinin dikkatle ileri sürülmesi önemlidir.
- Farklı tutuklama veya gözaltı işlemleri söz konusuysa (örneğin farklı soruşturma dosyaları, farklı tarihler), her biri için ayrı tazminat davası açılabilir. Burada “aynı olay mı, değil mi?” sorusu belirleyicidir.
Sonuç olarak, hem kişinin kendi davranışları hem de daha önceki yargılamalar, haksız tutuklama ve gözaltı tazminatı bakımından ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle süreler, önceki kararlar ve kişinin süreç içindeki tutumu mutlaka birlikte değerlendirilmelidir.
Görevli merci: Ağır ceza mahkemesi mi, Tazminat Komisyonu mu?
01.06.2024’ten itibaren koruma tedbirleri nedeniyle tazminat sistemi ikiye ayrıldı: Bir yanda ağır ceza mahkemesi, diğer yanda Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu var. Hangi yola gidileceği, yaşanan koruma tedbirinin türüne ve sonuca göre belirleniyor.
Hangi durumlarda ağır ceza mahkemesinde dava açılır?
CMK 141. madde kapsamındaki tüm koruma tedbirleri için kural olarak görevli merci, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesidir.
Ancak 7499 sayılı Kanun değişikliğiyle, bazı bentler Tazminat Komisyonu’na bırakılmıştır. 01.06.2024 tarihinden sonra ağır ceza mahkemesinde dava açılacak başlıca haller şunlardır (CMK 141/1’deki bentlere göre özetleyerek):
- Yakalama, gözaltı, tutuklama, arama, elkoyma gibi tedbirlerin en baştan kanuna aykırı olması (örneğin hâkim kararı olmadan yapılan arama, tutuklama şartları yokken tutuklama).
- Tedbir uygulanırken hakların bildirilmemesi, yakınlara haber verilmemesi, makul sürede hâkim önüne çıkarılmama gibi usul ihlalleri.
- Tutukluluk veya adli kontrol sürecinde ölçülülük ilkesinin açıkça ihlali, gereksiz yere uzun süre devam ettirilmesi.
Kısaca: “Tedbirin hukuka aykırılığı veya uygulanış biçimindeki hak ihlalleri” söz konusuysa, başvuru yolu hâlâ ağır ceza mahkemesidir.
Hangi kararlar için Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonu’na başvurulur?
7499 sayılı Kanun’la, CMK 141/1’in e, f ve l bentleri için 01.06.2024’ten itibaren yeni bir yol getirildi: Bu bentlere giren zararlar için artık ağır ceza mahkemesine değil, doğrudan Tazminat Komisyonu’na başvuruluyor.
Bu kapsamda Komisyona gidilen tipik durumlar:
- Beraat eden kişinin, önceki tutuklama veya adli kontrol nedeniyle uğradığı zararlar (CMK 141/1-e).
- Kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen (takipsizlik) kişinin, soruşturma aşamasındaki gözaltı, tutuklama, adli kontrol vb. tedbirlerden doğan zararları (CMK 141/1-f).
- Verilen mahkûmiyet cezasının süresi, fiilen tutuklu kalınan süreden az ise, aradaki farktan doğan zararlar (CMK 141/1-l).
Bu üç grup için 01.06.2024 sonrası dönemde tazminat talebi, idari nitelikte bir yol olan Tazminat Komisyonu üzerinden yürütülüyor; Komisyonun kararı ise yargı denetimine açık.
Yanlış yere başvuru yapılırsa dosya ne olur, hak kaybı yaşanır mı?
Sistem, özellikle yeni düzenleme nedeniyle yaşanabilecek karışıklıkları azaltmak için bir güvence içeriyor.
- 01.06.2024’ten sonra, Komisyonun görev alanına giren bir konuda yanlışlıkla ağır ceza mahkemesine başvurulursa, mahkeme dosyayı resen Tazminat Komisyonu’na gönderiyor. Başvuru tarihi olarak da mahkemeye başvuru tarihi esas alınıyor.
