Kişiyi hürriyetinden alıkoyma cezası, Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlenen “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu” için öngörülen yaptırımları ifade eder ve hapis cezası, nitelikli hallerde artan cezalar ile bazı durumlarda adli para cezası ve ek güvenlik tedbirlerini kapsar.
Bu suçta bir kimsenin hukuka aykırı şekilde bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü engellenir. Temel halde 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası, cebir, tehdit veya hile kullanıldığında ve belirli nitelikli hallerde daha ağır cezalar söz konusudur. Aşağıda, bu suçun unsurlarını, nitelikli halleri ve kişiyi hürriyetinden alıkoyma cezasının nasıl belirlendiğini adım adım göreceksiniz.
Kişiyi hürriyetinden alıkoyma ne demek, hangi durumlarda suç sayılır?
Kişiyi hürriyetinden alıkoyma, bir insanın bir yere gitme veya bir yerde kalmama / ayrılma özgürlüğünün onun iradesine aykırı şekilde engellenmesidir. Türk Ceza Kanunu’nda bu durum, “hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakma” şeklinde tanımlanır. Yani kişi, normalde serbestçe hareket edebilecekken, başkası tarafından fiilen veya psikolojik baskıyla bu özgürlüğünü kullanamaz hale getiriliyorsa hürriyeti tahdit suçu gündeme gelir.
Burada önemli nokta, hukuka aykırılık ve mağdurun rızasının olmamasıdır. Örneğin gözaltı, tutuklama gibi kanunun izin verdiği özgürlük kısıtlamaları bu suç kapsamında değildir; çünkü hukuka uygundur.
Günlük hayatta hangi davranışlar “hürriyeti tahdit” kapsamına girer?
Günlük hayatta kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçuna örnek olabilecek pek çok davranış vardır. Uygulamada ve Yargıtay kararlarında özellikle şu tür eylemler sıkça karşımıza çıkar:
- Birini odanın içine kilitlemek, kapıyı üzerine kilitleyip çıkmasına izin vermemek
- Kişiyi zorla arabaya bindirmek veya bir yere zorla götürmek
- Eşin, partnerin ya da aile bireyinin evden çıkmasına fiilen engel olmak, kapıyı kilitleyip anahtarı saklamak
- Çocuğu ya da yetişkini rızası olmadan evde tutmak, dışarı çıkmasına izin vermemek
- Birinin önünü kesip gitmesini engelleyecek şekilde yolu kapatmak, kısa süreli de olsa fiziksel veya psikolojik baskıyla hareketini durdurmak
Yargıtay, çok kısa süreli ve 2–3 metrelik bir mesafe içinde gerçekleşen zorla sürükleme gibi durumlarda bile, mağdurun hareket serbestisi fiilen ortadan kalkıyorsa kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşabileceğini kabul etmektedir. Önemli olan sürenin uzunluğu değil, kişinin özgürce hareket edememesidir.
Kişinin rızası varsa yine de suç oluşur mu?
Genel kural şu şekildedir: Mağdurun gerçek ve özgür iradesine dayanan rızası varsa, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçu oluşmaz. Çünkü suçun temel şartlarından biri, hareket özgürlüğünün rızaya aykırı olarak kısıtlanmasıdır.
Ancak burada birkaç önemli ayrıntı var:
- Rıza bilinçli ve özgür olmalıdır. Korkutma, tehdit, baskı, aldatma (hile) altında verilen “rıza” hukuken geçerli sayılmaz. Örneğin “gelmezsen ailene zarar veririm” tehdidiyle arabaya bindirilen kişinin rızasından söz edilemez.
- Rıza her zaman geri alınabilir. Kişi başlangıçta kendi isteğiyle bir yere gitmiş olsa bile, “artık çıkmak istiyorum” dediği andan itibaren onu zorla tutmaya devam etmek hürriyeti tahdit suçuna dönüşebilir.
- Bazı durumlarda, özellikle çocuklar, akıl hastaları veya ağır derecede engelli kişiler bakımından, rızanın hukuken geçerli sayılıp sayılmayacağı ayrıca değerlendirilir. Bu kişiler savunmasız kabul edildiği için, rızaya rağmen dahi koruma düzeyi daha yüksektir.
Özetle, gerçek ve serbest iradeye dayanan rıza varsa suç oluşmaz; fakat rıza baskı, tehdit, hile ile alınmışsa ya da kişi artık ayrılmak istediği halde engelleniyorsa, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçu gündeme gelir.
TCK 109’a göre kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunun kanuni tanımı
TCK 109, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunu, bir kimsenin “bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden hukuka aykırı olarak yoksun bırakılması” şeklinde tanımlar. Yani korunan değer, kişinin kendi iradesiyle hareket edebilme, istediği yere gidebilme ya da bulunduğu yerde kalabilme özgürlüğüdür.
Burada iki temel unsur öne çıkar:
- Hukuka aykırılık
- Kişinin hareket özgürlüğünün fiilen kısıtlanması
Hukuka aykırılık, örneğin gözaltı, tutuklama gibi kanunun açıkça izin verdiği haller dışında, kimsenin keyfi olarak bir başkasını alıkoyamayacağı anlamına gelir. Kolluk kuvvetlerinin kanuna uygun yakalama ve gözaltı işlemleri bu suç kapsamında değerlendirilmez. Buna karşılık, herhangi bir hukuki yetkisi olmayan bir kişinin, başka birini zorla bir odada tutması, arabadan inmesine izin vermemesi, evden çıkmasını engellemesi gibi davranışlar, şartları varsa TCK 109 kapsamına girebilir.