- Benzer şekilde, Komisyonun görev alanına girmeyen, klasik CMK 141 davası niteliğindeki bir başvuru Komisyona yapılmışsa, Komisyon bunu reddedebilir; bu durumda kişi sürelere dikkat ederek ağır ceza mahkemesine başvurmak zorunda kalır.
Bu nedenle, yanlış merciye başvuru her zaman otomatik hak kaybı anlamına gelmez, ama özellikle CMK’daki 3 aylık ve 1 yıllık hak düşürücü süreler açısından ciddi risk yaratır. Başvurunun süresinde yapıldığını ispatlayabilmek için:
- Başvuru tarihini gösteren evrakı saklamak,
- Ret veya görevsizlik kararından sonra gecikmeden doğru mercie yeniden başvurmak önemlidir.
Özetle:
- Beraat, takipsizlik, ceza süresi tutukluluğu aşan haller için Tazminat Komisyonu,
- Hukuka aykırı yakalama, tutuklama, arama, elkoyma ve usul ihlalleri için ağır ceza mahkemesi görevli; yanlış başvuru çoğu zaman düzeltilebilse de, süreler yönünden profesyonel destek almak hak kaybı riskini azaltır.
Haksız tutuklama ve gözaltı tazminatında süreler nasıl işliyor?
Haksız tutuklama ve gözaltı nedeniyle tazminat davasında süreler çok katıdır ve çoğu durumda “hak düşürücü” niteliktedir. Yani bu süreler kaçırılırsa, devletin açıkça haksız olduğu bir durumda bile artık tazminat istenemeyebilir. Bu nedenle hem 3 aylık hem de 1 yıllık sürenin ne zaman başlayıp bittiğini doğru hesaplamak çok önemlidir.
CMK 141 ve devamı maddelerine göre, haksız tutuklama, gözaltı, yakalama, arama, elkoyma gibi koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemek isteyen kişi, belirli olaylardan itibaren 3 ay içinde ve her hâlde 1 yıl içinde ağır ceza mahkemesine başvurmak zorundadır. Bu süreler, mahkemenin veya savcılığın verdiği kararın türüne göre farklı tarihlerden işlemeye başlar.
Ayrıca, sürelerin başlangıcında genellikle “kararın kesinleşme tarihi” esas alınır. Bu tarih doğru tespit edilmezse, başvuru süresi yanlış hesaplanabilir. Tebliğ hataları, geç tebliğ, hiç tebliğ edilmemesi gibi durumlar da süre hesabını etkileyebilir ve bazen kişinin lehine yeni bir başlangıç noktası doğurabilir.
Eski tarihli tutuklamalar için ise, her olay kendi içinde değerlendirilir. Önemli olan, tazminat hakkını doğuran kararın ne zaman kesinleştiği ve bu tarihten itibaren 3 ay ve 1 yıllık sürelerin geçip geçmediğidir. Yani olayın çok eski olması tek başına engel değildir; asıl belirleyici olan, kesinleşme ve tebliğ tarihleridir.
Aşağıda bu başlıkları tek tek açalım.
3 ay ve 1 yıllık hak düşürücü süreler nasıl hesaplanır?
CMK 141’e göre tazminat talebi için iki ayrı süre vardır:
- 3 aylık süre: Kişi, tazminat hakkını öğrendiği veya hakkı doğuran kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 3 ay içinde başvurmalıdır.
- 1 yıllık süre: Her hâlde, hakkın doğduğu tarihten itibaren en geç 1 yıl içinde başvuru yapılmalıdır. 1 yıllık süre geçerse, artık 3 aylık süreye bakılmaksızın hak düşer.
Genel olarak uygulama şöyle işler:
- Haksız tutuklama veya gözaltı nedeniyle tazminat isteniyorsa, çoğu durumda beraat, kovuşturmaya yer olmadığı, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi gibi kararların kesinleşme tarihi esas alınır.
- Bu karar kesinleştikten sonra, kararın size tebliğ edildiği veya fiilen öğrendiğiniz tarih, 3 aylık sürenin başlangıcı kabul edilir.
- Ancak, kararın verildiği tarihten itibaren 1 yıl geçerse, artık tebliğ edilmemiş olsa bile tazminat hakkı düşebilir. Bu nedenle 1 yıllık üst sınır çok kritik.