Suçun oluşması için mağdurun mutlaka kapalı bir yere kilitlenmesi gerekmez. Önemli olan, kişinin serbestçe hareket etme imkânının ortadan kaldırılmasıdır. Örneğin, birinin önünü kesip gitmesine izin vermemek, kapıyı içeriden tutarak çıkışı engellemek, tehdit ederek “buradan ayrılamazsın” demek de hürriyetten yoksun kılma olarak değerlendirilebilir.
Kanun maddesinde suçun nasıl ifade edildiği
TCK 109/1’de suçun temel hali şu şekilde ifade edilir:
“Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.”
Bu tanımdan hareketle:
- Mağdur: Hürriyeti kısıtlanan kişidir; herkes bu suçun mağduru olabilir.
- Fail: Herkes olabilir; özel bir sıfat aranmaz.
- Fiil: Mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde ortadan kaldırılmasıdır.
Madde gerekçesinde, suçun “kişinin bir yere kapatılması, bir yerde tutulması, bir yere götürülmesi veya bir yere gitmekten men edilmesi” gibi fiillerle işlenebileceği özellikle vurgulanır.
Dolayısıyla, kanun metni ve gerekçesi birlikte okunduğunda, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunun hem aktif bir hareketle (zorla bir yere götürme, kapatma) hem de pasif bir engelleme ile (gitmesine izin vermeme) işlenebileceği kabul edilir.
“Bir yere gitmek” ve “bir yerde kalmak” özgürlüğü ne anlama gelir?
TCK 109’da geçen “bir yere gitmek” özgürlüğü, kişinin kendi iradesiyle:
- Bulunduğu yerden ayrılabilmesini,
- İstediği yere gidebilmesini,
- Güzergâhını ve zamanını kendisinin belirleyebilmesini
ifade eder. Örneğin, evden çıkmak isteyen eşin kapının kilitlenmesiyle dışarıya çıkmasının engellenmesi, işten çıkıp evine gitmek isteyen birinin zorla işyerinde tutulması, bir çocuğun dışarı çıkmasına izin verilmemesi bu özgürlüğün ihlali kapsamında değerlendirilebilir.
“Bir yerde kalmak” özgürlüğü ise, kişinin:
- Bulunduğu yerde kalmaya devam edip etmeme,
- Oradan ayrılma ya da kalma kararını serbestçe verebilme
hakkını korur. Örneğin, bir kişinin rızasıyla gittiği bir evden ayrılmak istemesine rağmen kapının kilitlenerek çıkışının engellenmesi, taksiden inmek isteyen yolcunun zorla araçta tutulması, tartışma sırasında “buradan gidemezsin” denilerek fiilen çıkış yolunun kapatılması bu özgürlüğün ihlali sayılabilir.
Özetle, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçu, kişinin “nereye gideceğine” ve “nerede kalacağına” kendi başına karar verebilme serbestisini korur. Bu serbesti, fiziksel güç, tehdit, hile veya başka yollarla ortadan kaldırıldığında ve bu durum hukuka aykırı olduğunda, TCK 109 kapsamındaki suç gündeme gelir.
Kişiyi hürriyetinden alıkoyma cezası kaç yıldır?
Suçun basit halinin ceza aralığı (TCK 109/1)
Türk Ceza Kanunu’nun 109/1. fıkrasına göre kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunun basit hali, bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmesini veya bir yerde kalmasını engellemektir. Bu temel şekil için öngörülen ceza:
- 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.
Burada “basit hal” denildiğinde, suçun silah, birden fazla kişi, kamu görevi, akrabalık ilişkisi, cinsel amaç, ekonomik kayıp gibi ağırlaştırıcı unsurlar olmadan işlenmesi anlaşılır.
Önemli noktalar:
- Suçun oluşması için mağdurun hareket özgürlüğünün fiilen kısıtlanması gerekir.
- Kısa süreli de olsa, özgürlüğün somut biçimde engellenmesi yeterlidir.
- Hakim, 1 ile 5 yıl arasındaki cezayı belirlerken; alıkoymanın süresini, yöntemini, mağdurun uğradığı manevi zararı ve failin kastının yoğunluğunu dikkate alır.
Bu temel ceza, aşağıda anlatılan nitelikli hallerde ve cebir, tehdit, hile kullanılması durumunda artırılarak uygulanır.
Cebir, tehdit veya hile kullanılırsa ceza nasıl değişir? (TCK 109/2)
TCK 109/2’ye göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu cebir, tehdit veya hile ile işlenirse, artık basit halden değil, nitelikli bir halden söz edilir ve ceza aralığı yükselir.
Bu durumda öngörülen ceza:
- 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasıdır.
Buradaki kavramlar kısaca şöyle anlaşılır:
- Cebir: Mağdura karşı fiziksel güç kullanılması (zorla sürükleme, bağlama, itme, kapıyı zorla kapatma gibi).