Süreler “gün” hesabıyla işler. Örneğin karar 10 Ocak’ta tebliğ edildiyse, 3 aylık süre normal takvim ayları üzerinden hesaplanır ve genellikle 10 Nisan’da sona erer. Son gün resmi tatile denk gelirse, takip eden ilk iş günü son gün sayılır.
Bu süreler hak düşürücü olduğu için, mahkeme bunları re’sen dikkate alır. Yani karşı taraf itiraz etmese bile, süre geçmişse dava reddedilebilir.
Kararın kesinleşme tarihi nasıl anlaşılır, tebliğ hatası olursa ne olur?
“Haksız tutuklama tazminatı için süre ne zaman başlar?” sorusunun kilit noktası, kararın ne zaman kesinleştiğini doğru tespit etmektir.
Genel olarak:
- İlk derece mahkemesinin verdiği beraat, düşme, ceza verilmesine yer olmadığı gibi kararlara karşı kanun yoluna gidilmezse, istinaf/temyiz süresi geçince karar kesinleşir.
- İstinaf veya temyiz yoluna gidilmişse, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay kararının kesinleşme tarihi esas alınır.
- Kesinleşme şerhi, UYAP kayıtları, mahkeme kaleminden alınan yazı veya kararın arka yüzündeki kesinleşme kaşesi bu tarihi gösterir.
Tebliğ hataları ise süre hesabında önemli rol oynar:
- Karar size hiç tebliğ edilmemişse, normalde 3 aylık süre başlamamış sayılır; ancak 1 yıllık üst sınır yine de işlemeye devam eder.
- Tebliğ yanlış adrese yapılmışsa, usulsüz tebliğ söz konusu olabilir. Bu durumda, kararı fiilen öğrendiğiniz tarih esas alınabilir.
- Tebliğ zarfında tarih hatası, eksik isim, yanlış kişi gibi bariz hatalar varsa, bunlar da usulsüz tebliğ iddiasına dayanak yapılabilir.
Uygulamada, kişi “kararı şu tarihte öğrendim, daha önce bana tebliğ edilmedi” diyorsa, bunu destekleyen belgeler (UYAP çıktısı, nüfus kayıt adresi, önceki tebligatların gittiği adresler vb.) önem kazanır. Mahkeme, tebliğin usulüne uygun olup olmadığını inceler ve buna göre 3 aylık sürenin başlangıcını belirler.
Bu nedenle, tazminat davası açmadan önce, kararın kesinleşme şerhini ve tebliğ evrakını mutlaka görmek ve bir hukukçuyla birlikte tarihleri kontrol etmek çok faydalıdır.
Eski tarihli tutuklamalar için bugünden sonra başvuru imkânı var mı?
Eski tarihli tutuklama ve gözaltılar için tazminat isteyip isteyemeyeceğiniz, olayın ne zaman olduğundan çok, tazminat hakkını doğuran kararın ne zaman kesinleştiğine bağlıdır.
Bazı temel noktalar:
- Tutuklandınız, yargılama sürdü ve yıllar sonra beraat ettiniz diyelim. Önemli olan, beraat kararının kesinleşme tarihidir. Bu tarihten itibaren 3 ay ve her hâlde 1 yıl içinde başvuru yapmanız gerekir. Tutuklamanın 10 yıl önce olması tek başına engel değildir.
- Eğer beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı da yıllar önce kesinleşmişse ve bu tarihten itibaren 1 yıldan fazla süre geçtiyse, normal şartlarda artık CMK 141 kapsamında tazminat davası açma imkânı kalmaz.
- Bazı durumlarda, kişi kararın kesinleştiğini çok sonra öğrenebilir. Usulsüz tebliğ, hiç tebliğ yapılmaması gibi hallerde, “kararı fiilen öğrendiği tarih” 3 aylık süre için başlangıç kabul edilebilir; ancak 1 yıllık üst sınır yine de ciddi bir engel olarak karşınıza çıkar.