- Tehdit: Mağdurun, kendisine veya yakınlarına yönelik zarar verileceği korkusuyla özgürlüğünü kullanamaması.
- Hile: Mağdurun kandırılarak bir yere götürülmesi veya bir yerde tutulması (yalan söyleyerek arabaya bindirmek, sahte gerekçeyle odaya kilitlemek gibi).
Bu araçlardan herhangi birinin kullanılması, cezanın 1–5 yıl aralığından çıkıp 2–7 yıl aralığına yükselmesine yol açar. Hakim, yine somut olayın özelliklerine göre bu aralık içinde bir temel ceza belirler; ayrıca başka nitelikli haller varsa (örneğin silahla, birden fazla kişiyle, kamu görevi kullanılarak işlenmesi gibi) bu ceza daha da artırılabilir.
Kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunun nitelikli hallerinde ceza ne kadar artar?
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel cezası TCK 109/1’de düzenlenir; ancak bazı ağırlaştırıcı (nitelikli) haller varsa ceza hem alt sınır hem üst sınır bakımından yükselir. Bu nitelikli haller TCK 109/3 ve 109/4’te sayılmıştır. Hakim, önce temel cezayı belirler, sonra bu nitelikli hallere göre artırıma gider. Aşağıda en sık sorulan üç grup nitelikli hal özetlenmiştir.
Silahla, birden fazla kişiyle veya kamu görevi kullanılarak işlenirse ceza
TCK 109/3’e göre kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçu:
- Silahla,
- Birden fazla kişi tarafından birlikte,
- Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak,
- Veya üstsoy, altsoy, eş, boşandığı eş, kardeş gibi yakınlara karşı
işlenirse, suçun nitelikli hali oluşur ve ceza daha yüksek aralıktan verilir.
Kanun, bu hallerde temel ceza aralığını yükseltir. Uygulamada mahkemeler, önce basit hal için bir ceza belirler, ardından bu nitelikli hallerin sayısına ve ağırlığına göre artırım oranı uygular. Birden fazla nitelikli hal aynı anda varsa (örneğin hem silahla hem birden fazla kişiyle), artırım oranı da buna göre daha yüksek tutulur.
Kamu görevinin kullanılması özellikle ağır değerlendirilir; çünkü mağdur, failin otoritesine güvenerek direnememiş sayılır. Bu nedenle hakimler, kamu görevlisi fail söz konusu olduğunda genellikle üst sınıra daha yakın ceza tayin eder.
Üstsoy, altsoy, eş veya çocuklara karşı işlendiğinde ceza miktarı
TCK 109/3’te sayılan yakın akrabalara karşı işlenen hürriyetten yoksun kılma, aile içi şiddet ve baskı riskini artırdığı için ayrıca ağırlaştırılmıştır. Burada özellikle:
- Üstsoy (anne, baba, dede, nine),
- Altsoy (çocuk, torun),
- Eş veya boşandığı eş,
- Kardeş
mağdur olduğunda, mahkemeler hem ceza aralığının yükseldiğini hem de takdir hakkını mağdur lehine kullanma gereğini dikkate alır.
Örneğin, çocuğun evde kilit altında tutulması, eşin zorla bir odada hapsedilmesi gibi durumlarda, süre kısa olsa bile nitelikli hal nedeniyle ceza basit hale göre belirgin şekilde daha yüksek olur. Ayrıca aile içi konum, mağdurun direnme imkânını azalttığı için, bu durum gerekçede özellikle vurgulanır.
Mağdur savunmasız durumdaysa (engelli, yaşlı vb.) ceza nasıl belirlenir?
TCK 109/3’teki bir diğer önemli nitelikli hal de suçun:
- Beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda olan,
- Engelli,
- İleri yaşta,
- Ağır hastalık, akıl sağlığı sorunu gibi nedenlerle savunmasız
kişilere karşı işlenmesidir.
Bu durumda, mağdurun korunmaya daha fazla ihtiyaç duyması nedeniyle ceza artırılır. Hakim, savunmasızlığın derecesini değerlendirirken:
- Mağdurun yaşı,
- Engellilik oranı ve türü,
- Olay anındaki fiili savunma imkânı
gibi unsurları dikkate alır. Örneğin, tekerlekli sandalyedeki bir kişinin odadan çıkamayacak şekilde tutulması ile tamamen yatağa bağımlı, demanslı bir yaşlının kilit altında tutulması aynı ağırlıkta görülmez; ikinci durumda ceza genellikle daha yüksek belirlenir.
Sonuç olarak, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunda silah, sayı üstünlüğü, kamu görevi, yakın akrabalık ve mağdurun savunmasızlığı gibi her bir nitelikli hal, cezanın hem alt hem üst sınırını yukarı çeker ve hakimin takdirinde daha ağır yaptırım uygulanmasına yol açar. Bu nedenle somut olay değerlendirilirken, sadece “alıkoyma” fiili değil, nasıl, kime ve hangi şartlarda yapıldığı ayrıntılı biçimde incelenir.
Cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden alıkoyma halinde ceza nasıl hesaplanır?
Cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, TCK 109 kapsamında suçun en ağır nitelikli hallerinden biridir. Kanuna göre önce fiilin temel veya nitelikli haline göre bir hapis cezası belirlenir (örneğin 2 yıl, 6 yıl gibi). Ardından, suçun cinsel amaçla işlendiği tespit edilirse, bu ceza yarı oranında artırılır. Yani 4 yıl olarak belirlenen ceza, cinsel amaç nedeniyle 6 yıla çıkarılır.
Bu artırım, mağdurun yalnızca hareket özgürlüğünün değil, aynı zamanda cinsel dokunulmazlığının ve beden bütünlüğünün de ağır biçimde tehlikeye girmesi sebebiyle öngörülmüştür. Uygulamada mahkemeler, önce TCK 109/1–3’e göre alt ve üst sınırlar içinde bir temel ceza belirler, sonra varsa diğer nitelikli hallerin (silah, birden fazla kişi, kamu görevi vb.) artırımını yapar, en son cinsel amaç nedeniyle yarı oranında artırıma gider.
Cinsel amaç unsurunun varlığı hangi hallerde kabul edilir?
Cinsel amaç, kanunda tanımlanmamış; içeriği doktrin ve Yargıtay kararlarıyla doldurulmuştur. Genel kabul, failin mağduru cinsel arzularını tatmin etmek veya mağdurun cinsel özgürlüğüne yönelen bir fiili gerçekleştirmek amacıyla alıkoymasıdır.
Ancak Yargıtay, cinsel amacı yalnızca “şehvet tatmini” ile sınırlı görmemekte; cinsel saldırı, cinsel istismar, cinsel taciz gibi suçların işlenmesine yönelik ciddi tehlike yaratılmasını da yeterli saymaktadır. Yani fiil mutlaka taciz ya da tecavüzle sonuçlanmak zorunda değildir; bu yönde somut bir amaç ve hazırlık bulunması yeterli olabilir.
Cinsel amaç şu tür olgularla ispatlanabilir:
- Failin olay öncesi mağdura yönelik cinsel içerikli söz ve davranışları
- Mağdurun tenha bir yere götürülmesi, kapalı bir mekânda tutulması
- Failin evlenme, birlikte yaşama, cinsel birliktelik kurma yönündeki ısrarlı talepleri
- Olay sırasında kullanılan cinsel içerikli tehdit, söz veya hareketler
Örneğin, eski nişanlısını evlenmek amacıyla kaçırıp günlerce ailesinden gizleyen fail hakkında Yargıtay, evlilik ilişkisinin cinselliği de içerdiği gerekçesiyle cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmektedir.
Çocuk mağdurlar bakımından ise özellikle 15 yaşından küçükler yönünden rıza hukuken geçerli sayılmadığından, “kendi isteğiyle geldi” savunması cinsel amaç unsurunu ortadan kaldırmaz; aksine çoğu zaman ağırlaştırıcı değerlendirilir.
Cinsel suçlarla birlikte işlendiğinde ceza ilişkisi nasıl olur?
Cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, çoğu olayda cinsel saldırı, çocuğun cinsel istismarı veya cinsel taciz gibi suçlarla birlikte karşımıza çıkar. Burada temel ilke, bu suçların genellikle bileşik suç sayılmaması ve her bir suçtan ayrı ayrı sorumluluk doğabilmesidir.
Uygulama şu şekilde işler:
-
Fail, mağduru cinsel saldırı gerçekleştirmek için alıkoymuş ve gerçekten cinsel saldırıda bulunmuşsa,
-
Hem TCK 109 uyarınca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (cinsel amaç nedeniyle yarı artırımlı),
-
Hem de TCK 102 veya 103 uyarınca ilgili cinsel suçtan ayrı ayrı cezalandırılır.
-
Cinsel saldırı fiili tamamlanmamış, ancak mağdurun cinsel dokunulmazlığına yönelik ciddi bir tehlike yaratılmışsa,
-
Kişiyi hürriyetten yoksun kılma suçu cinsel amaçlı nitelikli hal olarak kabul edilir,
-
Cinsel suç bakımından ise somut olaya göre teşebbüs hükümleri veya yalnızca tehdit/taciz hükümleri gündeme gelebilir.
Bu durumda mahkeme, her suç için ayrı ayrı temel ceza belirler; sonra:
- Kişiyi hürriyetten yoksun kılma cezasını, varsa diğer nitelikli hallerle birlikte hesaplar ve cinsel amaç nedeniyle yarı oranında artırır.
- Cinsel saldırı veya istismar suçunun cezasını da kendi nitelikli halleri ve teşebbüs hükümlerine göre belirler.
- Son aşamada, birden fazla suçtan verilen bu cezalar içtima kurallarına göre toplanır; genellikle her iki ceza da ayrı ayrı infaz edilmek üzere hükümde yer alır.
Özetle, cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, cinsel suçun “içine karışıp kaybolan” bir unsur değil; çoğu olayda ayrı ve ek bir ceza doğuran ağırlaştırılmış bir suç tipidir.
Ekonomik kayıp, yaralama gibi sonuçlar cezayı nasıl etkiler?
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda sadece özgürlüğün kısıtlanması değil, bu fiilin yol açtığı ekonomik kayıp ve bedensel zararlar da cezanın belirlenmesinde önemlidir. Türk Ceza Kanunu, hem mağdurun malvarlığını hem de vücut bütünlüğünü korumak için ek yaptırımlar öngörür. Bu nedenle, aynı eylemden dolayı hem hapis cezası hem de adlî para cezası veya ayrıca yaralama suçundan ceza gündeme gelebilir.
Mağdurun önemli malî kaybı olursa ayrıca verilecek adlî para cezası
TCK 109’da, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu işlenirken mağdurun önemli bir malî kayba uğraması hâlinde, fail hakkında ayrıca adlî para cezasına hükmolunacağı düzenlenmiştir.
Burada iki nokta öne çıkar:
- “Önemli malî kayıp” somut olaya göre değerlendirilir. Mağdurun ekonomik durumu, kaybın miktarı, olayın şartları birlikte ele alınır. Her küçük zarar bu kapsamda sayılmaz.
- Bu adlî para cezası, hapis cezasına ek olarak verilir; yani hapis cezasının yerine geçmez.
Örneğin, mağdurun alıkonulduğu süre boyunca işine gidememesi nedeniyle ciddi gelir kaybı yaşaması, yüksek miktarda fidye ödenmesi, değerli eşyalarının bu süreçte kaybedilmesi veya harcanmak zorunda kalınması gibi durumlar “önemli malî kayıp” olarak değerlendirilebilir.
Mahkeme, hem hürriyetten yoksun kılma suçunun temel veya nitelikli haline göre hapis cezasını belirler, hem de ortaya çıkan ekonomik zararı dikkate alarak ayrıca adlî para cezasına hükmeder. Bu para cezası, genellikle gün esasına göre belirlenir ve failin ekonomik durumu da göz önünde bulundurulur.
Suç sırasında kasten yaralama varsa hangi hükümler uygulanır?
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma sırasında mağdurun kasten yaralanması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. TCK sisteminde bu hâlde iki ayrı suç söz konusudur:
- Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK 109)
- Kasten yaralama suçu (TCK 86 ve gerekiyorsa 87)
Kanun, bu durumda yaralama suçuna ilişkin hükümlerin ayrıca uygulanacağını açıkça belirtir. Yani:
- Fail, hürriyetten yoksun kılma suçundan aldığı hapis cezasına ek olarak,
- Kasten yaralama suçunun basit veya nitelikli haline göre ayrı bir hapis cezası ile cezalandırılır.
Yaralamanın niteliği burada çok önemlidir. Örneğin:
- Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek hafif bir yaralama varsa, daha düşük bir ceza söz konusu olur.
- Kırık, çıkık, organ işlev kaybı, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan durum, duyuların veya organların işlevinin zayıflaması gibi ağır sonuçlar varsa, TCK 87’deki nitelikli yaralama hükümleri devreye girer ve ceza ciddi şekilde artar.
- Yaralama neticesinde mağdurun ölmesi hâlinde ise, olayın niteliğine göre kasten öldürme veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri gündeme gelebilir.
Uygulamada mahkemeler, önce hürriyetten yoksun kılma suçunun cezasını, ardından yaralamanın ağırlığına göre kasten yaralama cezasını ayrı ayrı belirler. Daha sonra zincirleme suç veya içtima hükümleri gerektiriyorsa bunları da dikkate alarak toplam cezayı oluşturur.
Sonuç olarak, kişiyi hürriyetinden alıkoyma sırasında mağdurun hem ciddi ekonomik zarara uğraması hem de yaralanması, fail açısından cezanın hem türünü hem de miktarını önemli ölçüde ağırlaştıran unsurlardır.
Teşebbüs, iştirak ve zincirleme şekilde hürriyetten yoksun kılmada ceza
Suç tamamlanmadan engellenirse (teşebbüs) ceza neye göre indirilir?
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, mağdurun hareket serbestisinin fiilen kısıtlanmasıyla tamamlanır. Fail, bu sonucu gerçekleştirmek üzere icra hareketlerine başlamış, fakat elinde olmayan nedenlerle suç tamamlanmamışsa teşebbüs hükümleri uygulanır.
Türk Ceza Kanunu’na göre teşebbüste ceza belirlenirken özellikle:
- Failin kastının yoğunluğu
- Gerçekleşen tehlikenin ağırlığı
- Suçun ne ölçüde tamamlanmaya yaklaştığı
dikkate alınır ve temel ceza, tamamlanmış suça göre orantılı şekilde indirilir. Örneğin mağduru araca zorla bindirme aşamasında yakalanan fail ile, mağduru kısa süre de olsa bir yerde tutan fail aynı oranda indirimden yararlanmaz; ikinci durumda suç tamamlanmaya daha çok yaklaşıldığı için indirim daha sınırlı olur.
Ayrıca fail, suç tamamlanmadan kendi iradesiyle vazgeçer ve mağdurun özgürlüğüne kavuşmasını sağlarsa, artık teşebbüs değil, gönüllü vazgeçme hükümleri gündeme gelir ve çoğu durumda cezaya hükmedilmez ya da daha hafif bir yaptırım uygulanır.
Birden fazla kişinin birlikte hareketinde (suça iştirak) sorumluluk
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu çoğu zaman birden fazla kişiyle işlenir. Birden çok failin birlikte hareket ettiği durumlarda müşterek faillik veya yardım etme hükümleri devreye girer.