Ayrıca, mevzuatta zaman zaman yapılan değişikliklerle, geçmişe dönük olarak yeni başvuru yolları veya komisyonlar kurulabildi. Bu tür özel düzenlemeler, belli dönemlerdeki tutuklamalar için ek başvuru imkânı tanıyabiliyor. Ancak bunların her biri kendi kanununda ayrıntılı şartlara bağlanmış durumda.
Özetle:
- Eski tarihli tutuklamalar için otomatik bir hak düşmesi yok;
- Ama kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık süre çoğu dosyada belirleyici oluyor;
- Bu nedenle, elinizdeki kararların kesinleşme ve tebliğ tarihlerini netleştirmeden “artık çok geç” ya da “nasıl olsa sürem var” demek sağlıklı olmaz.
Bu noktada, somut dosyanızdaki tarihleri tek tek inceleyip, sürelerin dolup dolmadığını kontrol etmek en güvenli yoldur.
Bu davada talep edilebilecek maddi ve manevi tazminat kalemleri
Haksız tutuklama, gözaltı veya elkoyma nedeniyle açılan tazminat davasında hem maddi hem de manevi tazminat istenebilir. Maddi tazminat, cebinizden çıkan veya kazanamadığınız somut parayı; manevi tazminat ise yaşadığınız üzüntü, itibar kaybı ve psikolojik sarsıntıyı telafi etmeye yöneliktir. Mahkeme, her iki kalemi de ayrı ayrı değerlendirir ve delillere göre bir toplam tazminat miktarı belirler.
Kaybedilen iş geliri, maaş, serbest meslek kazancı nasıl ispatlanır?
Kaybedilen gelir, bu davalarda en önemli maddi tazminat kalemlerinden biridir. Mahkeme, “ne kadar zarara uğradınız” sorusuna ikna edici cevap görmek ister. Bunun için genelde şu belgeler kullanılır:
-
Ücretli çalışanlar için:
-
SGK hizmet dökümü
-
Maaş bordroları
-
İş sözleşmesi veya ücret belirleyen yazılı belgeler
-
Banka hesap hareketleri (maaş ödemeleri)
-
Serbest meslek / esnaf için:
-
Vergi levhası
-
Beyanname ve gelir tabloları
-
Fatura kayıtları, defterler
-
O dönemdeki ortalama kazancı gösteren meslek odası yazıları
Kişi tutuklu veya gözaltında kaldığı süre boyunca çalışamadığını ve normal şartlarda düzenli gelir elde ettiğini gösterebilirse, mahkeme bu süreye denk gelen kazancı maddi tazminat olarak hesaplar. Düzenli geliri olmayan kişilerde ise, mesleği, yaşı, eğitim durumu ve piyasadaki ortalama ücretler dikkate alınarak makul bir miktar takdir edilir.
Avukatlık ücreti, yol masrafı, sağlık ve psikolojik tedavi giderleri
Haksız tutuklama ve gözaltı nedeniyle katlandığınız pek çok ek masraf da maddi tazminat kapsamında istenebilir. Örneğin:
- Ceza soruşturması ve davası için ödediğiniz avukatlık ücretleri (sözleşme ve ödeme dekontlarıyla)
- Tutuklu veya gözaltındaki kişiyi ziyaret için yapılan yol ve konaklama giderleri
- Gözaltı veya tutuklama sürecinde ya da sonrasında ortaya çıkan sağlık giderleri, ilaç masrafları
- Travma, anksiyete, depresyon gibi sorunlar için alınan psikolojik / psikiyatrik tedavi giderleri
Bu kalemlerin tazmin edilebilmesi için, mümkün olduğunca belgeli olmaları gerekir: fatura, makbuz, dekont, bilet, otel fişi, tedavi raporu gibi. Belge yoksa mahkeme takdiren bir miktar belirleyebilir, ancak ispat gücü zayıflar.
Manevi tazminat miktarını etkileyen kriterler nelerdir?