- Suçun icrasına birlikte egemen olan, planlayan, mağduru zorla götüren, kapıyı kilitleyen, nöbet tutan kişiler genellikle müşterek fail sayılır ve her biri, sanki suçu tek başına işlemiş gibi tam ceza ile sorumlu tutulur.
- Sadece araç temin eden, yer gösteren, cesaretlendiren, fakat icra hareketlerine katılmayan kişiler ise yardım eden konumunda değerlendirilir ve bunlar hakkında temel ceza, kanundaki genel iştirak hükümlerine göre indirimli uygulanır.
Önemli olan, kişinin olayın bütününe katkısı ve suçun işlenişi üzerindeki hâkimiyetidir. Yargı uygulamasında, “ben sadece yanlarındaydım” savunması, eğer fiilen destek ve cesaret verme varsa çoğu zaman sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Aynı kişiye karşı birden fazla kez işlenirse ceza nasıl artırılır?
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu aynı mağdura karşı değişik zamanlarda birden fazla kez işlenirse, genellikle zincirleme suç hükümleri uygulanır. Burada aranan temel şartlar:
- Her bir eylemin aynı suç tipini oluşturması
- Mağdurun aynı kişi olması
- Eylemler arasında belli bir zaman aralığı bulunmasına rağmen, failin genel bir suç işleme kararı çerçevesinde hareket etmesidir.
Bu durumda mahkeme, tek bir kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel cezasını belirler, ardından zincirleme suç nedeniyle cezayı dörtte birden dörtte üçe kadar artırabilir.
Eğer her bir olay, aralarında bağ bulunmayacak kadar kopuk, farklı saiklerle ve bağımsız kararlarla işlenmişse zincirleme suç değil, ayrı ayrı suçlar kabul edilir ve her biri için ayrı ceza verilir. Bu da toplam yaptırımın çok daha ağır olmasına yol açabilir.
Sonuç olarak, teşebbüs, iştirak ve zincirleme suç hükümleri, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda cezanın miktarını ciddi biçimde etkileyen üç temel mekanizmadır; somut olayın ayrıntıları bu nedenle büyük önem taşır.
Etkin pişmanlık halinde kişiyi hürriyetinden alıkoyma cezasında indirim
TCK 110’a göre etkin pişmanlık şartları nelerdir?
Kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunda etkin pişmanlık, failin sonradan pişman olup mağdurun özgürlüğünü kendiliğinden geri vermesi hâlinde cezada indirim yapılmasını sağlayan özel bir düzenlemedir. Bu konu Türk Ceza Kanunu m.110’da açıkça düzenlenmiştir.
TCK 110’a göre etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için temel şartlar özetle şöyledir:
-
Suç, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu olmalıdır. Düzenleme doğrudan TCK 109’a atıf yapar; başka suçlar için otomatik olarak uygulanmaz.
-
Fail, mağduru kendiliğinden serbest bırakmalıdır. Yani kolluk baskını, üçüncü kişilerin müdahalesi, yakalanma korkusuyla kaçarken mağdurun tesadüfen kurtulması gibi durumlar etkin pişmanlık sayılmaz. Failin iradesiyle, bilinçli bir şekilde “artık bırakıyorum” demesi gerekir.
-
Serbest bırakma, mağdur için güvenli bir şekilde olmalıdır. Mağdurun canına, bedenine, cinsel dokunulmazlığına yönelik yeni bir tehlike yaratılmamalı; ıssız bir yere terk edilip kaderine bırakılmamalıdır. Uygulamada, evine yakın bir yer, hastane, karakol çevresi gibi görece güvenli alanlar bu kapsamda değerlendirilir.
-
Serbest bırakma, yetkili makamlar tarafından öğrenilmeden önce gerçekleşmelidir. Olay zaten ihbar edilmiş, soruşturma başlamış ve fail yakalanmışsa, sonradan “pişman oldum” demek TCK 110 anlamında etkin pişmanlık sayılmaz. Önemli olan, devletin zorlayıcı gücü devreye girmeden önce failin kendi iradesiyle geri adım atmasıdır.
-
Mağdurun hayati tehlike altında olmaması ve suçun ağır sonuçlar doğurmamış olması gerekir. Örneğin mağdur ağır şekilde yaralanmış, cinsel saldırıya uğramış veya uzun süreli, ağır travmatik bir alıkoyma yaşanmışsa, mahkemeler etkin pişmanlık hükümlerini daha dar yorumlayabilir. Kanun metni bu ayrımı açıkça yazmasa da Yargıtay kararlarında “gerçek anlamda pişmanlık” ve mağdurun korunması ön plandadır.
Bu şartlar sağlandığında, mahkeme TCK 110’u uygulayarak kişiyi hürriyetinden alıkoyma cezasında önemli oranlarda indirim yapabilir.
Mağdur güvenli yere bırakıldığında ceza ne oranda azalabilir?
TCK 110, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunda etkin pişmanlık hâlinde cezanın ne kadar indirileceğini de oran olarak belirler. Kanuna göre:
- Fail, mağduru güvenli bir yerde serbest bırakırsa, verilecek hapis cezası yarısına kadar indirilebilir.