Manevi tazminat, yaşadığınız acı ve sıkıntıyı tamamen ortadan kaldırmaz; amaç, size makul bir manevi tatmin sağlamaktır. Miktar belirlenirken mahkemeler genellikle şu ölçütlere bakar:
- Tutuklama veya gözaltı süresinin uzunluğu
- Uygulanan tedbirin ağırlığı (örneğin uzun süreli tutukluluk, tek kişilik odada kalma, sıkı güvenlik koşulları)
- Kişinin yaşı, sağlık durumu, ailevi ve sosyal konumu
- Haksız tutuklama veya gözaltının itibarınıza etkisi (örneğin kamuoyuna yansıması, işini kaybetme, çevre baskısı)
- Suç isnadının niteliği (ağır suç isnadı altında haksız yere tutulmak daha yüksek manevi zarara yol açabilir)
- Soruşturma ve yargılama sürecinde maruz kalınan muamele, gecikmeler, belirsizlik hali
Mahkeme, bu unsurları birlikte değerlendirerek, ne çok düşük ne de zenginleşmeye yol açacak kadar yüksek olmayan, hakkaniyete uygun bir manevi tazminat belirlemeye çalışır. Kişinin anlatımı, tanık beyanları, sağlık ve psikolojik raporlar, iş ve aile hayatındaki etkileri gösteren belgeler, manevi tazminatın miktarını doğrudan etkileyebilir.
Haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma tazminat davası nasıl açılır?
Haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma nedeniyle tazminat davası, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 ve devamı maddelerine dayanarak açılır. Bu dava, klasik anlamda bir “alacak davası” değil; özel usule tabi, kendine özgü bir tazminat yoludur.
Başvuru, doğrudan yetkili ağır ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Dilekçe bizzat verilebileceği gibi, bir avukat aracılığıyla da sunulabilir. Mahkeme, dosya üzerinden veya duruşma açarak inceleme yapar; sonunda tazminata hükmedebilir, kısmen kabul edebilir ya da tamamen reddedebilir.
Yetkili ağır ceza mahkemesi nasıl belirlenir?
Genel kural, koruma tedbirine karar veren merciin bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesinin yetkili olmasıdır. Uygulamada şu ölçütler esas alınır:
- Tutuklama veya gözaltı kararı bir ceza soruşturması kapsamında verilmişse, o soruşturma veya kovuşturmanın görüldüğü yer ağır ceza mahkemesi yetkilidir.
- Birden fazla yer mahkemesiyle bağlantı varsa, genellikle kararın verildiği yer esas alınır.
- Elkoyma, arama, adli kontrol gibi tedbirlerde de, kararı veren sulh ceza hâkimliğinin bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesine başvurulur.
Tereddüt halinde, dilekçeyi verdiğiniz ağır ceza mahkemesi kendini yetkisiz görürse, dosyayı yetkili olduğunu düşündüğü ağır ceza mahkemesine gönderir. Bu durumda genellikle hak düşürücü süre açısından başvuru tarihi korunur, ancak yine de süreleri kaçırmamak için baştan doğru yerin tespiti önemlidir.
Dava dilekçesinde neler bulunmalı, hangi belgeler eklenmeli?
Haksız tutuklama ve gözaltı tazminat davası dilekçesi sade ama eksiksiz olmalıdır. Dilekçede özellikle şu hususlar yer almalıdır:
- Başvurucunun kimlik ve iletişim bilgileri
- Hangi koruma tedbiri nedeniyle tazminat istendiği (gözaltı, tutuklama, elkoyma, arama, adli kontrol vb.)
- Tedbirin uygulandığı dosyanın esas veya soruşturma numarası
- Gözaltı veya tutukluluk tarihleri, serbest kalma veya beraat/kovuşturmaya yer olmadığı kararının tarihi
- Hangi CMK 141/1 bendine dayanıldığı (örneğin haksız tutuklama, makul sürede hâkim önüne çıkarılmama, hukuka aykırı elkoyma vb.)
- Talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarı ve bunların kısa gerekçesi
- Faiz talebi (genellikle karar tarihinden veya başvuru tarihinden itibaren yasal faiz istenir)
Dilekçeye eklenmesi yararlı olan başlıca belgeler:
- İlgili ceza dosyasındaki karar örnekleri (beraat, kovuşturmaya yer olmadığı, tahliye, elkoyma kararının kaldırılması vb.)
- Gözaltı ve tutukluluk sürelerini gösteren tutanaklar veya UYAP çıktıları
- Maddi zararları gösteren belgeler:
- Maaş bordroları, SGK hizmet dökümü
- Serbest meslek kazançlarına ilişkin beyanlar, vergi levhası, fatura kayıtları
- İşten çıkarılma varsa fesih bildirimi, işsizlik ödeneği kayıtları
- Yapılan masraflara ilişkin makbuzlar (avukatlık ücreti, yol gideri, sağlık ve psikolojik tedavi faturaları vb.)
- Manevi zararı destekleyebilecek tıbbi raporlar, psikiyatri/psikolog raporları, gerekirse tanık listesi
Belgeler eksik olsa bile başvuru yapılabilir; ancak tazminat miktarının ispatı için mümkün olduğunca çok belge sunmak, davanın sonucunu doğrudan etkiler.
Dava açmadan önce başvurulması gereken itiraz ve kanun yolları var mı?
Evet, CMK 141 kapsamında tazminat istenebilmesi için, koruma tedbirine karşı öngörülen olağan kanun yollarının kullanılmış olması genel bir şarttır. Yani:
- Tutuklama kararına karşı itiraz imkânı varken hiç itiraz edilmemişse,
- Elkoyma veya arama kararına karşı şikâyet/itiraz yolu açıkken başvurulmamışsa,
mahkeme, “önce kanun yolları tüketilmeliydi” diyerek tazminat talebini reddedebilir.
Bunun istisnası, fiilen kanun yoluna başvurmanın mümkün olmadığı veya başvurunun etkisiz kaldığı bazı özel durumlardır; bu tür istisnalar genellikle somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Ayrıca, ceza davası devam ederken kural olarak hemen tazminat davası açılamaz. Genellikle:
- Beraat, kovuşturmaya yer olmadığı, cezanın tutukluluk süresinden az olması gibi sonuç kararının kesinleşmesi,
- Ya da elkoyma/arama/adli kontrol kararının kaldırılması veya hukuka aykırılığının tespiti
beklenir. Bu karar kesinleştikten sonra, CMK’da öngörülen hak düşürücü süreler içinde ağır ceza mahkemesine başvuru yapılmalıdır.
Özetle: Önce mümkün olan itiraz ve kanun yolları tüketilir, ardından karar kesinleşince, süresi içinde yetkili ağır ceza mahkemesine dilekçe verilerek haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma tazminat davası açılır.
Yargılama süreci nasıl ilerler ve karar sonrası neler olur?
Haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma nedeniyle açılan tazminat davası, kural olarak dosya üzerinden ve nispeten hızlı yürüyen bir yargılama türüdür. Ancak yine de mahkeme, zararın boyutunu ve tazminat miktarını doğru belirlemek için hem dosyayı hem de taraf beyanlarını dikkatle inceler. Süreç, başvuru dilekçesinin verilmesi, savcılık ve Hazine’den görüş alınması, gerekirse duruşma yapılması, delillerin toplanması ve en sonunda tazminat miktarının belirlenmesiyle tamamlanır.
Mahkemenin tazminat miktarını belirlerken dikkat ettiği ölçütler
Mahkeme, tazminat miktarını belirlerken hem maddi hem de manevi zararları ayrı ayrı değerlendirir. Özellikle şu hususlar önemlidir:
- Kişinin tutuklu veya gözaltında kaldığı sürenin uzunluğu
- Uygulanan tedbirin ağırlığı (tutuklama, gözaltı, adli kontrol, elkoyma vb.)
- Kişinin yaşı, mesleği, sosyal konumu, aile durumu
- Özgürlüğünden yoksun kalmanın iş, gelir, kariyer ve eğitim üzerindeki etkisi
- Kişinin maruz kaldığı psikolojik sarsıntı, itibar kaybı, toplum içindeki yansıması
Maddi tazminatta, kaybedilen ücret, serbest meslek kazancı, işten çıkarılma, kapanan işyeri gibi somut ekonomik kayıplar dikkate alınır. Manevi tazminatta ise, kişinin yaşadığı elem, üzüntü, özgürlükten yoksun kalmanın ağırlığı ve tedbirin haksızlığının derecesi göz önünde tutulur. Mahkeme, benzer olaylardaki içtihatları da dikkate alarak “hakkaniyete uygun” bir miktar belirlemeye çalışır.