Bu “yarısına kadar” ifadesi, hâkime bir takdir alanı bırakır. Yani indirim mutlaka tam yarı oranında olmak zorunda değildir. Somut olayın özelliklerine göre:
- Mağdurun ne kadar süre alıkonulduğu,
- Alıkoyma sırasında kötü muamele, tehdit, darp, cinsel taciz gibi ek fiillerin olup olmadığı,
- Failin gerçekten pişman olup olmadığı (olayı gizlemeye çalışıp çalışmadığı, mağdura yardım edip etmediği),
- Mağdurun yaşı, sağlık durumu, savunmasızlığı
gibi ölçütler dikkate alınarak indirim oranı örneğin 1/4, 1/3 veya 1/2 şeklinde belirlenebilir.
Önemli bir nokta da şu: Etkin pişmanlık, suçu tamamen ortadan kaldırmaz, sadece cezada indirim sağlar. Yani kişi “nasıl olsa bıraktım, ceza almam” diyemez. Suç tamamlanmıştır; sadece pişmanlık ve mağdurun güvenli şekilde serbest bırakılması, cezanın daha düşük belirlenmesine yol açar.
Uygulamada mahkemeler, özellikle:
- Mağdur kısa süre alıkonulmuşsa,
- Fail hemen ardından kendi imkânlarıyla mağduru güvenli yere bırakmış ve olayı inkâr etmemişse,
- Mağdurun fiziksel ve psikolojik zararı görece sınırlı kalmışsa
TCK 110’daki üst sınıra yakın (örneğin 1/2) indirim yapmaya daha yatkın olabiliyor. Buna karşılık, alıkoyma uzun sürmüş, mağdur ağır korku yaşamış veya başka suçlar da işlenmişse, etkin pişmanlık uygulansa bile indirim oranı daha düşük tutulabiliyor.
Kısaca, mağduru güvenli yere bırakmak hem insanî hem de hukuken önemli; ancak bu sadece cezada indirim sağlar, suçu ortadan kaldırmaz.
Kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçunda şikâyet, uzlaşma ve zamanaşımı
Suçun şikâyete tabi olup olmadığı ve kimlerin başvurabileceği
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK 109), şikâyete tabi bir suç değildir. Yani kanunda “şikâyet üzerine” ibaresi yer almadığı için, Cumhuriyet savcısı suçu herhangi bir yolla öğrendiği anda resen soruşturma başlatmakla yükümlüdür.
Bu nedenle:
- Mağdur şikâyetçi olmasa bile savcılık harekete geçebilir.
- Mağdurun daha sonra şikâyetten vazgeçmesi, açılmış kamu davasının düşmesine yol açmaz.
Her ne kadar suç şikâyete bağlı olmasa da, uygulamada çoğu dosya mağdurun kolluğa veya savcılığa başvurusu ile açılır. Mağdurun kendisi, velisi, vasisi, yasal temsilcisi veya olayı bilen üçüncü kişiler ihbarda bulunabilir. Önemli olan, savcılığın suçu öğrenmesidir; bu öğrenme, şikâyet dilekçesiyle olabileceği gibi, kolluk tutanağı, hastane bildirimi gibi başka yollarla da olabilir.
Uzlaşma mümkün mü, soruşturma resen mi yürütülür?
Kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçu, uzlaşma kapsamındaki suçlar arasında değildir. Uzlaşma kurumu, kural olarak şikâyete tabi suçlar ve kanunda açıkça sayılan bazı suçlar için öngörülmüştür; TCK 109 bunlar arasında yer almaz.
Bu nedenle:
- Mağdur ile fail kendi aralarında anlaşsa bile,
- Uzlaştırmacı aracılığıyla bir “uzlaşma” yapılsa dahi,
ceza davası sırf bu nedenle düşmez. Hakim, ancak diğer şartlar varsa (örneğin etkin pişmanlık, iyi hal, HAGB gibi) cezayı azaltabilir; fakat “uzlaştılar” diye dosya kapatılmaz.
Soruşturma ise yukarıda belirtildiği gibi tamamen resen yürütülür. Savcılık, delil toplama, tanık dinleme, kamera kaydı isteme gibi işlemleri kendiliğinden yapar; mağdurun talebi sadece süreci yönlendiren bir unsur olabilir, ama zorunlu bir şart değildir.
Dava zamanaşımı süresi ve bu sürenin nasıl hesaplandığı
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda dava zamanaşımı, TCK 66’daki genel süreler esas alınarak belirlenir. Uygulamada kabul edilen süreler özetle şöyledir:
- Suçun basit hali (TCK 109/1) için dava zamanaşımı: Yaklaşık 8 yıl.
- Nitelikli haller (silahla, birden fazla kişiyle, kamu görevi kullanılarak, çocuğa veya savunmasız kişiye karşı vb.) için: 15 yıla kadar uzayan dava zamanaşımı süresi kabul edilmektedir.
Bu süreler, kural olarak:
- Suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
- Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu “mütemadi” bir suç olduğundan, alıkoyma devam ettiği sürece suç da devam eder; bu durumda zamanaşımı, alıkoymanın sona erdiği tarihten itibaren hesaplanır.
Dava zamanaşımı dolduğunda:
- Henüz dava açılmamışsa savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.
- Dava açılmışsa mahkeme, “davanın düşmesi” kararı verir ve artık ceza verilemez.