Kısmen kabul, kısmen ret kararlarında ne yapılabilir?
Mahkeme, talep edilen tazminatın tamamını kabul etmek zorunda değildir. Sıkça görülen durum, kısmen kabul, kısmen ret kararıdır. Örneğin 1.000.000 TL talep edilip 200.000 TL’ye hükmedilebilir.
Bu durumda:
- Hem başvurucu hem de Hazine, kararı istinaf ve gerekiyorsa temyiz edebilir.
- Ret edilen kısım yönünden, başvurucu üst mahkemeden tazminatın artırılmasını isteyebilir.
- Kabul edilen kısım yönünden ise Hazine, miktarın fazla olduğu iddiasıyla karara itiraz edebilir.
Önemli olan, kararın tebliğinden itibaren öngörülen süreler içinde kanun yoluna başvurulmasıdır. Aksi halde karar kesinleşir ve artık miktar yönünden yeni bir dava açılamaz.
Tazminat kararı kesinleştikten sonra ödeme süreci ve faiz hesabı
Tazminat kararı kesinleştikten sonra, hükmedilen miktar devlet tarafından ödenir. Uygulamada:
- Kesinleşme şerhi alındıktan sonra karar ilgili birime gönderilir.
- Ödeme, genellikle Hazine veya Adalet Bakanlığı bütçesinden yapılır.
- Ödeme süresi içinde yapılmazsa, kararda belirtilen tarihten itibaren yasal faiz işler.
Faiz başlangıcı, çoğu zaman dava tarihi veya zararın gerçekleştiği tarih olarak belirlenir. Mahkeme kararında hangi tarihten itibaren faiz yürütüleceği açıkça yazılır. Ödeme gecikirse, bu faiz tutarı da devlet tarafından ödenmek zorundadır.
Devletin ödediği tazminatı geri isteme ihtimali hangi durumlarda gündeme gelir?
Devlet, her ödediği tazminatı otomatik olarak geri isteyemez. Ancak bazı istisnai hallerde rücu gündeme gelebilir. Özellikle:
- Hakimin veya savcının kasten hukuka aykırı işlem yaptığı,
- Ağır ihmal veya görevi kötüye kullanma niteliğinde davranışlarla zarara yol açtığı,
- Sonradan ortaya çıkan kesin bir kararla, tazminata esas alınan olguların gerçeğe aykırı olduğunun anlaşıldığı
durumlarda, devlet ödediği tazminatı ilgili kamu görevlisine veya zarara sebep olan kişiye rücu edebilir.
Bu rücu davası, tazminat alan kişiyi doğrudan etkilemez; kişi aldığı tazminatı iade etmek zorunda kalmaz. Devlet, kendi içinde, zarara sebep olduğunu düşündüğü görevliye veya üçüncü kişiye karşı ayrıca dava açar. Bu yönüyle, haksız tutuklama ve gözaltı tazminatı davası, başvurucu açısından “tek muhatap devlet” olacak şekilde tasarlanmıştır.
AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları bu davaları nasıl etkiliyor?
AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları, haksız tutuklama, gözaltı ve elkoyma nedeniyle açılan tazminat davalarının hem kapsamını hem de tazminat miktarlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına ilişkin içtihatlar, CMK 141 ve devamı maddelerinin nasıl uygulanacağını somut olarak şekillendiriyor.
AİHS ve Anayasa’nın kişi özgürlüğü ve güvenliğiyle ilgili güvenceleri
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 19. maddesinde güvence altına alınmış durumda. Her iki düzenleme de:
- Özgürlükten yoksun bırakmanın ancak kanunda öngörülen sınırlı sebeplerle,
- Usule uygun, makul şüpheye dayalı ve ölçülü bir şekilde,
- Kişinin kısa sürede hâkim önüne çıkarılması ve makul sürede yargılanması şartıyla
mümkün olabileceğini kabul ediyor.
Anayasa’nın 19. maddesinin 9. fıkrası ayrıca, bu maddeye aykırı yakalama, gözaltı veya tutma hâllerinde uğranılan zararların devletçe tazmin edileceğini açıkça düzenliyor. AİHS m. 5/5 de benzer şekilde, hukuka aykırı tutulan kişiye tazminat hakkı tanıyor. Bu iki temel güvence, CMK 141 tazminat davasının anayasal ve uluslararası dayanağını oluşturuyor.
AYM’nin düşük tazminat miktarlarıyla ilgili kararlarının yansımaları
AYM son yıllarda, CMK 141 kapsamında hükmedilen çok düşük tazminatları, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının özünü zayıflattığı gerekçesiyle ihlal saymaya başladı. Mahkeme, Anayasa’nın 19/9. fıkrasına göre ödenecek tazminatın:
- İhlalin ağırlığıyla orantılı olması,
- Sembolik veya “önemsiz” düzeyde kalmaması,
- Benzer olaylarda AYM’nin verdiği tazminatlarla kıyaslandığında kayda değer ölçüde düşük olmaması gerektiğini vurguluyor.
Örneğin, birkaç günlük haksız gözaltı için 500 TL gibi çok düşük bir manevi tazminatın yeterli giderim sağlamadığı, bu nedenle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verildi. Bu içtihatlar sonucunda derece mahkemeleri, haksız tutuklama ve gözaltı tazminatlarında günlük manevi tazminat tutarlarını yukarı çekmek zorunda kaldı; 2025 yılı için AYM’nin benimsediği günlük manevi tazminat seviyesinin de bu yaklaşımın bir sonucu olduğu görülüyor.
AYM ayrıca, beraat eden kişinin ödediği avukatlık ücretinin “zaten maktu vekalet ücreti hükmedildi” denilerek reddedilmesini de eleştiriyor. Mahkeme, CMK 141 davasında gerçek maddi zararın, avukatla yapılan sözleşme ve fiili ödeme üzerinden araştırılması gerektiğini, aksi halde tazminat hakkının kağıt üzerinde kalacağını belirtiyor.
AİHM başvurusu için önce CMK 141 tazminat davası açılması gereken durumlar
AİHM’e başvurabilmek için temel şartlardan biri, etkili iç hukuk yollarının tüketilmiş olması. Kişi özgürlüğü ve güvenliğiyle ilgili şikayetlerde, Türkiye bakımından CMK 141 ve devamı maddelerine dayalı tazminat davası, hem AYM hem de AİHM tarafından “etkili başvuru yolu” olarak kabul ediliyor.
Bu nedenle:
- Haksız yakalama, gözaltı veya tutuklama,
- Tutukluluğun makul süreyi aşması,
- Tutuklamanın hukuki olmadığı,
- Hukuka aykırı arama veya elkoyma
gibi iddialar için, doğrudan AİHM’e gitmek yerine önce CMK 141 kapsamında tazminat davası açılması ve bu yolun tüketilmesi gerekiyor. AYM de bireysel başvurularda, tutuklamanın hukuki olmadığı veya uzun tutukluluk şikayetlerinde, başvurucu tahliye olmuşsa CMK 141 tazminat davasına işaret ederek başvuruyu “başvuru yolları tüketilmediği” gerekçesiyle kabul edilemez bulabiliyor.
Özetle, haksız tutuklama ve gözaltı nedeniyle tazminat talep etmek isteyen bir kişi için yol haritası genellikle şöyle işliyor: Önce CMK 141’e göre ağır ceza mahkemesinde tazminat davası, ardından gerekirse AYM’ye bireysel başvuru, en son aşamada ise AİHM başvurusu. Bu sıralamaya uyulmaması, AİHM nezdinde başvurunun “iç hukuk yolları tüketilmedi” denilerek reddedilmesine yol açabiliyor.
Ankara avukatından danışmanlık ve temsil talepleriniz için bizimle iletişime geçin.