Özetle, kişiyi hürriyetinden alıkoyma suçu ne şikâyete ne de uzlaşmaya bağlıdır; ancak dava zamanaşımı süresi içinde savcılık tarafından öğrenilmesi ve soruşturma başlatılması zorunludur. Bu süreler geçtikten sonra, mağdur sonradan başvursa bile ceza soruşturması yapılamaz.
Uygulamada verilen cezalarda mahkemelerin dikkat ettiği başlıca hususlar
Mahkemeler kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda ceza belirlerken sadece TCK 109’daki çıplak ceza aralıklarına bakmıyor. Olayın süresi, kullanılan yöntem, mağdurun yaşı ve durumu, failin kastı, olayın öncesi ve sonrası gibi pek çok ayrıntı birlikte değerlendiriliyor. Yargıtay kararları da bu ölçütleri oldukça ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.
Yargıtay kararlarında öne çıkan ölçütler (süre, yöntem, mağdur durumu)
Yargıtay’a göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşması için çok uzun bir süre şart değil; birkaç dakikalık alıkoyma bile, mağdurun hareket serbestisi fiilen ortadan kalkmışsa suç sayılabiliyor. Ancak cezanın miktarı belirlenirken alıkoymanın ne kadar sürdüğü önemli bir kriter olarak dikkate alınıyor. Uzun süreli, günlerce süren alıkoymalarda temel ceza genellikle üst sınıra yakın belirleniyor.
Kullanılan yöntem de Yargıtay içtihatlarında belirleyici. Örneğin:
- Mağdurun kapı kilitlenerek, pencereler kapatılarak dışarı çıkmasının engellenmesi
- Araca zorla bindirilip başka yere götürülmesi
- Telefonu elinden alınarak evden çıkmasına izin verilmemesi
gibi hallerde, mağdurun gerçekten “bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün” ortadan kalkıp kalkmadığı somut delillerle inceleniyor. Cebir, tehdit, hile, silah, birden fazla kişiyle hareket etme gibi nitelikli unsurlar varsa, Yargıtay çoğunlukla hem daha yüksek temel ceza hem de artırımları onuyor.
Mağdurun durumu da ayrı bir başlık. Çocuk, yaşlı, engelli, hamile veya kendini koruyamayacak durumda olan mağdurlar söz konusu olduğunda, Yargıtay bu savunmasızlığı özellikle vurguluyor ve nitelikli hal kapsamında cezaların artırılmasını yerinde buluyor. Aynı şekilde, mağdurun kapalı bir yerde tek başına bırakılması, gece vakti olması, ıssız bir bölgede alıkonulması gibi faktörler de mağdur aleyhine ağırlaştırıcı koşullar olarak değerlendiriliyor.
Somut olayda ceza belirlenirken leh ve aleyhe değerlendirilen kriterler
Hakim, TCK 61 uyarınca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma cezasını belirlerken önce suçun temel cezasını, ardından artırma ve indirimleri uyguluyor. Bu aşamada hem sanık lehine hem aleyhine pek çok unsur dikkate alınıyor:
Genellikle sanık aleyhine değerlendirilen başlıca kriterler:
- Alıkoyma süresinin uzun olması
- Cebir, ciddi tehdit, silah, kelepçe, bağlama gibi ağır yöntemlerin kullanılması
- Mağdurun çocuk, yaşlı, engelli veya hamile olması
- Mağdurun darp edilmesi, yaralanması, psikolojik travma yaşaması
- Birden fazla failin birlikte hareket etmesi, organize bir plan bulunması
- Mağdurun ıssız, karanlık, kapalı bir yerde tutulması
- Failin pişmanlık göstermemesi, suçu inkarda ısrar etmesi
Bu hallerde mahkemeler çoğunlukla temel cezayı üst sınıra yakın belirliyor, ardından nitelikli haller nedeniyle artırımları uyguluyor. Yargıtay da bu tür ağır olaylarda verilen yüksek cezaları genellikle onuyor.
Sanık lehine dikkate alınan başlıca hususlar ise:
- Alıkoyma süresinin çok kısa olması
- Mağdurun ciddi bir zarara uğramamış olması
- Failin olayı hemen sonlandırması, mağduru güvenli bir yere bırakması
- Samimi pişmanlık, özür, zararın giderilmesi
- Taraflar arasında önceden duygusal ilişki, aile bağı gibi karmaşık bir ilişki bulunması
- İlk kez suç işlenmesi, sabıka kaydının olmaması
Bu tür durumlarda mahkemeler hem temel cezayı alt sınıra yakın belirleyebiliyor hem de takdiri indirim uygulayabiliyor. Eğer TCK 110’daki etkin pişmanlık şartları da gerçekleşmişse, cezada ayrıca önemli oranlarda indirim yapılabiliyor.
Sonuç olarak, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda ceza “otomatik” değil; Yargıtay’ın da vurguladığı gibi, her somut olayda sürenin uzunluğu, kullanılan yöntem, mağdurun konumu ve failin tutumu birlikte değerlendirilerek kişiselleştirilmiş bir ceza belirleniyor.
Ankara avukatından danışmanlık ve temsil talepleriniz için bizimle iletişime geçin.